Size ne derler bilemem ama bize boynuzlu derler
İlk şiirlerini neden yaktığını bu röportajda açıklayan Karakoç’un, Türk edebiyat ve sanat dünyasının renkli simalarından Osman Yüksel Serdengeçti, Necip Fazıl Kısakürek ve Osman Bölükbaşı’yla ilgili unutulmaz anıları.. “İki İsmet’ten çok çektim” ve “Biz hapiste olmadığımız zaman ayda bir çıkar”ın hikayesi.. Ve daha neler neler. Son olarak da Türk Gençliğine mesajı… Hepsi bu bölümde:
“BİZ HAPİSTE OLMADIĞIMIZ ZAMAN AYDA BİR ÇIKAR”
Y.DÖNMEZ: Rahmetli Osman Yüksek Serdengeçti ile yayıncılık geçmişiniz de var. Nasıldı? Anlatır mısınız?
A. KARAKOÇ: Osman abi(Osman Yüksel Serdengeçti) ile bir dergi çıkartıyorduk. Adına bak, Fedai. (Gülüyor). Fakat karton marton yok kapakta. Tamamı saman kağıdı. 4 sayı sonra kaç gün oldu biliyor musun? 60 bin. Her sayıda yazdım… Sonra “abi ben bu yazılarımı derleyeceğim” dedim, “kitap çıkartalım mı” dedi, “çıkart” dedim. Çıkarttı. 10 bin adet bastı. İlk kitabım, Hasan’a Mektuplar böyle çıktı. O bitti, bir 10 bin daha bastık. O tarihlerde 10 bin iyi bir rakam. Düşünün, henüz tanınmayan bir adamım ve bu bir şiir kitabı. Bu kadar satıyor. Ancak dergide baya tantana yapmıştı şiirlerim. Ha bir de mahkemelik oldu kitabım(Gülüyor). Savcısı, hakimi diyor ki, “getir şu kitabın bir örneğini”, kalmadı ki, “Yok” diyorum; “Kalmadı.” “Bak seni beraat ettiremeyiz o zaman” diyorlar, “Eee napıyım, etmezsek etmeyiz” dedi. Öyle sattı yani. Bundan 10-15 sene önceydi, “Bende kitap kalmadı, bana kitap gönderin, kimde varsa” diye.(Gülüyor) 
“İKİ İSMET’TEN ÇOK ÇEKTİM”İN ASLI BÖYLEYMİŞ
Y.DÖNMEZ: Serdengeçti’nin, “İki İsmet’ten çok çektim” sözünün aslı nedir?
A. KARAKOÇ: Rahmetli; “iki İsmet’ten çok çektim, biri hürriyetimi aldı, biri zürriyetimi” derdi. Bu sözünde kastettiği İsmet’lerden biri İsmet İnönü. İnönü çok çektirdi rahmetliye. Diğeri ise eşi. Eşinin adı da İsmet’ti.(Gülüyor) Şöyle ki, bir oğlu vardı, 8-9 yaşlarında vefat etmiş. Başka da çocuğu olmadı. “Önceleri hiç aklıma gelmezdi Karakoç” derdi; “Sonraları üzülmeye başladım”.
DEMİREL’E “SİZE NE DERLER BİLEMEM AMA BİZE BOYNUZLU DERLER”
Y.DÖNMEZ: Demirel’le meşhur tartışması neydi?
A. KARAKOÇ: Adalet Partisi’nden Milletvekili ya, Demirel Genel Başkanı. Meclis’te bir önerge görüşülüyor. Bir iki oyla Demirel’lerin aleyhine sonuçlanıyor. Serdengeçti, yok oylamada. Bir de geliyor. Demirel kızıyor, “Nerdesin sen” falan diye. Bunun üzerine başlıyor anlatmaya; “İşte baldız doğum yaptı, hanımla onu hastaneye götürdüm..” falan filan. Demirel de “Bu ne biçim bahane Osman” diyor. Serdengeçti “niye?” diye soruyor. Demirel de “Kendi gider canım. Sen ne diye gidiyorsun yanında”. “Yok yok öyle olmaz” diyor Serdengeçti. “Ya nasıl olur?”. Cevap veriyor Serdengeçti, “Valla bizim hanımlar” diyor; “7 kat kıyafetin içinde kocasının yanında gider. Aksi halde bize boynuzlu derler. Sizinkiler ne diyor bilemem ama bizimkiler böyle der.” (Gülüyor)
“DÖNEKLİK KAPISINDA BAŞLIYOR”
Y.DÖNMEZ: Meclis’te de dikkat çeken bir isim oldu anlaşılan.
A. KARAKOÇ: (Gülüyor) Olmaz mı? Yahu çok enteresan bir adamdı. Bakın, Meclis’e ilk kez geliyor. Dönen kapı görmemiş Osman abi. Dönen kapıdan girecek, daha doğrusu girmeye çalışıyor(Gülüyor). Kapı dönüyor Osman abi de dönüyor. Nereden çıkacağını bilememiş. Oradan adamın biri “yahu ne yapıyorsun” demiş. “Eee dönüyorum” demiş; “Allah belasını versin, kapısına geldik döneklik başladı buranın.”
“BANA BAK ULAN”
A. KARAKOÇ: Laf lafı açıyor. Bir gün Meclis’te konuşuyor, CHP’li milletvekilinin biri laf atıyor, “kravatını tak öyle konuş” diye. “Bana bak ulan” diyor, “kravat konuşmaz burada” diyor; “adam konuşur adam.” “Bak senin kravatın var, konuşabiliyor musun?” diyor. Hazır cevaptı, lafını hiç esirgemezdi. Dobra dobra konuşurdu. Çekinmezdi kimseden rahmetli.
KRAVATI TAKMIŞ AMA NERESİNE?
A. KARAKOÇ: Dil Tarihte iken yaşanan o kravat meselesini herkes başka türlü anlatırdı. Bir gün anlat şu olayı, nasıl oldu dedim. Anlattı. “Dil Tarih’te okuyoruz” diyor, “talebeyiz”. “Beni herkes bilir” diyor. “Dağınık saçlı Osman derler” diyor. (Gülüyor). Kravat takmıyor ya, bir gün kızlar ısrar ediyor, ille kravatla gel okula diye. “Tamam” diyor, “Söz yarın kravatlı gelirim”. Kusura bakmayın, laf lafı açtı anlatıyorum. Sansürsüz anlatıyorum.(Gülüyor) “Sabah çıktım evden okula gidiyorum” diyor, “Allah yaklaşınca kapıda ne görsün, okulun önü dolmuş beni bekliyorlar.” Dağınık saçlı Osman kravat takıp gelecek diye. Tabi kravat mıravak yok yakada. Kızlar öyle görünce “Osman sen yalan söylemezdin de mi yalancı oldun” diyor; “Hani kravat takacaktın?” “Yoo” diyor; “Niye yalancı olayım, taktım valla, aha kravat belimde” diyor.(Gülüyor) Belinde ama neresinde(Gülüyor). Uçkur gibi beline bağlamış kravatı.
“KIZ YÜZLÜ OĞLAN” DİYE KİME DERDİ?
A. KARAKOÇ: Yine içinde bizzat olanlardan dinledim. Yavuz Bülent Bakiler’den hatta. Osman abi gitmiş memlekete, üzüm kurusu, elma kurusu, kayısı kurusu filan getirmiş. Arkadaşları iştirak etmişler yiyorlar. Mehmet Şevket Eygi geliyor ve “Ooo Osman abi, dünyanın kurusunu yiyorsunuz, biz acımızdan ölek” filan diyor. Osman abi hazır cevap, “Olmaz mı eksik diyor, bir eksik vardı şimdi tamam oldu. Bir … kurusu yoktu sen de geldin tamamlandı” diyor.(Gülüyor) Hiç sevmezdi Mehmet Şevket Eygi’yi, “Kız yüzlü oğlan” derdi. “Çok bencil bu” derdi, “aman ha” derdi. Mehmet Şevket Eygi’yi de o okutmuş ha.. Tüm masraflarını karşılamış. Gelgelelim sevmezdi, Mehmet Şevket Eygi’yi. 
“BU NEYİN OLUR?”
A. KARAKOÇ: Rahmetliyi en çok Süleyman Arif Emre severdi. Yahu ne kadar bağlı, ne kadar çok severdi. Fakat rahmetli Süleyman’ı da yerden yere vururdu. Ama Süleyman öyle çok severdi ki Osman abiyi. Hâlâ bahsettiğimde gözleri dolar. Çok açık sözlü bir adamdı. Bir gün, Süleyman Arif Emre’nin de milletvekili olduğu dönemdi, Keçiören’de evi varmış, oraya davet ettiler. Gittik, Osman abi ile birlikte. Oturduk sohbet ediyoruz. Süleyman Arif Emre’nin hakikaten güzel bir kız idi, gelip geçerken, Osman abi “Bu senin mi” dedi. “Evet benim” dedi Süleyman Arif Emre. “İyi Allah bağışlasın” filan. Bir müddet sonra bir oğlan geldi, kalıpsız, itici bir oğlan. “Bu neyin olur” diye sordu. “Hem damadım hem de yeğenim” dedi. Osman abi, “Allah belanı versin” dedi; “sen doğrudan doğruya cehennemliksin, bu güzelim kızı niye buna verdin”.
“OSMAN’IM SEN DE BASTIR”
A. KARAKOÇ: Yine bizzat kendisinden dinledim. Necip Fazıl abiyle bir anısı. Kitabı çıkıyor Necip Fazıl abinin. Osman abiye “Osman sevgilim gel, kitabım çıktı. Bunu bastır sen” diyor. “Olur” dedim diyor. “500 ver yeter” dedi diyor. “Ne diyim, çıkardım verdim” diyor. “İki gün sonra baktım ki” diyor; “başkası çıkarmış kitabını”. Gidiyor. “Yav üstad ne yaptın” diyor. “Eee ben Necip Fazıl’ım, benim ihtiyacım çok olur. Osman’ım işine bak sen, sen de bastır” diyor.(Gülüyor)
“BİZ HAPİSTE OLMADIĞIMIZ ZAMAN AYDA BİR ÇIKAR”
Y.DÖNMEZ: Peki Osman Bölükbaşı, rahmetliyle de anılarınız var mı?
A. KARAKOÇ: Osman Bölükbaşı Meclis’in dadını getirirdi. Mert adamdı. Bir dönem milletvekilliği yaptı. Kim dayanırdı ikinci bir döneme(Gülüyor). Şimdi adaylık koymuş, kimsenin haberi yok. Varıyormuş, kendi partisinin adamlarına, “Filan varya, eee, o varya o p… dir, düşerse çeltik torbasının üzerine düşer hiçbir şey olmaz, filan namussuzdur, pamuk torbasının üzerine düşer.. Filan da paranın üzerine düşer olum.. Ama ben düşersem kafa göz hiçbir şey kalmaz, tangır tungur her tarafım kırılır..” diyormuş. Sonra 10 gün içinde 1’inci sıradan milletvekili yapmışlar. “4 defa hapis oldum, bir defa mebus oldum” diyor. Yazılarında biraz sert idi. Dümdüz giderdi. Serdengeçti dergisinin kapağında yazardı. Ayda bir çıkardı dergi. Diyorlar ki, “Ya sen ayda bir diyorsun, bu dergi üç ayda bir çıkıyor, bu nasıl iş”. Cevap veriyor, “Olum biz sayıynan değil, tuşunan galip geliriz”. “Ha” diyor; “Ayda bir çıkar tamam ama biz hapiste olmadığımız zaman ayda bir çıkar.”(Gülüyor) Hapishanelere şey derdi, “Açın kapıları Osman geliyor”. Cesaret işte. Dönemin Milli Eğitim Bakanı’na “Yüksek vekaletin alçak vekili” diye dilekçe yazıyor. Düşünün artık. Sonra “Haydi içeri.”
“EY KAHRAMANMARAŞ’IN P… EVLATLARI”
A. KARAKOÇ: Diğer Osman, Bölükbaşı. Maraş’a geliyor. Kalabalık çok. Konuşacak. “Ey Kahramanmaraş’ın p… evlatları” diye başlıyor.(Gülüyor) Bir alkış bir alkış. Millet gülüyor. “Ben yalın mı söylüyorum” diyor, “ ‘p…’ diyorum alkışlıyorlar bak.”(Gülüyor) “Alkışlıyorsunuz, davul ile zurna ile karşılıyorsunuz, oy vermiyorsunuz olum” diyormuş.
İLK ŞİİRLERİNİ NEDEN YAKTI?
Y.DÖNMEZ: Hocam, bir dönem önceki yıllarda yazdığınız bütün şiirleri yaktığınız doğru mu?
A. KARAKOÇ: He yaktım.
Y.DÖNMEZ: Neden peki?
A. KARAKOÇ: Onlar benim hamlık dönemim idi. Ondan yaktım.
Y.DÖNMEZ: Beğenmediniz öyle mi?
A. KARAKOÇ: Evet, beğenmedim yaktım. Böyle halkın huzuruna çıkılmaz diye düşündüm.
Y.DÖNMEZ: Halkın huzurundan kastınız, kitap basımı mı?
A. KARAKOÇ: Evet, kitap bastıracağız. Halkın huzuruna çıkacağız. Öyle olmaz dedim.
Y.DÖNMEZ: Kaç şiiriniz öyle gitti?
A. KARAKOÇ: Epey vardı. İki kitap olurdu. Yaktım hepsini. 1958’di. Bu yıldan sonra yazdıklarım duruyor ama(Gülüyor). O yaktıklarım içinde de güçlüleri vardı.
Y.DÖNMEZ: En son yazdığınız şiir hangisi, hatırlıyor musunuz?
A. KARAKOÇ: Hiç birini hatırlamıyorum(Gülüyor)
GÜNLERİ NASIL GEÇİYOR
Y.DÖNMEZ: Evinize geldiğimizde kamelyada olduğunuz söylendi önce ama sonra anladık ki komşularınızla Kocatepe’ye gitmişsiniz. Günleriniz nasıl geçiyor?
A.KARAKOÇ: Benim iyi komşularım var. Allah herkese onlar kadar güzel komşu versin. Toplanırız, güzel parklar var bizim oralarda biliyorsunuz, Harikalar Diyarı var mesela, oralarda gezeriz. Laf ederiz. Şehirde dolaşırız. Akşamları evlerde, kamelyada toplanır sohbet ederiz. Üç beş defa çay demlenir. Çok tatlı geçer sohbetlerimiz. Sağolsun eş-dost hiç boş bırakmaz. Ziyaret ederler. Alıp götürürler. Yaşımız ilerledi, “yok ben gelmem” derim, gelip alırlar “Sensiz olmaz abi” diye. Hepsinden Allah razı olsun.
Y.DÖNMEZ: Efendim tekrar teşekkür ediyorum, vakit ayırdınız. Özellikle Türk gençliğine son bir mesajınız var mı?
A.KARAKOÇ: Estağfurullah. Teşekkürlük bir şey yok. Son olarak diyeceğim şudur; bol bol okumalıyız, düşünmeliyiz, geçmişimizi geleceğimizi. Geçmiş geleceğin aynasıdır. Özümüzü kaybetmeden ilerleyelim yarınlara. Ayaklarımız yere geçmişimizin güçlülüğüyle sağlam bassın. Bırakalım bilinçsizce oraya buraya savrulmalı. Bilelim. Dinimizi bilelim, milletimizin değerlerini bilelim. Bunun için de tekrar tekrar söylüyorum bol bol okuyalım.
SÖYLEŞİNİN İLK BÖLÜMÜ: SOLCULAR BENİM ŞİİRLERİMİ KISKANIYOR
SÖYLEŞİNİN İKİNCİ BÖLÜMÜ: İŞTE 'BULAŞIK OĞLAN'IN HİKAYESİ
Yener Dönmez - Fatih Yıldız (habervaktim.com)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.