Hürriyeti Gaspetti Zürriyeti Yok Ediyor

Hürriyeti Gaspetti Zürriyeti Yok Ediyor
Halkın en küçük bir karşı duruşuna tahammül edemeyen Kerimov yönetimi, akla hayale gelmeyen baskı ve zulüm yöntemlteri uyguluyor.

Öyle bir “zalim” ki, neyin kendi iktidarına tehlike teşkil ettiğini düşünüyorsa onu şiddetle bastırıyor, imha ediyor. Tıpkı “Firavun” gibi. Otoritesine tehdit olur diye bütün erkek çocukları öldürtüyordu Firavun. “Çağın Firavunu Kerimov” da aynen onun gibi.

SUNUŞ

İslam ilim ve kültür mirasının en önemli merkezlerinden biri olan Özbekistan, İmam-ı Buhari’nin, İmam-ı Tirmizi’nin memleketi. Lâkin, Anadolu Türklerinin Ata Yurdu üzerinde kurulu olan Özbekistan hakkında Türkiye kamuoyu çok da fazla bilgiye sahip değil.
Bugün 1 Eylül, Özbekistan’ın bağımsızlık yıldönümü. Bu münasebetle, çağımızın en zalim yönetimlerinden biri olan Özbekistan’ı tanıyalım istedik.
Tanıyalım ki, Irak’a, Afganistan’a, Suriye’ye, Mısır’a, hatta Afrika ülkelerine gösterdiğimiz ilginin, duyarlılığın binde birini Buhari’nin, Tirmizi’nin memleketine göstermediğimizi görelim istedik.
Mısır’da darbe yapan Cunta’nın başkanı Sisi’yi “Firavun” olarak lanetlerken, çağın en büyük Firavunlarından birinin Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov olduğundan haberdar olalım istedik.

Suriye halkını gözünü kırpmadan öldüren, kıyımdan geçiren zalim Esad’ı lanetlerken, Özbek halkına zulmün envai çeşidini reva gören, koskoca Özbekistan’ı açık hava hapishanesi ve zulümhane haline getiren, tarihte yaşanan bütün zulüm türlerini kendi halkı üzerinde tatbik eden Kerimov’un zulmünü de tanıyalım ve azıcık da Özbek halkının çektiklerine duyarlılık gösterelim istedik.

ÖZBEKLER KİMLERDİR?

Özbekler, aslında Türk. Onlara “Özbek” denmesi ise, ayrı bir Türk Boyu oldukları için değil. Şöyle ki:

Cengiz Han’ın torunlarından Batu Han’ın kurduğu Altın Ordu Devleti’nin başına, 1313 tarihinde 9. Han olarak Özbek Han geçmişti. Özbek Han yönetimde o kadar başarılı oldu ki, tarihler 1319’u gösterirken, Özbek Hanlığı kuzeyden dolanarak Edirne’ye kadar hakimiyet kurmuş, hatta 1330’lara gelindiğinde Balkanlar da Özbek Hanlığının egemenliğine girmişti. Özbek Han, 1335’te Azerbaycan seferine çıktı. 14. yüzyıl Acem tarihçisi ve coğrafyacısı Hamdullah Kazvini, işte bu Azerbaycan seferinden söz ederken, Özbek Han’ın askerlerine, “Özbekler” dendiğini kaydeder. Bu tabir o kadar revaç bulmuştur ki, bugün Özbek Han’ın ülkesinden geriye kalanının halkına “Özbek” denmektedir.

ÖZBEKİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI

Uzun yıllar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği çatısı altında Rus işgalinde kalan Özbekistan, Sovyet sisteminin çökmesi üzerine önce 20 Haziran 1990’da egemenliğini, ardından da bugün sürgünde yaşayan Özbek Muhalefet Hareketi lideri Muhammed Salih’in çabalarıyla 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan etti.

Bağımsız Özbekistan’ın toprak genişliği 447.400 kilometrekaredir. Komşuları Kazakistan, Tacikistan, Afganistan, Kırgızistan ve Türkmenistan olup, Başkenti Taşkent’tir. Çok eskiye dayanan köklü bir devlet geleneğine sahip olan Özbekistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Orta Asya’nın güçlü devletlerinden biri haline geldi. Hatta bugün, Orta Asya liderliği konusunda Kazakistan ile rekabet hâlindedir. Ancak, bağımsızlığını kazandığı günden itibaren, Rus işgali döneminde Rusların adamı olarak ülkenin başında bulunan diktatör İslam Kerimov tarafından yönetilmektedir.

Halkını büyük bir baskı ve zulüm altında tutan Kerimov, iki kızıyla birlikte Özbekistan’ın bütün zenginliklerini sömürmekte, ülke, bölgenin en güçlü ekonomisine sahip olabilecekken, halk bugün açlık sınırının altında inim inim inlemektedir.

İşte bu yazı serisinde, Özbekistan’da bugün alenen, dünyanın gözleri önünde yaşanan korkunç zulümlerin boyutları ve mahiyeti hakkında fikir edinmiş olacaksınız. Öyle ki, bugün lanetlediğimiz Mısır Firavunu Sisi’nin zulmünün de, Suriye diktatörü Esad’ın zulmünün de, Özbekistan diktatörü Kerimov’un halkına uyguladığı zulümlerin yanında zayıf kaldığını göreceksiniz. Zulmün büyüğünün Özbekistan’da, çağın Firavununun da Kerimov olduğuna şahit olacaksınız. Türklerin Ata Yurdunun İslamlaşmasının ve özgürlüğünün de, Müslüman Türk Birliğinin kurulmasının da önündeki en büyük engelin, Kerimov’un diktatörlüğü olduğunu anlayacaksınız.

Diktatörlerin devrildiği, halkların, “özgürlük için bedel ödediği” çağımızda, halkı büyük bedeller ödediği halde ülkesini “demir yumruk”la yöneterek dimdik ayakta duran bir diktatör var: Özbekistan diktatörü İslam Kerimov!.. Hiçbir “insan hak ve özgürlüğü”nün bulunmadığı, “baskı” ve “zulüm”ün en şiddetli düzeye ulaştığı Özbekistan’da halk, “açlık sınırının çok altında”, yaşamak için adeta insanüstü bir “savaş” veriyor. Çünkü tüm özgürlükleri baskı altına alan Kerimov yönetimi, Özbekistan’ın bütün kaynaklarını da “kişisel serveti”ni çoğaltmak için kullanıyor. Yanına aldığı bir avuç “yönetici elit tabaka” ile birlikte...

Halkın en küçük bir karşı duruşuna tahammül edemeyen Kerimov yönetimi, akla hayale gelmeyen baskı ve zulüm yöntemleri uyguluyor. “İslam ilim ve kültürü”nün en önemli merkezlerinden olan Özbekistan’da bütün bunlar olurken, dünya sadece seyrediyor. Ama mızrak da çuvala sığmıyor. Şimdi, görelim bakalım Özbekistan’da neler oluyor? Görelim de, sessiz kalanlar insanlığından utanacak mı, hep birlikte izleyelim.

KENDİ HALKININ NESLİNİ TÜKETMEK İSTEYEN BİR DEVLET BAŞKANI
Öyle bir “zalim”ki, neyin kendi iktidarına tehlike teşkil ettiğini düşünüyorsa onu şiddetle bastırıyor, imha ediyor. Tıpkı “Firavun” gibi. Otoritesine tehdit olur diye bütün erkek çocukları öldürtüyordu Firavun. “Çağın Firavunu Kerimov” da aynen onun gibi. Bütün bir Özbekistan halkını baskıladı, sindirip gıkını çıkaramayacak hale getirdi. Şimdi de “Özbek neslinin geleceğini baskılamak”, otoritesine karşı çıkacak bir neslin yetişmesini önlemek için “zürriyeti kontrol” etmek istiyor. Hürriyeti de, zürriyeti de baskı altına alıyor. “Medeni dünya”nın gözü önünde, dünyaya özgürlük vaad eden Amerika’nın desteği ve dostluğu ile.

BBC Dünya Servisi’nden Natalia Antelava, yaptığı araştırmanın sonucunu “Özbek kadınlar zorla kısırlaştırılıyor” diye özetliyor. Örnek veriyor: Adolat, hep dört çocuğu olsun istermiş. Ama ikinci kızından sonra hamile kalamamış. Sebebini öğrenmek için doktora gittiğinde, sezaryenle yaptığı doğumda kısırlaştırıldığını söylemişler.

HER JİNEKOLOĞUN KISIRLAŞTIRMA KOTASI VAR

Kerimov yönetimi son üç yıldır “kadınları kısırlaştırma programı” yürütüyor; kadınların bundan haberi de olmuyor. Kısırlaştırma, daha çok sezaryenle doğum esnasında kadının bilgisi bile olmadan yapılıyor. Gerçi yasalarda bu yok, ama adını vermek istemeyen bir doktor, “bir kota var; benim kotam ayda 4 kadın” diyerek fiili durumu ifşa ediyor. Kısırlaştırma kırsal kesimde daha yaygın. Kırsal kesimdeki doktorlar üzerinde yoğun baskı var. Haftada 8 kadını kısırlaştırması istenen vicdan sahibi bir doktor bunu itiraf ediyor. Ama tabiî ki ismi gizli kalmak kaydıyla. Taşkent’ten bir jinekolog, “bize her yıl bir plan veriliyor. Her doktora, kaç kadına doğum kontrolü uygulaması, kaçını kısırlaştırması gerektiği söyleniyor” diyor. Özbekistan’da halen faaliyet gösteren az sayıdaki sivil toplum kuruluşundan biri olan Uzman Çalışma Grubu’nun 2010’da yayımlanan araştırmasına göre, iki yıl içinde “80 bin” kısırlaştırma vakasını belgelenmiş.

HÜRRİYETİ GASBETTİ, ZÜRRİYETİ YOK EDİYOR

Gülbahar Turayeva, zoraki kısırlaştırmalara dikkat çeken ilk isim. Patolog Turayeva, 2005’te Andican’da çalıştığı morga getirilen genç, sağlıklı kadın rahimlerinin ne kadar da çok olduğunu fark ediyor. Araştırınca 200 zorla kısırlaştırma vakasını belgeliyor. Elindeki bilgileri kamuoyuna açıklamak istediğinde işten atılıyor; ama Kerimov yönetimi peşini bırakmıyor ve Turayeva, 2007’de ülkeye gizlice “muhalif literatür” soktuğu iddiasıyla hapse atılıyor.

Başkentte çalışan doktorlar, kadınları kısırlaştırmak için kırsal kesimlere gönderiliyor. İsmini vermeyen bir kasaba hastanesi doktoru, “kâğıt üzerinde kısırlaştırma ancak rıza ile yapılıyor, ancak uygulamada kadınlara seçme şansı verilmiyor” diyor.
Halkın hürriyetini elinden alan diktatör Kerimov, zürriyetini de yok ediyor. Bütün dünyanın gözü önünde...

YARIN: HEM DİKTATÖR, HEM KATİL
BAŞÖRTÜSÜ VE FERACE GİBİ DİNİ KIYAFETLER YASAK

Kerimov yönetimi, “dindarlıkla savaş” kapsamında başörtüsü ve ferace gibi tesettür kıyafetlerinin satışını yasakladı. Bu tür kıyafetler dükkanlardan ve çarşılardan kaldırıldı. Çarşı esnafına gönderilen tesettür kıyafetlerinin satışının yasaklandığına dair resmi tebliğe göre, dükkanında başörtüsü ya da herhangi dini bir kıyafet bulunan dükkan sahiplerine ağır para cezaları veriliyor.

İnsan hakları aktivistleri, Kerimov yönetiminin bu kararını ülkedeki “dindarlık tezahürlerine karşı savaş” kampanyası çerçevesinde atılmış yeni bir adım ve “dini özgürlükleri bastırma” yönünde gerçekleştirilen “resmi plan”ın bir parçası olarak görüyor. Bu yasaklar silsilesi kapsamında “başörtülülerin kamu binalarına girişi yasaklandı”, “başörtülü çalışan memurlara 7 aylık maaşları kadar para cezası verildi.” Yasağı protesto için eylemlerde bulunanlara karşı ise sert bir şekilde müdahale edilmekte.

Bu arada Kerimov yönetimi, başörtüsü yasağını savunurken Türkiye’yi örnek gösteriyor.
Cami vaizlerine resmi makamlara kayıt zorunluluğu getirilen Özbekistan’da, dini inançları dolayısıyla ve ibadet ettikleri gerekçesi ile tutuklananların sayısı 10 bini aştı.
Taşkent Savcılık ve İçişleri yetkilileri, başörtüsünü çıkarmayan ve Cuma namazı kılan öğrenci velilerini resmen uyararak 360 dolar para cezası vermekle tehdit etti.

Cuma namazına giden çocuklara, gençlere ve başörtüsü takan öğrencilerin evlerine tek tek gidilerek veliler uyarılıyor ve asgari ücretin 15 katı ceza verileceği tebliğ ediliyor.
Asgari ücretin 24 dolar olduğu düşünülürse, 360 dolarlık cezayı, yani tam 15 aylık gelirini ceza olarak ödemeyi Özbek halkının göze alabilmesi imkânsız.

KERİMOV’UN DİKTATÖR OLDUĞU FRANSIZ MAHKEMESİNCE TESCİLLENDİ

Ülkesini demir yumrukla yöneten Kerimov, “çağın en zalim diktatörü” olmasına rağmen kendisine “diktatör” denilmesinden de bir hayli rahatsız. Halkına karşı her türlü zulmü yapacak, “en katı diktatörlük rejimi”ni tatbik edecek; ama kimse bunu böyle bilmeyecek, kimse bu rejime “diktatörlük” demeyecek. “Zalimin zihniyeti” işte bu. Ancak elinin uzanmadığı uzak diyarlarda bunu sağlamaya gücü yetmiyor elbette. Nitekim Fransa’nın meşhur internet portalı “Rue89.com”da Kerimov’un diktatör olduğu hakkında yayınlar çıkar. Kerimov’un Avrupa’da yaşayan küçük kızı Lale Kerimov, internet portalı “Rue89.com”da babası hakkında kullanılan “diktatör” ifadesinden rahatsız olur ve “hakaret davası” açar. Fransız mahkemesi kararını verir: İnternet portalının yayını haklıdır; Kerimov diktatördür. Böylece Kerimov’un diktatörlüğü Fransız mahkemesi tarafından tescillenmiş olur.

YENİ AKİT

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
13 Yorum