Günün Hutbesi

Günün Hutbesi
Genelde “evler” denilince akıllara ilk gelen konutların fiziki şartları, ısınma durumları, kullanılan araç ve gereçlerin yeni ve modernliği gibi maddî hususlar oluyor.

Halbuki Yüce Rabbimiz mü’min kullarının hayatlarını sürdürdükleri konutlarından bahisle dikkatleri bambaşka bir noktaya çekerek şöyle buyuruyor:

“Allah’ın yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin verdiği öyle evler vardır ki orada sabah akşam Allah’ı tesbih eden kimseler vardır. Bunları, ticaret de alış veriş de Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (1)

Görüyoruz ki bu ilâhî mesaj, “..içlerinde sabah akşam Allah’ın anıldığı evler ve bu evlerde Allah’ı anan, namaz kılan, zekat veren kimselerden bahsediyor...

Ve en önemlisi bu ayetlerde ticaretin ve alışverişin bu zikre, bu tesbihe, namaza ve zekata engel olamaması üzerinde duruluyor. Oysa günümüzde ticaret ve alışveriş maalesef farz ibadetler için bile birer engelleyici olabiliyor. İş hayatı merkeze alınıyor ve her şey ona göre şekilleniyor. Babaların eşlere ve çocuklara yönelik sorumlulukları hep iş yüzünden ya askıya alınıyor ya da sürekli erteleniyor.” (2)

Halbuki aslında mü’min olmak; hayatın eksenine Allah’ı ve O’nun rızasını koyan bir tercihin adıdır.

Mü’min olmak; Allah’a kul olmayı ana hedef ve asli görev bilen bir bilinç değişiminin ifadesidir.

Mü’min olmak; her zaman, her yerde ve her hususta hakimiyetin yani insan hayatının modelini belirleyen ilke, ölçü ve sınırları koyma hak ve yetkisinin sadece ve sadece Yüce Allah’a ait olduğunun “La ilahe illallah” diyerek itiraf ve ilanıdır.

Mü’min olmak; hayatın ilâhî emir ve yasaklar doğrultusunda şekillendirilerek Kur’an iklimine dönüştürülmesinin zorunluluğunu kabullenmektir.

Mü’min olmak; konutların ve gönüllerin kapılarını, pencerelerini küfür ve isyan fırtınalarına kapatmayı yaşantının olmazsa olmaz önlemi bilmektir.

Mü’min olmak; “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. ...” (3) ilâhî ikazına ve “Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz. Aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takva iledir.” (4) fermanına kayıtsız şartsız teslimiyet ve gereğini yerine getirmeye çalışmaktır.

Mü’min olmak; Kur’an’daki “...Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki bu apaçık hüsrandır.” (5) ilâhî îkazı karşısında ürperebilmek ve sakınabilmektir.

Hal böyleyken bugünün dünyasında maalesef “Çoğu zaman eşler ve çocuklar babalardan mahrum bir hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Özellikle çocuklar sabah erkenden işe giden, akşam geç saatlerde dönebilen, döndüğünde de artık hem zihnen hem bedenen tükenmiş babalardan gerçek bir baba olarak istifade edememektedir.

Babaların çocuklar üzerindeki ‘model insan’ olma özelliği her geçen gün azalmaktadır. Çocukların belki de sadece babalardan görerek ve birlikte yaşayarak öğrenebilecekleri erkekliğe ve adamlığa dair özelliklerin aktarılması sağlanamamaktadır. Özellikle günümüzde babaların bizzat üstlenmesi gereken sorumluluklar başkalarına ihale edilmekte, babaların yerine ikame edilmek istenen kişi ve kurumlar ise bu görevleri yerine getirememektedir...

Babaların sorumlulukları içinde evinin ve ailesinin dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak da vardır. Ama insanın ihtiyacı sadece bunlarla sınırlı değildir. Hatta iman gibi, ibadet ve ahlak eğitimi gibi ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak; nesillerinin terbiye ve te’diplerini olması gerektiği şekilde üstlenmek babaların daha çok dikkat etmeleri gereken mesuliyet alanıdır. Çünkü bunlar ebedi olan ahiret hayatımızla ilgilidir. Asıl kazanç ahiretimizi kurtarmak, asıl hüsran da (Allah muhafaza) ahiret hayatında karşılaşılacak olan ebedi hüsrandır.

Akıllı kişi, kazancını iyi hesap edebilmek muhasebesini yaparken sadece dünyevi kazancı değil, uhrevi kurtuluşu da göz önünde bulundurmak durumundadır. Bir de yalnız kendi saadetini düşünmemeli, mesuliyeti altında olan ailesini de ebedi hüsrandan kurtarabilmenin gereklerini yerine getirmelidir.” (6)

Diğer taraftan “Toplumsal yapımız Doğu ile Batı arasında şaşkın: Ne tam Doğulu kalabiliyor, ne tam Batılı olabiliyor. Tereddüdümüzün en büyük zararını çocuklar çekiyor...

Bedelini ise yine aileler ödüyor.

Bir kere çocuk yetiştirmekle yükümlü olanlar bilinçli değil. Bilinçli olanlar ise buna vakit ayırmıyor. Sonuçta çocuklar, yaşanan yanlış hayatların ‘bedel’i olarak ya sokağa, ya uyuşturucu bataklığına, ya mafyalaşmaya, PKK kamplarına. Ya da Ergenekon’a savruluyor...
İçki tüketimi artmış...
Boşanmalar artmış...
Nikâhsız beraberlikler artmış...
Bütün bunların yanı sıra, çözümü ihmal edilmiş aile içi problemlerin ve tabii fukaralığın faturası da çocuklarımıza çıkıyor.
Çocuklarımız bir şekilde sahipsiz kalıyor...
Onlara el uzatmamız, çocuklarımızı bir şekilde sokağa düşmekten yahut kanunsuz gruplara malzeme olmaktan kurtarmamız lâzım...
Bunu da ancak şuurlu bir terbiye ve dengeli bir denetimle sağlayabiliriz.” (7)

Hutbemizi Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şu îkazını hatırlayarak noktalayalım:
“Her biriniz bir yöneticisiniz ve her biriniz yönetiminizdekilerden sorumlusunuz: Devlet adamı bir yöneticidir ve halkından sorumludur; erkek, ailesinin yöneticisidir ve onları gözetmekten sorumludur; kadın, kocasının evinin muhafızıdır ve bundan sorumludur; hizmetçi efendisinin malının bekçisidir ve bundan sorumludur. Her biriniz bir yöneticisiniz ve yönetiminizdekilerden sorumlusunuz.” (8)
-----------------------------------------------------
1- (Nur 24/36-37).
2- Veli Karataş, Zafer Dergisi, Sayı:365, Mayıs 2007.
3- Tahrim 6 6/6
4- Taha 20/132.
5- Zümer 39/15
6- a.g.e.
7- Yavuz Bahadıroğlu , Vakit, 26.01.2009
8-Buhari ve Müslim

Akit’ten alıntıdır

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum