Ama’lı Bir ‘Darbe’ Yazısı
Gezi eylemlerine demokratik eylem diyen Hakan, isim vermeden hükümeti demokraklıktan uzak olmakla ve toplumsal mühendislik yapmakla suçladı. Mısır'daki darbeye karşı çıkanların ise mağdur edebiyatı yaptığını öne sürdü.
İŞTE AHMET HAKAN'IN O YAZISI
Ama’lı bir ‘darbe’ yazısı
DARBE çok ama çok kötü bir şeydir.
Ama... Fakat... Lakin...
Şunlar da basbayağı “kötü” şeylerdir ve demokratlıkla falan uzaktan
yakından alakası yoktur:
-Barışçıl toplanma ve gösteri hakkını engellemek...
-Beş kişi toplanınca ortalığa derhal TOMA’ları sürmek...
-Büyük-küçük her türlü toplaşmada her tarafı gaza boğmak...
-Televizyonları “hep aynı şeyleri söyleyen kişilerin konuştukları bir
mecra” haline getirmek...
-Devletin valisinin günde en az üç kez birbiriyle çelişen açıklamalar
yapmasına neden olmak.
-Devletin el koyduğu gazeteye yandaş doldurmak...
-Bazı kadınların akrep denilen polis aracındaki taciz iddialarının
üzerine gitmemek...
-Bazı kadınların “Bizi emniyette çırılçıplak soydular” iddiası
karşısında tüyü bile kıpırdatmamak.
-Konsolosluk önünde gösteri yapan ile Taksim’de gösteri yapan arasında
ayrım yapmak...
-İzmir’de ortaya çıkan eli sopalı polisler hakkında ne yapıldığını
şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmamak.
-Cadı avı yapmak...
-Palalı ve satırlıları çıktıkları ilk mahkemede serbest bırakmak...
-Toplumsal mühendislik yapmaya soyunmak...
-Eleştiriye tahammülsüzlük.
-Lice konusunda yayın yasağı koymak.
-Kasklarının üzerinde numara olmayan polislerle toplumsal olaylara
müdahale etmek...
-Başkalarının ahlaki değerlerini, kılık kıyafetini, yiyip içtiğini
yargılamak ve değerlendirme konusu yapmak.
-“Darbeye karşıyım” diyene “Hayır, sen darbecisin” demek...
-Bir toplumsal olayın ardından akla gelen ilk ve tek çözüm olarak
“polisi güçlendirmek”...
-Başbakan’ın “Keyfi tutuklama ve gözaltılar endişe verici” cümlesini
sadece Mısır için kurması...
-Tek adamlık...
-10 yıl boyunca askeri vesayete karşı hükümete destek vermiş liberal
demokrat aydınları, sırf hükümeti azıcık eleştirdiler diye anında
“darbeci” ilan etmek.
-Katliamlar arasında ayrımcılık yapmak.
Ben bu kadarıyla yetineceğim.
İsteyen listeye başka eklemeler yaparak dilediğince uzatabilir.
Bir tavsiye
AYLIK “Express” dergisi şahane bir “Gezi Direnişi Özel Sayısı”
hazırlamış.
Tarihe kalacak cinsten...
Yıllar sonra torunlarınız, “Orada o anda ne olmuştu” diye sorduğunda
çıkarıp “Al, oku ve öğren” diyebileceğiniz türden bir özel sayı.
Mutlaka edinin, mutlaka okuyun ve mutlaka saklayın.
Demokrata yakışanı saptamak için bir test
AŞAĞIDAKİLERDEN hangisi demokrata yakışan tavırdır:
-CHP’den gelen birkaç “darbe yanlısı” demeç karşısında sevince gark
olmak, “Biz demiştik, bunlardan bir şey çıkmaz” diye göbek atmak.
-CHP’nin kurumsal olarak “Darbeye karşıyız” açıklamasına dikkat kesilip
niyet sorgulaması yapmaksızın “En azından bu iyiye işaret” demek.
Aşağıdakilerden hangisi demokrata yakışan tavırdır:
-Bu zamana kadar Kürt sorununa duyarsız kalmış çevrelerin bir biçimde
Kürt sorununa duyarlı bir tavır sergilemeleri karşısında dudak bükmek,
alay etmek, “Hiç inandırıcı değilsiniz” demek.
-Bu zamana kadar Kürt sorununa duyarsız kalmış çevrelerden gelen duyarlı
tavra, “Cılız da olsa iyi” demek, “Yetmez ama evet” diyerek teşvikçi
olmak, en azından “İnşallah devamı gelir” demek.
Ah Kemal Bey ah
NE zaman Kemal Bey’e laf etsek hep aynı tepkiyi alıyoruz:
“Hükümete bir tane laf çaktın ya... Dengelemek için Kemal Bey’e de bir
tane laf çakacaksın değil mi?”
Bu tür tacizlere pabuç bırakacak, doğru bildiğimizi söylemekten imtina
edecek değiliz.
İşte söylüyoruz:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanına birkaç CHP’liyi alıp halkın giremediği
Gezi Parkı’nda inceleme araştırma gezisi yapması kadar yanlış bir
hareket olamaz.
Eğer liderseniz, eğer o koltuğa oturmuşsanız...
“Halkımın polis zoruyla sokulmadığı bir parka ben de girmem arkadaş”*
demesini aklınıza getirmek zorundasınız.
Tıpkısının aynısı
LİBERAL yazar Atilla Yayla tweet atmış:
“Sözcü’nün ve Ulusal TV’nin yayın yapabildiği bir Türkiye’de basın
özgürlüğü yok demek hiç inandırıcı gelmiyor bana”.
Suphanallah!
Al sana geçmişte statükocuların kurduğu cümlelerin aynısından bir
cümle daha...
28 Şubat’tı...
Dönemin statükocu aydınlarından biri, gözlerimin ta içine bakarak şöyle
demişti:
“Kanal 7, Vakit,
Yeni Şafak, Zaman, STV gibi yayın organlarının yayın yapabildiği bir
Türkiye’de basın özgürlüğü yok demeniz haksızlık değil mi?”
Beş adet ağır haksızlık
BİR: Başbakan Erdoğan ile Mursi arasında hiçbir fark yoktur demek
Başbakan Erdoğan’a ağır haksızlıktır.
İKİ: Tahrir ile Taksim arasında hiçbir fark yoktur demek Gezi’de
ortaya konan demokratik taleplere ağır haksızlıktır.
ÜÇ: Mısır ile Türkiye arasında hiçbir fark yoktur demek Türkiye’nin
kör topal yürüttüğü şunca yıllık demokratik mücadele tarihine ağır
haksızlıktır.
DÖRT: General Sissi’ye bakıp Türk ordusunu akla getirmek Necdet Özel
Paşa’ya ağır haksızlıktır.
BEŞ: İhvan ile AK Parti arasında fark görmemek AK Parti’nin “başarı”
hanesine yazılan ve yazılacak her türlü olumlu icraata ağır haksızlıktır.
Pala meselesi
PALALI adamların sokağa çıkıp göstericilere saldırmasından çok daha
vahim olan husus şudur:
Polisin bir süre“palalı adamlar” karşısında yaşadığı tereddüt...
Ne tereddüdü!
“Palalılar dehşeti”ne karşı bir süre seyirci kalması...
Bu meselenin üzerine gidilmelidir:
BİR: Sokakta elinde pala ve satırla insan kovalayanlara polis neden
anında müdahale etmedi?
İKİ: “Palayla sokağa çıkanlar” karşısında sergilenen tereddüdün
arkasında hangi motivasyon yatmaktadır?
ÜÇ: Polis, “Palalıya müdahale edersem başım belaya girer” diye
düşünmüş müdür?
DÖRT: Polisin bu tereddüdü, herhangi bir nedenle çıldırmış bir adamın
sokakta sergileyeceği palalı dehşet karşısında da ortaya çıkabilir mi?
Hep mağdur oluyorlar
-MISIR’da asker darbe yapıyor... Bizimkiler sanki Türkiye’de
kendilerine karşı bir askeri darbe yapılmış gibi “Mağduruz da mağduruz”
havasına bürünüyor.
-Kahire’de tanklar sokağa çıkıyor... Bizimkiler sanki o tanklar
Türkiye’de sokağa çıkmış gibi olaydan kişisel mağduriyet hissi çıkarıyor.
-Sokaklara palalı adamlar çıkıyor, her taraftan “Kim bu palalılar” sesi
yükseliyor... Bizimkiler “Pala işini bizim üzerimize yıkmaya
çalışıyorsunuz, çok mağduruz çok” tavrını havalandırıyorlar.
? 4 ölü, 12 göz çıkması, yoğun bakımlarda yaşam savaşları, tekmelenmiş,
hırpalanmış insanlar da varken... Sadece başörtülü kadınlara yönelmiş
hunharca eşkıyalıkları dillerine dolayarak “Bu işin de tek mağduru
biziz” havası estiriyorlar, mağduriyeti bile en azından eşit
paylaşmaktan kaçınıyorlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.