İslam Dini Reytinge Alet Edilemez

İslam Dini  Reytinge Alet Edilemez
Milli gazete yazarı Şakir Tarım, dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

İşte Şakir Tarım'ın O Yazısı

İslâm ilâhî kaynaklıdır. Allah’ın, kullarına gönderdiği son hak dindir. Biz kullara vahiy yoluyla ulaşmıştır. Vahiy, Allah’ın buyruklarının insanlara ulaştırılması yöntemidir. Rabbimiz Cebrail’e (a.s), Cebrail (a.s) peygamberlere, peygamberler de Allah’ın kullarına ilâhî hakikatleri ulaştırmışlardır.

Tebliğ, bir hakikati hiç değiştirmeden, olduğu gibi insanlara ulaştırmaktır. “Emanet” sıfatının sahibi olan peygamberler, aldıkları tebliğ görevini yerine getirmekte büyük titizlik gösteren “emîn-güvenilir” insanlardır. Son Peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) düşmanları bile “Muhammed-ül Emîn” unvanını vermişler, “Sen yalan söylemezsin, senin hiç yalanını duymadık” demişlerdi.

İslâm, kaynaklarından öğrenilir. Kur’an-ı Kerîm ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) Sünneti İslâm’ın iki temel kaynağı; İcmâ-yı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukahâ ise yardımcı kaynaklarıdır.

Kur’an-ı Kerîm Allah’ın kitabı, Peygamber Efendimiz (s.a.v) de o Kitab’ın tebliğcisi -hocası- dir. Allah Resûlü (s.a.v) Müslümanlar için örnek ve modeldir. Canlı ve yaşayan bir Kur’an’dır. İnsanlara yaşayarak örnek olmuştur.

İslâm dini sahih kaynaklardan öğrenilir ve yaşanır. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Efe Hoca şunları anlatır: “Televizyonda din anlatılır, tartışılmaz. Çünkü tartışmalarda ister istemez geçmiş âlimlerin Ayet ve Hadisler hakkındaki yorumları gündeme geliyor. Bu ihtilâflar, gerek itikatta, gerekse ibadette belli mezheplerin görüşlerine göre İslâm anlayışı şekillenmiş olan halkımızın zihninde tereddütlere yol açıyor. Bunlar ameli noktada halkımız açısından din adına kazanç değil, kayıp ve aşınmadır. Asıl faydalı olan şey, televizyonda dini tartışmak yerine, tereddütlere yol açmayacak bir üslûpla dini anlatmaktır.” (Millî Gazete, 1.7.2014)

KONUŞMA SORUMLULUĞU

İslâm dini hakkında konuşmak ciddi bir sorumluluk ister. Çünkü, Alemlerin Rabb’ı olan Allah-ü Tealâ’nın dini hakkında konuşmak söz konusudur. Bilgide kaynak çok önemlidir. İslâm’ın kaynakları bellidir. Vaaz ve irşat görevini yapan bir kişi İslâm’ın kaynaklarını referans alarak konuşmak zorundadır.

Türkiye ilginç bir ülke. İslâm hakkında bilen de konuşuyor, bilmeyen de. Herkesin konuşma hakkı var ama bilgiye dayalı olmak şartıyla. Kaynaklara yönelmeden kişinin tamamen akıl ve mantığının ürünü olarak söylediği sözler din değildir. Dinin kaynağı Allah’ın kitabıdır. Akıl ve mantık ise, bu bilgileri kavrayacak güçtedir.

İlim adamları, İslâmî konuları aralarında müzakere ve mütalâa edebilirler. Bunun sonuçlarını da halkın bilgisine sunarlar. İslâm hakkında konuşurken, “bana göre” mantığına yer yoktur. Kitap ve Sünnet’in bildirdiğine göre, şeklinde konuşmak vardır. İslâmî ilimlere vukûfiyeti olmayanlar kendi kafalarından hüküm veremezler. Halk ise, İslâmî eserleri okuyup öğrenerek yaşamaya gayret eder.

Bazı medya kuruluşları, yayınları ile halkın kafasını karıştırmaya çalışıyor. İslâmî kaynaklarda net olarak anlatılan ve herkesin kolayca ulaşabileceği konularda bile halkı şüpheye düşürecek bir üslûp kullanıyorlar. Teravih namazındaki rekât sayısı, imsak vakti, orucun kefareti, namazların kazası gibi konular her ramazan ayının değişmez gündemi. Halbuki, sahih Fıkıh ve ilmihal kitapları bunlara net cevaplar verdiği gibi; bu bilgiler 15 asırlık uygulama sonucu halkımızın hayatına girmiş durumdadır. Halk, kafasına takılan konuları DİB’e bağlı “Din İşleri Yüksek Kurulu”na sorabilir. Günlük problemlerini ise, Alo Fetva hattını arayarak kolayca öğrenebilir. Hal böyle iken, İslâmî ilimler konusunda eğitimi olmayanların inatla halkımızın kafasını karıştırmaya çalışmasının sebebi nedir, dersiniz?

İSLAM SAMİMİYETTİR

Ölçüler belli iken, bazı medya kuruluşları, İslâmî konuları, halkı hakem yapan bir üslûpla tartışmaya açmaktan çekinmiyorlar. Maalesef bazı ilâhiyatçı veya sözde hocalar da bu yanlışlığa alet oluyorlar. Sunucu, tarafları kışkırtıyor. Araya nefis ve şeytan giriyor. İhtilâflı konular merak uyandıracak bir üslûpla anlatılıyor. Seyircinin ilgi ve dikkatini program üzerine çekmeye çalışıyorlar. Kutsal ve müstesna bir mevkide olan İslâm dini dünyevî amaçlar ve reytinge alet edilemez. Bu tür medya kuruluşu ve medya vaizlerine manevî sorumluluklarını idrak etmeye davet ediyorum.

Evet, ilim adamları kendi aralarında ilmî müzakere ve mütalâalar yapabilir. Ama halkı hakem yaparak ve tartışarak değil. Kitap ve Sünnet’i hakem yapıp Allah korkusu ile insanlara faydalı olmayı amaçlayarak. Sorumluluklarını kuşanarak. Din tartışılmaz; öğrenilir ve yaşanır.

İslâm dini dünyevi hırs ve menfaatlere alet edilemez. 2008’de Diyanet İşleri Başkanlığı, “Reyting hocalarına itibar etmeyin” uyarısı yapmıştı. Zamanın DİB Başkanı Prof. Bardakoğlu ise şöyle demişti: “Dinin iyi bir şekilde anlatılması, aktarılması ve temsil edilmesi, din adına yapılan yanlışların önüne set çekilmesi gerekiyor.” (14. 11. 2009)

DİB, 17. 12. 2011’de “Vaaz ve Vaizlik Sempozyumu” düzenledi. Burada Başkan Mehmet Görmez şöyle yakınıyordu: “Vaazlarda gönül dilini kaybettik. Genç kuşaklara ulaşabilecek bir dil ve üslûp anlayışını oluşturmak zorundayız. Vaazlarımızda İslâm’ın en önemli konularını anlatma problemi yaşıyoruz.”

Bu, samimi bir tespittir. Görevinin hakkını veren hocalarımıza teşekkür ediyorum. DİB’nın bütün personeliyle gönül dilini kullanarak, “Rabbi’nin yoluna güzel öğüt ve hikmetle davet et” (Nahl, 125) ölçüsüne uygun olarak Allah Resülü’nü (s.a.v) örnek alan güzel bir üslûpla İslâm’ı anlatma noktasına ulaşmasını ümit ediyorum.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum