Sahte Mehdiye Said Nursi Tokadı!
Bediüzzaman Said Nursi’nin has talebelerinden olan Said Özdemir Ağabey’le yaptığımız röportajın son bölümünde, Üstad Hazretleri’nin bir hikmetini aktarıyoruz. Kendini mehdi sanan bir meczubun peşine takılıp, yanlış yolda giden Said Özdemir, Bediüzzaman’ın vesilesiyle kurtulmuş. İşte Özdemir’i Said Nursi Hazretleri’yle tanıştıran ibretlik hikaye:
SAHTE MEHDİ BÖYLE BÜYÜLEMİŞ
Bediüzzaman’la ilk tanışmanız nasıl oldu?
Bediüzzaman Hazretleri’yle tanışmamız biraz da enteresan oldu. Birisiyle tanıştık evvela.İsmi İskender Göçer'di. İnsanlar başka bir isimle karıştırıyor. O ‘ileride mehdi olacağım’ diyordu.
Siz Diyanet’teyken?
Evet. Diyanet’e geldi. Bizim Yazı İşleri Müdürümüz Asım Köksal vardı, İslam Tarihi’nin yazarı. Onun yanında. Ben de dinledim. Baktım diyor ki: ‘Ben Peygamberimizi (S.A.V.) görüyorum. Hazreti Ali’yi, Hazreti Hüseyin’, Hazreti Hasan’ı görüyorum.’ Anlatıyor öyle.
Bu anlattıklarından etkilendiniz mi?
E tabii. Ben de hayret ettim. Peygamberimizi (S.A.V.) nasıl görüyor? Peygamberimizin (S.A.V.) hayatını anlatıyor. Diğer peygamberlerin hayatlarını falan, hakikaten yani İslam tarihine aykırı değil.
Rüyalarımda Peygamber Efendimizi (S.A.V.) görüyorum mu diyor?
Görüyorum diyor. Ama nasıl görüyoru sonra anladık. Meğerse manen görüyormuş. Yani açıktan değil de doğrudan doğruya meczubane görüyor. Hayalen görüyor. Fakat hayalen gördüğü için onu hakikaten görüyorum diye söylüyor. Yani ‘benim karşıma geliyor, konuşuyor’ falan gibi. Meğerse hayalen konuşuyormuş. Merak ettim. Dedim ki: ‘Yahu mademki Peygamber Efendimizle (S.A.V.) görüşüyor, ileride mehdi olacağını söylüyor. Ben de arkadaş olayım. Bize de bir vazife düşer.’ Yani biz de bir vazife alırız gibi. Onunla samimi olarak arkadaş oldum.
İhlaslı bir Müslüman oluruz, o yoldan gideriz diye?
Tabii hizmet ederiz diye. 2 sene beraber gezdik. O gezmelerde hep o anlatıyordu, biz dinliyorduk.
Siz de baya etkileniyorsunuz tabii?
Etkileniyoruz. O yüksek mühendisti. Konya’da bir iş aldı. Oraya gitti. Ben de Diyanet’ten izin aldım. Konya’da Selamet Palas diye bir otel var. Bir oda tuttuk. Orada o anlatıyor, biz dinliyoruz. Zaman böyle geçiyor. Sonra düşündüm ki hakikaten bu zat mehdi olacak mı? ‘Mehdi olacağım’ diyor da…
Şüphe düştü içinize?
2 sene sonra şüphe düştü. Mehdi, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) vekili olarak gelecek ve büyük hizmetler yapacak diye böyle hadisi şeriflerde okuyoruz. Sonra bu şüphe gelince ben artık böyle düşünmeye başladım. Konya’da 3’ler, 7’ler mezarlıkları var. Ara sıra oralara gidiyorum. ‘Ya Rabbim hak yolda mıyım, yoksa yanlış yolda mıyım’ diyerek, ağlayıp yalvarıyorum. ‘Ya Rabbim bana hakikati bildir’ diye. Nihayet hatırıma geldi ki yahu Bediüzzaman Said Nursi diye bir zat varmış. Bu adamı oraya götürsem, bu zat onun mehdi olup olmayacağını bilir. Kendisine ‘Çok mübarek bir zat var. Gidelim onu ziyaret edelim’ dedim.
ÜSTAD HUZURUNA ALMADI
Said Nursi’den bahsederken tepkisi nasıl oldu?
‘Olur gidelim’ dedi. Kendisinden emin o. Görüşelim beni tasdik eder manasında yani.
Said Nursi de benim mehdi olduğumu kabul eder diye?
Evet. Hay hay gidelim dedi. O zaman babam hayattaydı. Ona bir telgraf çektik, geldi. Üçümüz bir arabaya binip Isparta’ya gittik. Üstad Isparta’da.
Kaçıncı sene?
1953. Geldik Isparta’ya. Fakat geç gitmişiz. Yatsıdan sonra saat 10 gibi. ‘Olsun biz bu gece Bediüzzaman’ın evini bulalım, ziyaret edelim’ dedi.
O ısrar ediyor?
Evet o ısrar ediyor. Peki dedik, bulduk Üstad’ın evini. Kapıyı çaldık. Sungur Abi çıktı, Allah rahmet eylesin. Ona ‘ben mehdiyim’ dedi.
Kapıyı açar açmaz?
Evet. ‘Ben mehdiyim. Peygamberimizden (S.A.V.) selam var. Bediüzzaman Hazretleri’yle görüşmek istiyoruz’ dedi. Sungur Abi, nasıl mehdi kapıya gelir falan dedi. ‘Kardeşim Üstad yatmış. Uyandıramayız. Yarın gelin’ deyip kapıyı kapattı. Bu kızdı biraz. ‘Olur mu biz buraya kadar gelmişiz’ dedi. Tekrar kapıyı çaldı. Bu sefer rahmetli Bayram Yüksel çıktı. Ona da ‘ben mehdiyim. Peygamberimizden (S.A.V.) selam getirdim. Bediüzzaman Hazretleri’yle görüşmek istiyorum’ dedi. Bayram Yüksel, ‘pencereye bak. Elektriği söndürmüş, yatmış. Uyandıramayız. Yarın’ deyip kapıyı kapattı. Bu sefer bizim mehdi kızdı. ‘Onlar bizi almadılar, ben de bir daha gelmem’ dedi. ‘Otele gidelim yarın geliriz’ dedim. Otele gittik, yattık. Sabahleyin namazı kıldık. Bir de baktık bizim otel odasının kapısı açıldı. Üstad’a hizmet eden Ceylan Çalışkan geldi. ‘Üstad’a söyledik sizin geldiğinizi. Üstad beni gönderdi. Sizi alıp götüreceğim’ dedi. ‘Ama 2 kişi götüreceğim, 3 kişiyi götürmeyeceğim’ dedi. ‘Kimi götürmeyeceksin? 3 kişiyiz’ dedim. Bizim mehdi ‘zaten ben gelmeyecektim. Siz baba-oğul gidin’ dedi. Çünkü 2 kişi götürecek.
Orada Üstad’ın bir hikmeti mi var?
Tabii hikmet var. Üstad onu istemiyor yani. Onun için ‘3 kişi gelmeyin, 2 kişi getir’ diyor.
Yoksa öbür türlü 10 kişi de olsa Üstad kabul eder değil mi?
Eder ama Üstad Hazretleri onu istemediği için… Bizim de geldiğimiz bilmiş zaten. Bizim mehdi ‘gelmeyeceğim’ deyince babamla Hüseyin Ceylan’ın arkasına düştük. Üstad’ın bulunduğu eve çıktık. 2. kattaydı. Üstad Hazretleri karyoladaydı. Hemen kalktı, kucaklaştık. Elini öptük, oturduk. ‘Nerelisiniz?’ dedi. ‘Siirt’in Tillo köyündenim’ dedim. Öyle mi be 70 sene evvel Tillo’daydım. Oradan bana bir yardımcı çıkması için orada Şeyh Hamzel Kebir Hazretleri, İbrahim Hakkı Hazretleri, İsmail Fakirullah Hazretleri isimlerini saydı. Dua etmiştim. Ya Rabbi bunlar vesilesiyle bana bir yardımcı çıkar demiştim. Demek seni gönderdi Cenabı Hak dedi. Oturduk. Ondan sonra Üstad Hazretleri hayatından hatıralar anlattı.
Evet…
Sonra ‘Üstadım bu memleketten gideceğim’ dedim. Nereye gideceksin?’ dedi. Suudi Arabistan’a gideceğim. Orada iş bulup kalacağım’ dedim. ‘Neden gidiyorsun?’ diye sordu. ‘Efendim burası gittikçe bozuluyor. Pavyonlar, gazinolar, türlü sefahat yerleri arttı.
Korkuyorum. Çocuklar bozulmasın’ diye gideceğim’ dedim. Böyle deyince ‘Said kardeş’ dedi. Bana ‘kardeş’ derdi. ‘Ben Mekke-i Mükerreme’de de olsaydım, Medine-i Münevvere’de de olsaydım dünyanın hiçbir yerine gitmezdim, Türkiye’ye gelirdim’ dedi. Neden? ‘Alemi İslam’ın kapısı, kilidi Türkiye’dedir. Bu kapı bu kilit açılacak, Alemi İslam açılacak’ dedi. ‘Onun için buradan gitmek, harpten kaçmak gibi. Katiyen iznim yok’ deyince hay hay dedim.
Mehdi olayını sordunuz mu?
Şimdi bizim peder dayanamadı; “Üstad’ım, bizimle beraber gelen bir adam var. O otelde kaldı. O işte ‘İleride ben mehdi olacağım’ diye anlatıyor. Bizim oğlan da ona 2 senedir kapılmış gidiyorlar beraber. Bu kimdir?” dedi. O vakit Üstad ‘kardeşim siz onunla meşgul olmayın. Size zarar verir’ dedi. O kadar. Biz çıktıktan sonra Sungur Abi’ye ‘O doğrudan doğruya meczup’ demiş.
Yani akli dengesini mi yitirmiş?
Meczup demek; bazı hayalleri görüyor. Çok namaz kılıyor. Sabaha kadar namaz kılıyor. Oruç tutuyor. 4-5 gün bozmadan oruç tutuyor. Artık kendisine bir cezbe geliyor. O cezbeyle bazı hayalleri görüyor. O hayallerle kendisini mehdi zannediyor.
Halbuki öyle bir şey yok?
Yok. Ondan sonra tabii onunla ilişkimizi kestik. Üstad dedi ya o doğrudan doğruya bir meczuptur…
Peki Üstad’ın söylediklerini ona aktardınız mı?
Artık kendisini bozmak istemedim. Çekti, gitti. Ondan sonra Üstad’a bağlandık. İkinci gelişimizde Üstad Hazretleri, ‘Said kardeş, şimdiye kadar bu eserleri biz eski yazıyla basıyorduk. Fakat bugünkü gençler okuyamıyorlar. Sana nasip oldu. Büyük Sözleri daktilo ettirdim. Burada duruyor. Onu alıp Ankara’da bastıracaksın’ dedi.
Erol Metin / Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.