Efendimiz (SAV)in Sırdaşı!
Gece, fırtına ve soğuğun kuşattığı üç ordugâh. Müslümanlar ortada. Üstlerinde Ebu Süfyan komutasındaki müşrikler, altlarında Kurayza Yahudileri. Hendek Savaşı neredeyse bir aydır sürüyor. Son Peygamber Medine’yi savunuyor. O gece gök gürültüsünü andırıyor rüzgâr, korkunç bir sesle biçiyor kulakları.Son Peygamber kendisine ulaşan bir haberden emin olmak istiyor. Bu yüzden emaneti yüklenecek bir haberciye ihtiyacı var.
Gözünü kırpmadan gidiyor
Yüzlerce Müslüman içinde onu seçiyor Peygamber. Dokunuyor usulca omzuna.
- Kimsin?
- Huzeyfe!
- Neredesin Huzeyfe? Yerin içinde mi?
- Buyur ya Resûlallah!
Derken, ayağa kalkıyor Huzeyfe. Ve görevi fısıldıyor Nebî: “ Düşman arasında kargaşa çıktığına dair bir haber var. Bana doğru bir bilgi getir onlardan!” Sonra bir dua zırhı giydiriyor sır muhafızına: “Allah’ım, onu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından koru!” Ve bir tembihte bulunuyor giderken: “ Dönüp yanıma gelene kadar düşman içinde bir harekete kalkma!”
Müşriklere doğru yürüyor Huzeyfe. İçinde ne korku, ne üşüme, ne ürperti. Mesafeler kat ediyor sıcacık. İşte düşman ordugâhı! Onlar da ateşin başında ısınıyorlar! Esmer, iri yarı bir adam ellerini ateş yalımlarına tutup göğsüne sürüyor ve bir büyücü gibi sürekli tekrarlıyor o iki kelimeyi: “Geri dönelim!” İlk defa gördüğü Ebû Süfyân’ı öldürmek geliyor içinden o an. Görülmemiş şiddetteki rüzgâr, İslam ordusunun bir bölüğü gibi kıvılcımlar üflüyor yüzlerine. Kazanlarını deviriyor, ateşlerini söndürüyor, çadırlarını başlarına yıkıyor. Kureyştliler, dinliyorlar reislerini: “ Ey Kureyşliler! Durulacak yer olmaktan çıktı burası. Hemen terk edin buraları! İşte gidiyorum ben!” Ebu Süfyan rüzgârın üzerine kum ve çakıl yağdırdığı devesine yöneliyor. Ve müşrikler terk ediyorlar mevzilerini. Ve Huzeyfe’nin karşısına beyaz sarıklı süvariler çıkıyor dönüşte. Süvari kılığında melekler: “Haber ver,”diyorlar Resulullah’a(sav), ‘Yüce Allah perişan etti düşmanı!’ (...) Ayrılsa da bir gün dünyadan Nebî, bu nebevî sevinç hiç ayrılmıyor yanından. Sadece o biliyor münafıkların ismini ve vakalarını gelecek zamanların. Sadece ona söyledi zira Peygamber. Ve sadece ona sordu Hz. Ömer:
- Niçin cenâze namazını kılmadın?
- Efendimiz, bana o kişinin münâfık olduğunu bildirmişti.
- Resûlullah münâfıklar arasında Ömer’i de saydı mı yâ Huzeyfe?
- Hayır, yâ Ömer.
Dört çeşit kalp vardır
Sadece savaşmıyor Huzeyfe. İlim de öğreniyor. 225 hadis-i şerif rivayet ediyor. Kur’ân-ı Kerîm’in çoğaltılarak değişik beldelere gönderilmesi fikrini o veriyor Hz. Osman’a. Kalplerden söz ediyor sonra. Kilitli kalp, iki yüzlü kalp, ışıldayan kalp, nifakla imanın yarış ettiği kalp. Farkında olmadan sapmalarından korkuyor Müslümanların Huzeyfe. Endişesini şöyle dile getiriyor: “Öyle bir zaman gelecek ki, iyiliği emretmeyen ve kötülükten sakındırmayan kimseleri içinizde en hayırlı kişiler olarak göreceksiniz.”(sonpeygamber.info)
O Bulut Efendimiz’i burada beklerdi
Peygamberimiz’in, Mescid-i Nebevi öncesinde musallâsı yani namaz kıldırdığı yer olan Mescidü’l-Gamâme (Bulut Mescidi), Hicretin ikinci yüzyılında cami haline getirilmişti. Hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar bu cami musallâ olarak kullanılıyordu. Ancak, Mescid-i Nebevi genişletilince artık musallâya ihtiyaç kalmayıp cuma ve bayram namazları da burada kılınmaya başlandı. Mescide, ‘Gamame’ yani bulut ismini veren ise, Peygamberimiz’i çocukluğundan beri çok güneşli günlerde yakıcı sıcaklıkdan koruyan buluttu. O bulut, Efendimiz’i Medine’ye hicretinden sonra da takip etmiş, Rasulullah (sav) mescid veya kapalı alanlarda bulunduğu sürece bu alanın üzerinde beklemişti. Çocukluğundan itibaren Peygamberimiz’i takip eden bulut, O’nun ahirete irtihali ile de kayıplara karışmıştı. Gamame (Bulut) Mescidi de bu olayın hatırasına inşa edilmişti. Osmanlıların da ihtimam gösterdiği Mescid-i Gamame irili ufaklı 10 kubbesiye bakıldığında bulutu andırıyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.