Kral Mutfakta Yemek Yaptı
İstanbul-Ankara arasındaki yoğun çalışma temposuna bir de Ramazan eklenince kendisine ulaşmamız hiç kolay olmuyor. Ne arama ne de mesajlarımıza dönüş yapıyor. Eşi Beyda Şükür’ün imdadımıza yetişeceğini düşünüyor, mesaj atıyoruz. Cevap gecikmiyor lakin pek de ümit vermiyor: “İnşallah kendisini görürsem ileteceğim.” Sonunda da üzgün yüz. Eşi bile göremiyorsa... Kendisinden ümidi kesmişken birkaç gün sonra gece yarısı telefon ediyor. Hem gecenin bu saatinde rahatsız ettiği hem de kaç gündür yoğunluğundan dolayı geri dönüş yapamadığı için özür diliyor. Röportaj günü geldiğinde uyku mahmurluğunu üzerinden atamamış olacak ki, “Ne konuşacağız şimdi?” diyor. Yemek Bahane dolayısıyla görüştüğümüzü hatırlatınca eşine dönüp muzip bir ifadeyle, “Tam senlikmiş, seninle yapsın röportajı. Benim yemekle ne işim olur?” diyor. Gülüşmelerin ardından sen misin dalga geçen deyip ilk vurucu soruyu soruyoruz. “Eşiniz için en son ne pişirdiniz?” Hakan Şükür cevap vermek için kıvrana dursun eşi, Şükür’ün köşeye sıkıştırılmasına daha fazla dayanamıyor. Son derece nazik bir üslupla“Şu ana kadar yemek hiç yapmadı ama mutfakta çok yardım eder.” diyor. Eşinden gelen destek karşısında mahcup olduğu her halinden belli Şükür ise bunun altında kalmak istemiyor ve çocuksu bir ifadeyle: “Söyle söyle, ne istiyorsan pişireceğim.” diyor. Beyda Şükür bu sefer yumuşak üslubunu bir yana bırakıp, “Ya Hakan kafa bulma benimle!” şeklinde cevap veriyor. Kral moda girmiş bir kere ısrar ediyor: “Hadi söyle en çok hangi yemeği seviyorsan onu pişireyim.” Beyda Şükür ısrarlara daha fazla dayanamıyor ve “Valla bir mantı yapsan çok hora geçerdi.” diyor gülerek.

Beyda Hanım’ı bilemiyoruz ama biz Kral’ın mutfağa girip mantı yapabileceğine ihtimal bile vermiyoruz. Şaka bir yana yemek yapmadığını, daha doğrusu yoğunluktan dolayı yapamadığını öğrendiğimiz Şükür, meğer mutfağa pek meraklıymış: “Çocukluğumdan beri evde çok duramadığımdan mutfak konusunda pek gelişme gösteremedim. Ama yetenekli olduğumu düşünüyorum. Mutfağı da mutfakta eşime yardım etmeyi de çok seviyorum.” Eşi de Şükür’ün söylediklerini onaylıyor ve evde olduğunda yemek ve masa hazırlanması konusunda kendisine yardım ettiğini, özellikle hafta sonu kahvaltılarında farklı yorumlar kattığı yumurtalarının çocuklar nezdinde bir hayli meşhur olduğunu söylüyor. Hepsi bir yana ama sucuklu-kaşarlı yumurtasını öve öve bitiremiyor: “Beyda’dan daha iyi yapıyorum. İnanmazsanız çocuklara sorun.”
Beyda Şükür de şakayla karışık çocuklara sitem ediyor: “Ben o kadar emek veriyorum ama ne zaman yumurta yapılacak olsa çocuklar, “Babam yapsın” diye tutturuyor. Böyle dediklerinde oklavayı alıp…”
Mutfakta ailece zaman geçirmekten son derece keyif aldıklarını dile getiren Şükürlerin evlerinden misafir hiç eksik olmazmış. Bu yüzden sürekli yemek piştiğini belirtiyor Beyda Şükür. Eşi hemen araya giriyor ve “Bazen sabah çıkarken eşimi mutfakta bırakıyorum akşam geldiğimde bakıyorum hâlâ mutfakta.” diyor esprili şekilde. Yardımcısı olsa da evde yemekleri Beyda Şükür pişiriyor. İsraftan çok korktuğunu dile getiren Beyda Hanım’ın tek bir ekmek kırıntısının dahi çöpe atılmasına gönlü razı olmuyor. Yardımcısına da bu konuda hassas olmasını rica ediyor.
Çocukken bütün yemekleri yakardım
İsraf etmeme konusunda formülü, tüketecekleri kadar yemek yapmakta bulmuş. Kalan ekmekleri ise ya robottan geçirip daha sonra köfte yapmak üzere derin dondurucuya ya da balkonlarının daimi misafirleri karga ve martıların yemesi için pervazlara koyuyormuş. Çocukken annesinin göz kulak ol dediği bütün yemekleri yaksa da Hakan Şükür de israf konusunda eşi kadar hassas. Ailece açık büfe bir otel ya da restorana gittiklerinde tabaklarını asla tıka basa doldurmadıklarını, çocukları da az almaları konusunda sık sık uyardıklarını anlatıyor.
Yemekle bu kadar ilgili Şükür’e futbolu bıraktıktan sonra kilo alma korkusu yaşayıp yaşamadığını soruyoruz. Eski yeme disiplininin kalmadığını, daha rahat olduğunu ancak hâlâ dengeli beslenmeye özen gösterdiğini söylüyor. Ama bir şeyi itiraf etmeden de yapamıyor: “Çok sevdiğim bir yemek varsa mesela etli sarma dolması, tencerenin dibini görene kadar yerim.” Kosovalı olduğu için hamur işlerini çok seven Hakan Şükür, futbolu bıraktıktan sonra 3-5 kilo alsa da çok sevdiği bir yemek olduğunda o gün öğün sayısını ikiye düşürmekte bulmuş çareyi.
Şükür, dünya mutfağına meraklı olduğunu söylüyor. Favorisi ise İtalyan mutfağı. Zamanında hem İtalya’da hem de İngiltere’de top koşturmuş eski futbolcunun yurtdışında bulunduğu dönemlerde yemek konusunda sıkıntı çekip çekmediğini merak ediyoruz. O günleri şöyle anlatıyor: “İçinde dinimizin yasak ettiği maddelerin bulunduğu yiyecekler çoktu. Ekmekler de dâhil. Hatta eşim ekmek poşetlerinin arkasındaki yazıları okuyarak öğrendi İtalyancayı. Etler aynı ızgarada pişiriliyordu. Kamp dönemlerindeyse buna çok dikkat ederdik. Hatta Fatih Tekke bu konuda çok hassastı. Orada bulunduğumuz sürece ne olur olmaz diye düşünür ve hiç et yemezdi. İnter’e transfer olduğumda sağ olsunlar benim bu hassasiyetime çok özen gösterdiler. Sırf benim için ayrı ızgara almışlardı.”
Şükür, Dünya Kupası vesilesiyle Kore’de bulunduğu bir gün yemek konusunda başlarına gelen olaydan çok etkilendiğini söylüyor: “Tavuk her yerde tavuktur” düşüncesiyle hepimiz sipariş etmiştik. Aşçımız da Türkiye’den geldiğinden içimiz rahattı. Masaya geldi ama kesip yemek ne mümkün. Herkes şikâyet edince öğrendik ki tavuklar boğularak ya da elektrik şokuyla öldürülüyormuş. Kanı akmadığı için de sert oluyormuş. Yurtdışında değer ve inançlarımız doğrultusunda hareket etmek meşakkatliydi. Ama bu sıkıntıları çekmek bile güzeldi.”
Bu hassasiyeti yüzünden bazı takım arkadaşlarından tepki alan Şükür, bazılarının da kendisini örnek aldığını söylüyor: “Kimileri, ‘Sen de onu yemiyorsun bunu yemiyorsun. Ne var canım yesene!’ derken, kimileri ise ‘Hakan abi yemiyorsa vardır bir sebebi.’ diyerek kendini garantiye alıyordu.”
Elinin hamuruyla kadın işine karışınca...
Muhabbetimizin sonlarına yaklaşırken hazırlıklı olmadıklarını bilsek de bizim için mutfağa girip girmeyeceğini sormadan edemiyoruz. Hakan Şükür hiç beklemediğimiz bir cevap veriyor ve “Neden olmasın, herkese yemek yapabildiğimi kanıtlamış olurum.” diyor gülerek.
“Ne yapayım peki?” diye sorunca, kabul etme ihtimalinin sıfır olduğunu bile bile “Mantıdan bahsederken pek iddialıydınız. Öyleyse bunu ispatlayın!” şeklinde cevap veriyoruz, . İkinci kez şaşırtıyor ve “tamam” diyor.
Mutfağa girip önlüğü takınca eski futbolcuymuş, milletvekiliymiş umurunda olmuyor. O dakikadan sonra bambaşka birine dönüşüyor Şükür. Un ve su önüne geldiğinde eline şeker verilmiş bayram çocuğundan farksız oluyor. Bu haline şahit olunca şu ana kadar sanki hep bugünü beklediğini düşünüyoruz. Hamuru yoğururken eşine dönüp “Seni anan benim için doğurmuş canım. Hamurunu benim için yoğurmuş.” şarkısını söylüyor. Öte yandan kızlarına dönüp ‘hamur nasıl yoğurulmuş izleyin de öğrenin’ uyarısında bulunuyor. Eşi Şükür’ün bu halini görünce endişeli bir şekilde, “Hakan karizmayı çok fena çizdirdin!” demekten alamıyor kendini. Şükür’ün cevabı gecikmiyor: “Hiçbir şey olmaz. Böylelikle Hakan Şükür’ün nasıl mantı açtığı, yemek yaptığı tescillenmiş olacak.” diyor. İkilinin rezil olmayalım telaşı aralarında komik diyalogların geçmesine neden oluyor:
Beyda Şükür: Biraz daha un katalım Hakan açarken yapışmasın.
Hakan Şükür: Ne yaptın Beyda taş gibi oldu. İşi ehline bırakmıyorsun ki…
Beyda Şükür: Biraz su katınca sorun kalmaz.
Hakan Şükür: Ne kadar da un yedi bu hamur yahu… Beyda kıymayı şimdiden hamurun içine koyup öyle yoğursak ne olur? (Kahkahalar)
Beyda Şükür: Olmaz Hakan, hiç olmadı kurutur, martılara veririz ne yapalım…
Röportaj esnasında evde olmayan oğlu Ömer ise eve gelip babasını elinde oklava hamur açarken görünce şoka giriyor. “Baba sen hamur mu açıyorsun?” diyor ve sinirlenerek bayılma numarası yapıyor. Babası patlatıyor espriyi: “Oğlum yedikten sonra bayılacaktın, öyle anlaşmıştık.”
Hamur yoğururken acemilik çekse de açma konusundaki performansıyla hem bizi hem de eşi Beyda Şükür’ü bir hayli şaşırtıyor. Mantısının tadına bakma fırsatımız olmasa da yıllarca top peşinde koşmuş efsane futbolcuyu beyaz önlükler içinde hamur yoğururken görmenin keyfi hiçbir şeye değişilmezdi diyerek teselli ediyoruz kendimizi.
Zaman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.