Neden Demirel’i Gördük de Gülen’i Görmedik
İran'daki gibi örtünürlerse o zaman çağdaşlıktan uzaklaşırsınız..." demişti. Biz o zamanlar adama demediğimizi bırakmamıştık. Elbette haklı idik.
İran'ı, Arabistan’ı, Cezayir'i, hatta Endonezya’yı filan çok karıştırdılar, dinini yaşamak isteyenleri oraya postaladılar. Biz demokrasi adına bunu yapanları ayıpladık, kınadık. Hatta “kahrolsun şeriat” diyerek yürüyenleri lanetledik. İyi de ettik. Bu bizim için dini bir vecibe idi.
Ama aynı zaman diliminde bir başka adam daha çıkmıştı ve “İslam devletine ne gerek var?” diyordu. İslam devletini isteyenleri neyi istediklerini bilmemekle itham ediyordu. “Demokrasi ile bir sorunumuz yok” diyordu. Eğer “laiklik” demokrasi için şart koşulmazsa, hadi bu söz “çoğunluğun iradesinin geçerli olması” açısından tevil götürebilirdi. Ama “laiklik”, “kanun yapma yetkisinin halka verilmesi” ise, bunun İslam ile bağdaşır yanı yoktu. Bu, Allah Teâlâ’nın ulûhiyet ve hakimiyetine kulun ortak olması, hatta onu bile kabul etmeyip, bu konuda biricik söz sahibi olarak insanı görmesi, insanı tanımasıydı. İşte adamın birisi kalkıyor ve “bizim laiklikle de bir sorunumuz yok” diyordu. Ama biz ona Demirel’e kızdığımız gibi kızmıyor, “galiba takiyye yapıyor” diyor ve “hizmet için kendini saklıyor” zannederek mazur görüyorduk.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.