Çözüm Sürecinde Kritik Gelişmeye Dikkat!
Kritik bir gelişme şudur...
Öcalan'ın yapılmasını istediği "Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" Diyarbakır'da gerçekleştirildi.
Güneydoğu için ilk kez 'Kuzey Kürdistan' ismi resmen kullanıldı.
Kürdistan halklarının kendi tercihleriyle statülerini (özerklik-federasyon-bağımsızlık gibi) belirleme hakkına sahip olduğu, bunun ortaklaşılan bir ilke olduğu, bir statü olmadan kürt sorununun çözülemeyeceği karar altına alındı.
Konferans kararları BM ve AB'ye de gönderilecek.
Ve hükümetin de resmen tanıdığı bu sürecin uluslararası bir kimlik kazanması, özellikle self determination'a evrilmesi, devletin terör örgütü karşısında bugünkü konumunu da elinden alacaktır.
Çözüm süreci nasıl gidiyor?
Hükümete göre her şey yolunda.
O kadar yolunda ki fevkaladelik olarak belirtilecek hiçbir şey yok.
Lakin çekilme sürecinde gözlerden kaçmayan PKK eylemleri var.
Hepsine "provokasyon, tezgah veya süreci sabote etmek isteyenler bunlar" deyip geçmek doğru değildir.
Bunların hepsi "sürece sabotaj" bakışıyla, PKK'ya son 3 ayda takriben 2000'e yakın kişinin katılmasını, PKK'nın bölgede hâlâ vergi almasını, ceza kesmesini açıklayamayız.
Örgüt hem insan kaynakları hem finansal açıdan eski gücünden de ileri bir noktaya vardı ki, buna neden gerek duyuyor?
KCK/PKK bölgede gittikçe kurumsallaşıp kökleşiyor, kendi otoriter sistemini daha da etkili ve işler bir hale getiriyor.
SON 1 AYDA YAŞANAN OLAYLAR
1) Bu ayın başında PKK, Tunceli'de merkeze bağlı Alacık köyünde yapılacak olan jandarma karakolunun yol yapımında çalışan iş makinelerini yaktı.
2) 14 Haziran'da Bingöl'den gelen haber, "acaba PKK'lılar sınır dışına çekilmiyor mu" sorusunu ciddi ciddi akıllara getirdi.
PKK Bingöl'de iş araçlarını yakmış, biri müteahhit 2 kişiyi kaçırmıştı.
3) Bitlis Valiliği'nin resmi açıklamasına göre 21 Haziran'da Bitlis'te taş ocağı şantiyesinde görevli 2 işçi PKK'lılar tarafından kaçırıldı.
4) Şehir ve gençlik yapılanmalarına ağırlık veren PKK, Şırnak'ın Cizre ilçesinde 'asayiş' birimleri oluşturdu.
Şaka değil bu.
Öcalan'ın fotoğrafı ve PKK bayraklarının açıldığı törende yüzleri maskeli ve tek tip kıyafetli PKK'lılar yemin edip Öz Savunma/Asayiş teşkilatının diplomasını aldılar.
Daha sonra mahalle ve caddelere inen PKK'lılar, yol kontrolü yaptı.
KCK bünyesindeki öz savunma güçleri olan bu silahlı birimler, "Kuzey Kürdistan"ın yani Türkiye'nin güneydoğusunun güvenliğini sağlamak için sahaya çıktılar.
YDG-H dense de şekil Öz Savunma ünitelerinin teşkili görüntüsüdür.
Kaldı ki YDG-H (Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi) de Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından KCK/PKK ünitesi olarak tescillenmiş ve cezalandırılmıştır.
KCK, PKK, DTK ve BDP'nin bu konuda tatmin edici bir açıklaması olmadı.
5) Bölgede terörle mücadeleyi yürüten en üst düzey iki generali taşıyan helikoptere, PKK'lılar tarafından ateş açıldı.
Helikopter düşseydi ve şehitlerimiz olsaydı süreç devam eder miydi?
Ederdi zira hükümet çok kararlı.
Başbakan, "Türkiye'nin terör sorununu çözme noktasında olduğunu" son mitinglerinde açıkça ifade ettiği gibi grup konuşmasında da tekrarladı.
İlk aşaması bile tamamlanmamış ve neler yaşanacağının meçhul olduğu bir süreçte, oldukça iddialı bu sözlerin Başbakan'ca istikrarla söylenmesi "çözüm sürecine tam kilitlenme"yi gösteriyor.
Tüm bu gelişmelere bakınca PKK'nın gerçekten çekildiğine inanmak oldukça zordur.
Kaldı ki "PKK çekilmesini şimdi tamamladı" tespitini yapabilecek bir ölçüm materyali de devletin elinde yoktur.
Kritik bir gelişme şudur...
Öcalan'ın yapılmasını istediği "Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı" Diyarbakır'da gerçekleştirildi.
Güneydoğu için ilk kez 'Kuzey Kürdistan' ismi resmen kullanıldı.
Konferansta alınan tüm kararların özü, bildirinin 2. maddesinde:
Kürdistan halklarının kendi tercihleriyle statülerini (özerklik-federasyon-bağımsızlık gibi) belirleme hakkına sahip olduğu, bunun ortaklaşılan bir ilke olduğu, bir statü olmadan kürt sorununun çözülemeyeceği karar altına alındı.
Bu konferansın yapılmasını Öcalan istedi.
Hani Öcalan statü, özerklik veya federasyondan vazgeçmişti?
Herkes "süreçte özerklik lafı bile edilmedi, şartların müsait olduğu yıllarda konuşulur" diyordu.
Fakat asgari olarak özerklikten başlayıp self determination'a ve bağımsızlığa kadar uzanan ve "olmazsa olmaz" sayılan statü şartı var.
Statü konusu halledilmeden sorunun çözülemeyeceği açıkça belirtiliyor.
Ve bundan vazgeçmenin mümkün olmadığı açıkça tüm dünyaya bildiriliyor.
Konferans kararları BM ve AB'ye de gönderilecek.
Ve hükümetin de resmen tanıdığı bu sürecin uluslararası bir kimlik kazanması, özellikle self determination'a evrilmesi, devletin terör örgütü karşısında bugünkü konumunu da elinden alacaktır.
Dikkat!
Gültekin Avcı \ Bugün
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.