İki seçmenden birinin oyunu alan partiye pranga kararı

İki seçmenden birinin oyunu alan partiye pranga kararı
Anayasa Mahkemesi, başörtüsü düzenlemesinin ardından AK Parti hakkındaki kapatma davasında verdiği kararın gerekçesini de nihayet açıkladı.

Gerekçeli karar için tıklayın

 

Anayasa Mahkemesi, AK Parti’nin 2008’de aldığı Hazine yardımının yarısından yoksun bırakılmasına karar vermişti. AYM’nin dün tamamlayarak, Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderdiği gerekçeli karar 704 sayfadan oluştu.

BELGELER, GAZETE VE İNTERNET SİTELERİNDE YER ALAN HABERLER
Gerekçeli kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasıyla AK Parti’nin kapatılması istemini, iddianameye ek olarak sunduğu 17 klasörde yer alan ve bir kısmı ses ve görüntü kayıtlarıyla desteklenen gazete ve internet sitelerinde yer alan bilgilere ve birtakım belgelere dayandırdığı belirtilerek “Bilgi ve belgelerde ağırlıklı olarak düşünce açıklamalarının konu edildiği, bir kısmında ise yasama ve yönetsel tasarruflar ile yerel yönetim uygulamalarının yer aldığı görülmektedir. Yapılan tasnifte kimi kamu personelinin eylem ve söylemlerini konu edindiği 7 klasör ile davalı parti organ ve üyelerinin eylem ve söylemlerinin yer aldığı 10 klasörde toplam 400’ü aşkın iddia yer almıştır” denildi.

SİYASET YASAĞI İSTENEN KILIÇ VE TEKİN PARTİ ÜYESİ DEĞİLLERMİŞ
Haklarında siyaset yasağı istenen Ahmet Şükrü KILIÇ ile Ali TEKİN’in eylem tarihinde parti üyesi olmadıklarının tespit edildiği ifade edilen kararda, “üye olmadıklarından dolayı eylemleri davalı partiye isnat edilmesi olanaksız olan kamu personeliyle ilgili iddiaların “üye eylemi” olarak dikkate alınamayacağı kabul edilmiş, ayrıca söz konusu eylemlerle parti üyeleri ya da organları arasında bir nedensellik ilişkisi kurulamadığından, değerlendirmeye de esas alınmamıştır” denildi.

GAZETE KUPÜRLERİ
Kararda, geriye kalan eylemlerden bir kısmının hukuksal inceleme konusu olmayan öznel yorumlardan oluştuğu ve iddianamede yer almayan kitapların esas alınarak düzenlendiği, bir kısmının yalnızca belirli bir yayın politikası olan gazete ve/veya internet sitelerinde yer aldığı, herhangi bir ses veya görüntü kaydıyla desteklenmediği, farklı ya da karşıt gazete ve/veya internet sitelerinde de yer almadığı, bir kısmının farklı gazetelerde farklı içerik ve uzunlukta yer aldığı ve davalı parti tarafından da kabul edilmediği, bir kısmının gazetelerde veya internet sitelerinde yer aldığından farklılaştırılmış biçimde iddianameye alındığı ya da eksik ve parçalı biçimde aktarılmış olduğu, bir kısmının vaki olmadığı ya da sübut bulmadığı, bir kısmının ise düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunun görüldüğü kaydedildi.

FARKLI BİR LAİKLİK ANLAYIŞINI SAVUNUYORMUŞ!
Anayasa Mahkemesi'ndeki çoğunluk görüşüne karşı çıkarak AK Parti'nin
kapatılmasını savunan 6 üye ise AK Parti'nin kendilerinden farklı
laiklik anlayışını savunduğundan dolayı kapatılması gerektiğini
istedi. Karşı oy yazısında "Parti'nin, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla
anlam ve içerik kazandırılan lâiklik tanımlaması yerine farklı bir
lâiklik anlayışını savunarak, Anayasa'da Cumhuriyetin nitelikleri
arasında yer alan lâiklik ilkesini geçersiz kılmaya yönelik yoğun
çabaları, amacını gerçekleştirme konusundaki kararlılığını ortaya
koymaktadır" ifadeleri dikkat çekti.

ERDOĞAN'IN "İNANÇLI MÜSLAMÜNLARIZ" SÖZLERİ
AK Parti'nin kapatılması gerektiğini savunanlar Başbakan Erdoğan'ın
2005 yılı Şubat ayında bir Alman gazetesine verdiği demeçte, "inançlı
müslümanlarız Kuran'da kadının toplum içinde türban takması gerektiği
yazıyor... Bir demokratik ülke din özgürlüğünü sağlamalı. Buna,
vatandaşların dinlerini Yasalara saygı koşuluyla semboller vasıtasıyla
ifade etmesi de dahildir. Türban yasağı liberal değildir" sözleri,
TBMM eski Başkanı Bülent Arnıç'ın dokunulmazlık kapsamında bulunan ve
TBMM'de yaptığı "Katı lâiklik uygulamasıyla insanlara sosyal hayatı
bir cezaevine çevirecek anlayışlar ne kadar zararlıysa, lâikliği bir
barış ve özgürlük din ve vicdan hürriyeti olarak tanımak ve insanların
inançlarına müdahale etmemek de o kadar toplumsal barışa hizmet
edecektir" sözleri esas alındı.

TARLACI'NIN, 8 CAMİDE NAMAZ KILDIRMASI
Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararında Dinar Belediye Başkanı
Mustafa Tarlacı'nın eylemi laiklik karşıtı olarak gösterildi. Başsavcı
Abdurrahman Yalçınkaya iddianamesinde Dinar Belediye Başkanı
Tarlacı'nın Ramazan ayında 8 camide teravih namazı kıldırmasını
laiklik karşıtı eylem olarak göstermişti. AK Parti savunmasında ise
"Dinar İlçesi'nin ilahiyat kökenli Belediye Başkanı Adalet ve Kalkınma
Partili Mustafa Tarlacı'nın, 2005 yılı Ramazan ayı boyunca 8 camide
teravih namazı kıldırdığının öne sürülmesi üzerine Valiliğin, buna
izin veren 8 cami imamı hakkında soruşturma açtırdığı" belirtildi.
Anayasa Mahkemesi, Dinar Belediye Başkanı'nın bu eyleminin laiklik
karşıtı eylem olarak belirtmesi dikkat çekti.
Hakkında siyaset yasağı istenen Başbakan Erdoğan ile Bülent ARINÇ, Hüseyin Çelik ve milletvekilleri İrfan GÜNDÜZ, Mehmet ÇİÇEK, Abdullah ÇALIŞKAN, Resul TOSUN, Selami UZUN, Hasan KARA, Hasan Cüneyt ZAPSU ile partili yerel yöneticiler Mustafa TARLACI, Hasan BALAMAN’ın çeşitli tarihlerde yaptığı ve laiklik, başörtüsü, imam hatip, Kur’an kursları konuları üzerine olan konuşmalarına dikkat çekilen gerekçeli kararda, dikkat çeken hususlar şöyle:

ESASIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kapatma kararıyla birlikte, eylemleriyle siyasi partinin kapatılmasın neden olan kurucu üyeleri dâhil isimleri belirtilen 71 üye hakkında; Anayasa’nın 69 ncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında ve SPY’nın 95 nci maddesinde belirtildiği üzere, “kapatmaya ilişkin kesin kararın, Resmi Gazete’de gerekçeleri olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacaklarına da” hükmedilmesini istediğinin hatırlatıldığı gerekçeli kararda, AK Parti’nin iddialar karşısında yaptığı savunmanın özeti de aktarıldıktan sonra, kapatma isteminin değerlendirildiği kaydediliyor.

“Anayasa’nın 69. maddesinin beşinci fıkrasında, “Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir.”; 68. maddesinin dördüncü fıkrasında da “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez” denildiğinin hatırlatıldığı gerekçeli kararda, şöyle deniliyor: “Bu kapatma nedenleri 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 101. maddesinin ilk fıkrasının (a) bendinde aynen benimsenmiştir. Anayasanın 68. maddesinin birinci fıkrasında, vatandaşların siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra ikinci fıkrasında siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu vurgulanmıştır.”

DEMOKRASİ VURGUSU
“Demokrasi, demokratik düzen ile bu düzenin meşruiyet kaynağı olan toplumun beklentileri ve talepleri arasında karşılıklı etkileşimi zorunlu kılar. Demokratik siyasal düzen halkın değer ve adalet tasavvurlarını dikkate alarak, sosyal, ekonomik ve kültürel karşıtlıkları, en azından halkın çoğunluğunun onayını alacak tarzda çözer. Bunun temel koşulu ise, siyasal iradenin özgür bir müzakere ortamında mümkün olan en fazla uzlaşıyı sağlayacak bir toplumsal etkileşimin ürünü olmasıdır. Düşünce özgürlüğü, devletten ve diğer güç odaklarından bağımsız basın ve iletişim kurumları, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri ise bireysel özgürlüklerin yanında demokratik siyasal iradenin ortaya çıkmasının da güvencesidir.”

AZINLIK ÇOĞUNLUĞUN KARARINA SAYGI GÖSTERMELİ!
“Demokraside azınlığın çoğunluğun kararlarına saygı göstermesi, çoğunluğun da azınlıkların hak ve özgürlüklerini korumayı kabullenmesi zorunludur. Demokratik kararlar, arkasında belirli bir çoğunluğun bulunduğu kararlar olmakla birlikte, modern demokrasilerde karar öncesi süreçte egemen olan ilke çoğulcu katılım ilkesidir. Çoğunluğun karar yetkisinin demokrasi ilkesine uygunluğu, her türlü baskı ve yönlendirmeden bağımsız parlamento çalışmaları, özgür bir kamuoyu, iletişimsel ve kollektif özgürlüklerin etkin ve özgür biçimde kullanılabilmesiyle sağlanır. Bu nedenle demokrasi, Anayasada soyut bir ilkeden çok, siyasal sistemin ana yapısı olarak belirlenmiş, kurumsal yapıları, yetki paylaşımı ve sorumluluk sistemi buna göre düzenlenmiş bulunmaktadır.”

“Anayasanın 6. maddesi ulusun sahip olduğu egemenliği Anayasanın öngördüğü organlar eliyle kullanacağını belirterek, demokrasi tercihini öne çıkarmıştır. Yasama organı ile Devletin ve yürütme organının başı olan Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan doğruya seçilmesini öngören Anayasa, ulus temsilcilerinin iktidar kullanımının periyodik seçimlerle güncellenmesini zorunlu kılarak, zamanla sınırlı iktidar ilkesini benimsemiştir. Bu şekilde hem temsilcilerin ulusun talep ve beklentilerini dikkate alan bir siyaset yapması, hem de sonraki kuşaklara karşı sorumluluk içinde davranmaları sağlanmış olur.”

ULUS TAMAM AMA…
“Siyasal iktidarın kaynağı, dolayısıyla egemenliğin sahibi ulus olmakla birlikte, ulusun kendine ait bir yetkiyi doğrudan kullanamaması, temsil ve aracı sorununu gündeme getirmektedir. Bu sorunun çözümü, ancak karmaşık toplumsal beklentileri ve gereksinimleri somutlaştıran, bunları iktidara yönelik genelleştirilmiş eylem programları biçiminde sunan ve halkın çoğunluğu tarafından tercih edilen, temelinde siyasal karar mekanizmalarını yönlendiren aracı organların mevcudiyetine bağlıdır.”

DİN VE LAİKLİK
“Dinin sosyal bir kurum olması nedeniyle toplumda dinsel özgürlük taleplerinin ya da gereksinimlerin ortaya çıkması, siyasi partilerin bu sorunlara ilişkin politika belirlemesini gerektirebilir. Ancak Anayasanın 24. maddesindeki açık hüküm gereği, siyasi partilerin bu taleplere yönelik politika üretirken, dini ve dince kutsal sayılan değerleri ve dinsel duyguları siyasal mücadele aracı haline getirerek toplumda dinsel talep ekseninde ayrışmalara yol açması laiklik ilkesiyle bağdaşmaz. Toplumsal sorunların ve ülkenin aşması gereken birçok engelin yoğunluğu ve karmaşıklığı dikkate alındığında, dinselliğin sırf siyasal mücadelede üstünlük sağlaması nedeniyle siyasal alanda gerektiğinden daha fazla yer alması, toplum ile toplumsallık ekseninde yürütülmesi gereken siyaset arasındaki sağlıklı temsil ilişkisini zedeleyebilir. Bu ilişkinin zedelenmesi siyaset ile toplum arasında yabancılaşmaya ve siyasal düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabilir. Bu sakınca, söz konusu eylemlerin devlet iktidarını kullanan bir parti tarafından işlenmesi durumunda daha da artar.”

KATSAYI, KUR’UN YASAĞI, BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI
“Davalı partinin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen “demokratik ve laik cumhuriyet” ilkesine aykırı bazı eylemleri belirlenmiştir. Üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağı, Kuran Kurslarına yönelik yaş kısıtlaması ve İmam Hatip Liselerine uygulanan katsayı sınırlamasının kaldırılmasına yönelik toplumsal taleplerin bulunduğu görülmektedir. Ancak davalı partinin bu doğrultudaki siyasal mücadelesini laiklik ilkesinin Anayasanın somut kurallarında ortaya çıkan tercihe uygun biçimde yürüttüğü savunulamaz. Bu sorunlar toplumda ayrışma ve gerginliklere yol açacak düzeyde siyasetin temel sorunu haline dönüştürülmüş, toplumun dinsel konulardaki duyarlılıkları yalın siyasal çıkar amacıyla araçsallaştırılmış, toplumun temel ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının siyasetin gündeminde yer alması güçleşmiştir. Davalı parti kurulduktan hemen sonra girdiği ilk genel seçimlerde tek başına iktidar olarak ülkeyi yönetme yetki ve sorumluluğunu üstlenmiş bulunmaktadır. Bu sorumluluğun yalnızca kendi siyasal tabanına karşı değil, tüm ülkeyi kapsayan, kamu yararı amacıyla ve devlet iktidarı kullanımı için geçerli tüm anayasal ilkelere uygun olarak yerine getirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.”

“Dinin ve dinsel duyguların istismarı nedeniyle laikliğe aykırı görülen davalı parti eylemlerinin toplumu devlete ve siyasete yabancılaştırması yoluyla demokratik işleyişi engelleyebileceği ve anayasal düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına yol açabileceği inkâr edilemez.”

SİYASET YASAĞI TALEBİ
“Organ sıfatıyla davalı Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ile üyelerden 22. Yasama dönemi Meclis başkanı Bülent ARINÇ, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK, Milletvekilleri İrfan GÜNDÜZ, Abdullah ÇALIŞKAN, Resul TOSUN, Selami UZUN, Hasan KARA ve üye Hasan Cüneyt ZAPSU’nun; yerel yöneticilerden Dinar İlçesi Belediye Başkanı Mustafa TARLACI ve Isparta Belediye Başkanı Hasan BALAMAN’ın eylemleri, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin kararlılıkla ve parti üyeleri tarafından yoğun bir biçimde işlendiğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin E. 2008/16, K. 2008/116 sayılı kararıyla iptal edilen 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un teklif edilmesi ve yasalaşmasının sağlanmasıyla davalı partinin bu eylemleri benimsediği anlaşıldığından odaklaşmanın kabulü gerekir.”

KILIÇ KATILMIYOR
“Haşim KILIÇ davalı partinin demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği görüşüne katılmamıştır.”

EĞİLİMLERİNİ GİZLİYOR OLABİLİRMİŞ!
“Davalı partinin tüzük ve programında laikliğe aykırı bir sistem arayışı saptanamamıştır. Bununla birlikte davalı siyasi partinin programında ilan ettiğinden farklı amaç ve eğilimleri gizleyebilmesi mümkündür. Söz konusu partinin bu tür eğilimler taşıyıp taşımadığını tespit etmek için, programının içeriği, parti organlarının eylemleri ve savundukları görüşlerle karşılaştırılmalıdır. Partinin bu eylem ve görüşleri bir bütün olarak, yukarıda belirtilen çerçevede anayasal düzeni tahrip etme amaç ve eğilimlerini somutlaştırdığı takdirde, o partinin kapatılması söz konusu olabilir.”

BU EYLEMLER KAPATMAYI GEREKTİRECEK AĞIRLIKDA GÖRÜLMEDİ
“Bu açıklamalar ışığında davalı partinin demokrasiyi ve laik devlet düzenini ortadan kaldırma veya anayasal düzenin temel esaslarını şiddet kullanarak ve hoşgörüsüzlükle tahrip etme amacı, bu amacı somutlaştıran eylemleri ve elindeki iktidar olanaklarını şiddet doğrultusunda kullandığına ilişkin veriler saptanamamış, bu eylemler kapatmayı gerektirecek ağırlıkta görülmemiştir.”

KARAR: HAZİNE YARDIMININ KESİLMESİNE…
“Açıklanan nedenlerle Anayasanın 69. maddesinin yedinci fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasa’nın 101. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı partinin almakta olduğu yıllık devlet yardımından bu kararın Resmi Gazetede yayımlandığı yıla tekabül eden miktarının yarısı oranında yoksun bırakılması, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın hazineye iadesine karar verilmesi gerekir.”

KAPATILMASINI İSTEYEN ÜYELER
“Haşim KILIÇ davanın reddi, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ve Ayla Zehra PERKTAŞ davalı partinin kapatılması gerektiği düşüncesiyle bu görüşe katılmamışlardır.”

SONUÇ
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılma davasında yapılan oylamada, Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasındaki demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi nedeniyle Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın “Parti’nin kapatılması”; Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ’nin “Parti’nin kapatılması yerine Devlet yardımından yarı oranında yoksun bırakılması”; Haşim KILIÇ’ın ise “davanın reddi” gerektiği yolundaki oyu sonucunda, Anayasa’nın 149. maddesinin birinci fıkrasında siyasi partilerin kapatılması için öngörülen nitelikli çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle, 2949 sayılı Yasanın 33. maddesinin göndermesiyle 5271 sayılı Yasanın 229. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, en aleyhe olan oyların kendisine daha yakın olan oylara katılmasıyla, Anayasanın 69. maddesinin yedinci fıkrası ve 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2008 yılında aldığı (son yıllık) DEVLET YARDIMI MİKTARININ YARISINDAN YOKSUN BIRAKILMASINA, Gereğinin yerine getirilmesi için karar örneğinin Başbakanlığa ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 30.7.2008 gününde karar verildi.”

KUTU KUTU
KILIÇ: ÖZGÜRLÜK YALNIZCA VE DAİMA FARKLI DÜŞÜNENLERİNDİR

Davanın tümden reddini isteyen Başkan Haşim Kılıç, karşı oy yazısında, Rosa Luxsenburg’un “Özgürlük yalnızca ve daima farklı düşünenlerindir” şeklindeki sözüne işaret ederek, şu hususların altını çizdi: “Bir siyasi parti, dinsel bir inancı benimseyemez ya da onun propagandasını yapamaz. Devletin düzeninin din kuralları ile yönetilmesine ilişkin taleplerle ilgilenemez. Ancak, bu inanç ya da dinsel öğretinin dış dünyaya yansıması ile bağlılarının ihtiyacı olan özgürlük alanı ile ilgilenmesi de engellenemez. İlgi duyulan din değil özgürlüktür. Siyasi partilerin yaptığı da bu özgürlüğün sözcülüğüdür.”

 



Gerekçeli karar için tıklayın



FATİH AKKAYA / ANKARA

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.