Rol Seçiminde Eşimin Dediği Olur
Dizideki karakteri için “Benim gündelik yaşantıma çok yakın, bu sebeple açıkçası oynamakta zorlanıyorum.” diyen Horozoğlu, hayalinizdeki meslekler arasında polislik var mıydı sorusuna ilginç bir cevap veriyor.
Nefes filminde çizdiği sert yüzbaşı karakteri uzun zaman konuşuldu. Vay Arkadaş’ta oynadığı Dildo, Kavşak’ta Tamer ve Açlığa Doymak’ta Eyüp ile oyunculuğunun üzerine hep bir şeyler koysa da, Öyle Bir Geçer Zaman Ki’nin Soner’i kısa sürede silinmeyecek bir iz bıraktı izleyici üzerinde. Mete Horozoğlu, Mehmet gömleğini giydiği Kanal D’nin yeni dizisi ‘Kayıp’la çıktı karşımıza. Bu vesile yapıp Horozoğlu ile konuştuk.
İddialı bir diziyle ekranlara döndünüz. Eski bir polis olan Mehmet için ‘Tam da aradığım roldü’ dediğiniz oldu mu?
Yoğun çalışma temposunda yaptığınız işin beğenilmesi en güçlü motivasyon oluyor gerçekten. Yönetmenimiz Zeynep Günay Tan bu işi yapabileceğimizi söylediğinde, aynı ekiple yeni bir maceraya giriyor olmak beni oldukça heyecanlandırdı zaten. Karakterden etkilenmem daha sonra oldu...
Bu karakter benim gündelik yaşantıma çok yakın, bu sebeple açıkçası oynamakta zorlandığım bir karakter... Zeynep’in yönlendirmeleriyle ve karakter danışmanımın yardımıyla Mehmet’i bulmaya çalışıyorum. Ama çıkan işten çok memnunum. Beni gülümsetiyor, mutluluk veriyor. Bu da doğru yolda olduğumuzu hissettiriyor... Gerçek bir karakter oldu Mehmet çok şükür...
Mehmet’i bulmaya çalışıyorum demişken, rolle ilgili bir çalışmanız oldu mu?
Mehmet, dedektif değil, bir avukat. Kayıp bürosunda da çalışmış eski bir polis. Bu sebeple bu kayıp işine dahil oluyor. Zaten ülkemizde dedektif kavramı çok çalışan bir kavram değil. Bunun üzerinden kurulan bir hikâye çok gerçekçi olmayabilir, sakil kalır. Mehmet’i oluşturmaya çalışırken Çetin Sarıkartal’la, fizikselden öte içsel bir şekillendirmeye girdik. Karakterin psikolojik boyutuna yöneldik ve oradan çıkan fiziksel yönelimi kullanmaya çalıştık...
Yalnız ekrana, ciddi bir hazırlık sürecinden geçtiğiniz yansıyor diyebiliriz...
Yani ekranda görünen işin arkasında, teknik olarak, görüntüden kostüme, prodüksiyondan makyaja 60’a yakın insan var. Herkes işin iyi olması için elinden geleni yapıyor, aslında bu yolda bir bütün oluyor. O gördüğünüz ciddi hazırlık bu olsa gerek. Ben de kendi çalışmam için, yüksek lisans hocam Çetin Sarıkartal’dan yardım aldım…
Bu role sizi ikna eden şey ne oldu?
Dediğim gibi Zeynep Hanım, aynı ekiple yeni bir iş düşünüyoruz deyince büyük oranda ikna oldum zaten. Bu iknanın içerisinde zaten bu ekibin alışık olmadığımız tarzda bir iş yapacağını tahmin etmem de var. Hazırlık aşamasında Zeynep Hanım görüntü, ışık, reji referanslarını verdi. Ne yapmak istediğini iyi bilen bir ekiple çalışmanın rahatlığıyla kabul ettim işi...
Polis ya da dedektif olmak aklınızdan geçmiş miydi hiç?
Bir meslek düşleyerek geçen bir gençliğim olmadı benim. Ticaret lisesinde okudum fakat muhasebeci de olmayacağımı hissediyordum. Tiyatroyla karşılaşana kadar ne iş yapacağını bilen biri değildim.
Filmografinize baktığımızda (ilginçtir) rollerin hiçbiri ötekine benzemiyor. Bu bir tercih mi yoksa öyle mi denk geldi?
Valla aslında ben kabul ettiğim işlere baktığımda hep senaryonun etkili olduğunu görüyorum. Oynayacağım adam sonradan önem kazanıyor. Mutlaka derdi olan senaryolara gönlüm kayıyor. E o derdi yaşayan karakterler de aynı durumda kalmış olsalar bile başka başka adamlar oluyor. Bu da otomatik olarak oynanan adamları birbirinden uzaklaştırıyor. Yakın dönemde oynadığım adama benzemesin diye mutlaka bir tasam oluyor. Ama belirleyici olan o an oynanan karakterin derdi ve durumu olunca başka biri zaten oluyor.
Sabahlara kadar süren set programları, setin stresi derken evde küçük bir kalbin beklediğini bilmek sizi nasıl motive ediyor?
Onun yanında olduğumda, zaman ve mekân bükülüyor. Bu konuştuğumuz her şey anlamsızlaşıyor. Allah isteyen herkese bir çocuk nasip etsin böyle bir yaşama motivasyonunu demekten başka bir söz bulamıyorum.
Size gelen sinema ve dizi teklifleri üzerine eşinizle ciddi fikir alışverişinde bulunduğunuzu duyduk. Bir rolü kabul edip etmeme konusunda ne derece etkili oluyor?
Tabii ki son karar benim! Ama eşimin verdiği karar, benim son kararım oluyor hep.
Dizinin dışında da yeni proje teklifleri geliyormuş. Neler var ufukta?
Şu an sadece Kayıp’la ve Mehmet’le ilgilenebiliyorum. Tiyatro bu sezon tatilde. Ama sürekli tiyatro metni peşindeyim. Nasipse seneye bir oyun daha çıkarabiliriz inşaallah. Sinema için heyecanla beklediğim bir senaryo var. Heyecanla beklediğim yönetmenler var. Bakalım, hayırlısı. Hep beraber göreceğiz.
‘Televizyonculukta geçmişe göre çok iyi yerdeyiz’
“Televizyon işinin çok başlarında bir ülkeyiz. Daha çözemediğimiz birçok parametre var. Bundan dolayıdır ki iyi ya da kötü sürprizlerle karşılaşıyoruz. Batı ülkelerinde 1930’larda yaşanan sorunları yaşıyoruz. Aslında biraz dönüp etrafa baksak belki de birçok sorunu hiç yaşamayacağız ama biz illa tecrübe etmeyi tercih ediyoruz. Geçmiş dönem işlerine bakarak, çok iyi noktalara geldiğimizi görüyorum, bu da ileriki tarihlerde çok çok daha iyi işler yapabileceğimiz umudunu yaşatıyor bana. Bu maceranın içerisinde olmak, bunun bir figürü olmak beni mutlu ediyor.”
‘Şiddete sadece başımıza gelince karşı oluyoruz!’
Geçtiğimiz günlerde bir sokak çatışmasından seken kurşunla yaralanan Mete Horozoğlu, bu konuda şunları söylüyor: “Evet, set çok zor bir çalışma alanı, doğrudur ama benim başıma gelen vurulma olayının bizim işlerle alakası yok. O kadar da değil yani. Münferit bir olay oldu o. Kendi aralarında hesaplaşmak isteyen gençlerin başvurduğu şiddet yolunun, etrafa, dolayısıyla da bana yansımasıydı o mesele. Kaza kurşunu olarak adlandırılmış, toplumda bilinen, herkesin neredeyse kanıksadığı ve bu kanıksamanın beni bir o kadar şaşırttığı bir durum bu. Toplum olarak, sadece başımıza geldiğinde değil, her durumda, her zaman şiddete karşı olmanın, her sorunun konuşularak ortak bir paydada anlaşmaya varılabileceğini idrak etmenin duacısıyım.”
zaman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.