Necdet Şen Star'dan niçin ayrıldı?

Necdet Şen Star'dan niçin ayrıldı?
"Hızlı Gazeteci"nin Star serüveni sadece iki ay sürdü. Yazar ve çizer Necdet Şen, çalıştığı Star Gazetesi'nden ayrıldı.

12 Eylül'de yayınlanmak üzere "Star'a veda" başlıklı bir veda yazısı yazan ancak gazete yönetimince yayınlanmayan Şen, www.derkenar.com isimli web sitesinde bu yazıya yer verdi. Şen, sağlık sektöründeki çarpıklıkları anlattığı yazıları yüzünden son günlerde Sağlık Sendikacılarının ve çalışanlarının da boy hedefi haline gelmişti.

Kimileri "Hızlı ve muhalif gazeteci" Şen'in, Başbakanı ve Hükümeti Star gibi bir gazetede eleştirdiği için çıkarıldığını söylerken, Şen ise Derkenar'a gelen bir okuyucu yorumuna verdiği cevapta "huzur sorunu" yüzünden kendisinin ayrıldığını belirtiyor ve şunları söylüyor:
 
Israrla çizmem istendi ama…

"Özgür Sarıkaya, haklısınız. Sanırım bu konuda daha ayrıntılı bir yazı yazmam gerekiyor.

Şimdilik, ön bilgi olarak şunları kaydedeyim:

Star'dan çıkartılmadım. Kendim ayrıldım. Bu kararımda gazetenin son günlerdeki yayın politikasının hiç rolü olmadı diyemem, ama asıl neden başka. Huzur sorunu. Israrla çizgi istenip bu çizgilerin içine sı…………a dair hiç bir güvencenin verilemeyişi. Ama yine de ısrarla çizgi istenişi. Empati eksikliği.

Buna zaten gazetedeki yazılarımda en az beş altı kez değindim.

Tafsilât sonraki yazıda. Yazarsam tabii.

Necdet Şen ~ 17 Eylül 2008"
 
Hangi sebeple olsun ayrılışı gazete için büyük kayıp olan Necdet Şen'in yayınlanmayan son yazısını sunuyoruz;
 
 
Star'a veda

Necdet Şen - 12 Eylül 2008

Kime ait olduğunu bilmediğim bir keman konçertosu çalıyor radyoda.

Hoşlanarak dinlediğime göre demek ki bana ait. Ve hoşlanarak dinleyen herkese.

Güzellikler onu hakikaten arzulayanların ve kıymetini bilenlerin olmalı diye düşünürüm.

Bir karga var ceviz ağacının altında. Pek kocaman. Yere düşmüş cevizlerden birini alıp alıp havalanıyor ve 10 metre yukarıdan betona bırakıyor.

Çaat! Kırılmadı, haydi bir daha...

Bizim Ufaklık (kedi) sinsi ve bıçkın hareketlerle kargaya doğru süzülüyor. Aklı sıra avlayacak.

Evlâdım, yer o seni! Baksana, koskocaman bir karga. Belli ki yaşı kemale ermiş, feleğin çemberinden geçmiş. Allah bilir, eski ramazanları hatırlıyordur. Deniz Kızı Eftalya'nın tepesinden pike yapmış ve gaklamış olabilir.

Şimdi gelmiş şu köhne bahçenin cevizleriyle karın doyuruyor. Hayat işte.

Kimbilir ne kadar sıkıcı buluyordur bu karga hayatı.
* * *

Yıllar evvel okuduğum bir öyküyü hatırladım şimdi.

400. Yaş gününde torunlarına mektup yazan bir adamın öyküsüydü hatırımda kaldığı kadarıyla.

Yaşadığı her şeyin daha önce yaşadıklarının sıkıcı bir tekrarı olduğunu anlatıyordu. Ve o kadar çok yaşamanın aslında sadece ve sadece can sıkıntısı demek olduğunu...

Ben daha 52 yaşındayım. Hayatımın baharında. Kimi şeylerden o kadar çok sıkıldım ki, tuttum her dile girmiş ve "ben bunları daha önce de yaşadım" anlamında kullanılmakta olan déja vu sözünden yeni bir deyim türettim:

Déja dessinée.

"Ben bunları daha önce çizdim'" anlamında.

Hem yazdım hem çizdim. Hem de -nasıl derler- biraz bezdim.

Olur şey değil ama sahiden de çizgi romanlarımda uydurup kaydırıp çizdiğim birçok şey daha sonra aynen başıma geldi. Kehanet gibi.

O zaman anladım ki, romanın gerçeği hiç bir zaman hayatın gerçeğiyle yarışamaz.

Romanda ne kadar olamayacak şeyler anlatırsan anlat, yine de belli bir mantık örgüsü kurmak, anlattıklarına kendini ve okuyanları inandırmak zorundasın.

Oysa hayat hiç öyle değil ki.

Yaşanan birçok şeyi olduğu gibi anlatsan, insanlar sana "yok deve" der.

Ama o "deve" bile gerçek hayatımızda yaşanabileceklerin yanında "pire" kalabilir.
* * *

Bin yaşına gelse de sıkılmayan, hâlâ ilk günkü heyecanla her şeyden zevk alan insanlara şaşar dururum.

Ben öyle biri değilim. Sıkılıyorum.

"Oğlum necdet, senin ruhun bayatlamış" diyorum bazen kendime.

Ama belki de bu bitip tükenmeyen şaşkınlıklar bir tür tazelik belirtisidir. Kendimi böyle avutuyorum.

Bir arkadaşım var, ne zaman "benden adam olmaz'" desem itiraz eder ve "sen oldun" der, "duruldun, piştin" anlamında.

Hadi canım! Tanımaz mıyım ben kendimi?

Eskiden neysem şimdi de oyum.

Hâlâ bir sürü "ufak" ayrıntıya canım sıkılıyor.

Hâlâ yadırgıyor, hâlâ kızıyor, hâlâ dikleniyorum.

Pire için yorgan yakıyorum hâlâ.

Toy bir oğlanken ne kadar hassas ve isyankârsam bu "olmuş" halimle de aynen öyleyim.

Tek farkım var 30 yıl öncekinden.

Artık daha kolay karar veriyorum.

Daha net.

Daha duru.

Yaşadıklarım bana sık sık "déja dessinee" dedirtiyor.

"Bu kaçıncı baskı? Hayatım böyle mi geçecek?" diye sızlanmaya başlamışsam eğer ve kendimi Hızlı Gazeteci öykülerinin en bıkkın ve en basıp gitme isteğiyle dolu olanlarının içindeymişim gibi hissediyorsam, gereğini yapıyorum.

Bir tek farkla ama...
* * *

Eskiden hüsranlarım çok uzun sürerdi.

Zannederdim ki bütün bunlar bir tek benim başıma geliyor.

Uzun uzun yas tutardım. Kendime acımaktan ve "boşa geçen" hayatım için yazıklanmaktan marazî bir zevk alırdım. Kolum kanadım düşer, dünyaya hoyratlığın egemen olduğunu düşünürdüm.

Şimdi bunlar çok kısa sürüyor. Karar verene kadar.

Sonra huzur.

Denge.

"Hadi eyvallah" dediğim anda ne üzüntü kalıyor ne öfke. Ağzımın içindeki metalik tat siliniyor.

Herkesi ve her şeyi affediyorum.

Kendimi de.

Tüy kadar hafif, sokak iti kadar dingin oluyorum.

Kedilerim, bahçem, kargalar, şıpıdık terlikleriyle etrafımda süzülen sevgilim, ertelenmiş boş vakitler, başucu kitaplarım... Hepsi, bana bir kez daha "hoş geldin" diyor.
* * *

Biliyor musun sevgili gazete okuru, ben en çok "hadi eyvallah" dediğim anlarda kendimi hafif hissediyorum.

Bana bu hafifliği lâyık görüyorsan eğer... Hadi eyvallah.
* * *

Not: Yukarıdaki yazı iki ayı aşkın bir süreyle yazarlığını yaptığım ve ayrılmaya karar verdiğim Star gazetesinin 12 Eylül 2008 tarihli nüshası için yazdığım son yazıydı. Gazetede yayınlanmadı. Burada yayınlıyorum.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.