"Muhafazakarlığınız burada sökmez..."
"Bu da müdahale değilse..." başlıklı yazısında Göktürk önce Bülent Arınç'ın istifa etmesi gerektiğini ima etti.
Göktürk şöyle yazdı: "Doğrusu Bülent Arınç'ın yerinde olmayı hiç istemezdim. Bir gün önce basının karşısına çıkıyor ve "Başbakan özel evlerde kalan öğrencilerle ilgili bir şey demedi, devlet yurtlarıyla ilgili konuştu, özel kiralanmış evlerde kimler kalıyor, kimlerle birlikte kalıyor, ne yapıyorlar, ne yapmıyorlar, bunlar bizim ilgi alanımız içerisinde değil. Bizim böyle bir yetkimiz de yok düşüncemiz de. Bu tür haberleri kesinlikle reddediyorum ve maksatlı buluyorum" diyorsunuz.
Ama ertesi gün hükümetinizin başı çıkıyor ve üstüne basa basa, Kızılcahamam konuşmasında sadece devlet yurtlarını değil, özel evlerde kalan öğrencileri de kastettiğini söylüyor. Ve siz de bir gün önceki tevil çabalarınızla baş başa, yapayalnız kalıveriyorsunuz.
Ben böyle bir durumda kalsaydım ne yapardım, biliyorum; ama Bülent Arınç ne yapar, doğrusu bilemiyorum..."
Ardından Başbakan Erdoğan'ın sözlerini hatırlatan Gülay Göktürk, bunları "Valiye ahlak polisliği görevi" olarak değerlendirdi.
"Ehh, bu da yaşam tarzına müdahale değilse, hiçbir şey değildir Sayın Başbakanım..." diyen Göktürk, AK Parti'nin muhafazakarlığının burada sökmeyeceğini savundu:
"Erdoğan bütün argümanını muhafazakâr bir iktidar olmalarına dayandırıyor; "Muhafazakâr bir iktidar olarak, anne babalardan gelen feryatları duymazdan gelemezdik" diyor.
Oysa iktidarın muhafazakârlığının bir sınırı vardır. O sınır da sizin yönettiğiniz yurtların bittiği yerde biter. Bugün dünyanın her yerindeki üniversitelerde bu konuda farklı uygulamalar var. Kimi yerlerde kız ve erkek öğrencilerin ayrı bloklarda kalması kuralı uygulanırken, daha liberal bazı üniversitelerde kız ve erkek öğrenciler aynı binanın farklı odalarını ya da katlarını paylaşabiliyor.
Dolayısıyla, muhafazakâr bir iktidar olarak AK Parti'nin bu konuya da muhafazakârca yaklaşmasını ve devletin denetiminde olan yurtlarda kız ve erkek öğrenci yurtlarını karıştırmamasını normal karşılayabiliriz.
Ama iş özel yurtlara, hele hele evlere gelince, işte bu alan iktidarların muhafazakârlığının sökmediği alandır.
Anneler babalar isyan ediyor; hükümeti göreve çağırıyormuş...
O zaman söyleyin o anne babalara, gidip kendileri baksın çocukları ne yapıyor, nerede kalıyor, nasıl bir hayat yaşıyor diye... "Bu iş bizim işimiz değil, sahip çıkabiliyorsan sen sahip çık çocuğuna, lafını geçirebiliyorsan sen ikna et, bizi bu işe karıştırma" deyin.
Komşular rahatsız oluyor, halkın çoğunluğu da zaten aynı evde kalınmasını tasvip etmiyormuş!
Peki siz herkesin yaşam tarzının güvencesi değil miydiniz? Hemen kollarınızı sıvayıp müdahaleye girişeceğinize, neden rahatsız olan o komşulara "Ben karışamam, onlar reşit bireyler, istedikleri gibi yaşarlar" demiyorsunuz?
Bitirirken durumu şöyle özetleyebilirim:
Erdoğan'ın bu konuda aldığı tutum 11 yıllık AK Parti iktidarı boyunca yaşam tarzına yapılan en açık müdahaledir; sonuçları ağır olacak büyük bir hatadır; devletin resmen ahlak bekçiliğine soyunmasıdır. Bunca yıldır verilmeye çalışılan "Her türlü yaşam tarzının güvencesi olacağız" garantisine vurulmuş ağır bir darbedir ve ne yazık ki bundan sonra geri adım atılsa bile etkileri kalıcı olacaktır."
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.