Başakşehir İlim Merkezi Mustafa hocayı ağırladı
Faaliyetlerine geçen yıl başlayan İsmailağa vakfının başakşehir şubesi olan Başakşehir İlim Merkezi yapmış olduğu faaliyetler le bölge halkına dini ve manevi değerlerimizin tanıtımıyla ilgili 7 den 70 e büyük bir boşluğu doldurmaya devam ediyor. Gündüz programlarında bayanlara sohbet, hadis, fıkıh, arapça dersleri. Okul sonrası yavrularımıza kuran’ kerim ve dini bilgiler dersi. Akşam pragramında çalışan erkek gruplarımıza kuran’ı kerim öğrenimi dersleriyle faaliyetlerini yoğun bir şekilde devam ettirmektedir.
Ahmet İlhan hocamızla yaptığımız görüşmede faaliyetlerinde Cuma sabahı ve Salı akşamı sohbetlerinin özel bir yeri olduğunu Cuma sabahları Ümmete dua programında cemaatle sabah namazı, ümmete dua için 14 secde, sabah sohbetinin ardından 2 rekat işrak namazıyla beraber sabah kahvaltısı yapılıyor. Bu kahvaltıda katılanların birbirini daha iyi tanıması hoşgörü ve kardeşliğimizin artmasına vesile olduğunu görmek bizleri mutlu ediyor dedi.
Başakşehir ilim merkezinin haftalık Salı sohbetlerinin bu haftaki konuğu Mustafa Özşimşekler hoca efendiydi
Dün akşam Yoğun katılımın olduğu sohbette dinleyiciler Mustafa hoca efendinin yorumlarıyla tam bir sohbet ziyafeti yaşadı. Sohbetin içinden bazı bölümleri aşağıda size sunar daha önceki sohbetler ve merkezin faaliyetleriyle ilgili
detayları
https://www.facebook.com/ilimmerkezibasaksehir
http://basaksehirilimmerkezi.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Sohbetten alıntılar:
“Ve sizden hayra davet eden, iyiliği emredip kötülükten nehyeden bir cemaat bulunsun. İşte felaha erenler ancak onlardır.” (Âli İmran Suresi: 104)
Bu ayet-i celileye göre kişileri kötülüklerden, haramlardan sakındırmak farzı kifayedir. Yani bazıları bu vazifeyi yerine getirirse diğerlerinden mesuliyet düşer. Ama hiç kimse bu görevi üstlenmezse, herkes vebaldedir. Mesuldür.
Fakat haramların teşvik edilip özendirildiği bir zamanda herkes elinden geldiğince kötülüklerin kaldırılmasına çalışmalıdır. Eğer o kötülüğü durdurmaya gücü yetiyorsa, onu engellemek için etkisi, yetkisi varsa, o zaman bunu engellemek o kişiye vaciptir. Ama elinden gelmiyorsa, dilinin döndüğü kadar nasihat etmeli, sözü geçmediği yerde de, bundan razı olmamalı kalbiyle buğz etmeli. Nitekim Efendimiz buyurdu ki:
“Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse onu hemen eliyle değiştirsin.
Şimdi o kadar kötülük var ki, işte Mısır zulmü. Suriye’de kan oluk gibi akıyor. Doğu Türkistanda zulüm devam ediyor. Burada da, şer odakları tarafından karışıklıklar, eylemler. Ayrıca içkiler, zinalar, faizler, hırsızlık kapkaç, cinayetler.. Hadi bakalım bunları elinle değiştir. Ortamı düzelt bakalım. Bunu elimizle düzletmeye gücümüz var mı? Bunu Devlet yapacak. Kanunlarla, nizamlarla kötülükleri giderecek.
Eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin:
Anlatsın, ikaz etsin, uyarsın, insanları uyandırsın. Bana ne Ahmetten, Mehmetten demesin. Müslüman “Nemelazımcılık” yapamaz. Her koyun kendi bacağından asılır diyemez. Yunus as. “Neden Ben zalimlerden oldum” dedi. Zalim deyince aklınıza ne
geliyor? Halkına zulmeden. Sahtekar, hırsız dolandırıcı, milletin hakkını gasbeden vb. böyle mi geliyor? Peki Yunus as. Ne yaptı da “Ben zalimlerden oldum” diyor. Halkı mı dolandırdı? (Haşa) Yoksa milletin seçtiği bir hükümeti silah zoruyla devirip kendi halkına kurşun mu sıktı? Masum insanlara kimyasal katliam mı yaptı? (Haşa) Bir peygamber, hatta bir Müslüman bile asla böyle bir şey yapmaz. Peki niye böyle dedi Kendine? Sebebi şu: Hiçbir karşılık beklemeden yıllarca anlat, anlat. Hayatını adeta onlara feda et. Cehennemin dibini boylamasınlar diye, elinden geleni yap, ama adamlar hiç oralı bile olmayınca onları terk etti. Çünkü bela artık geldi gelecek. Bana da isabet etmesin diye, tebliği bıraktı.
İşte Mevladan izinsiz Tebliği bıraktığı için, “Ben zalimlerden oldum” diyor.
Pekiii, bizler tebliğ yapıyor muyuz. Yapacak mıyız? Bize izin filan mı geldi yoksa. Manevi bir haber mi aldık da bıraktık emri marufu… Ne kimseye bir şey anlatıyoruz. Ne uyarıyoruz. Ne de kimseyi bir sohbete davet ediyoruz. Bu nasıl olacak? Peki bu manada Zalim olmuyor muyuz? Mevla buyuruyor ki: “Sakın zalimlere meyletmeyin. Yoksa ateş size dokunur”
Meyletmek bile böyle olunca, ya zalim olanın hali ne olacak? Zira “Allah zalim kavme hidayet etmez. Kuranı kerime baktığımızda, geçmiş ümmetlerin helak olma sebeplerinden biri de,
“nemelazımcılık” olduğunu görüyoruz. Toplumda işlenen suçlar, kötülükler, haramlar karşısında, diğerleri buna duyarsız kalırsa, aklı selim kimseler isyana bulaşanları uyarıp ikaz etmezse, onları iyiye, güzele teşvik edip kötülüklerden sakındırmazsa; işte o toplum için tehlike çanları çalmaya başlar. Evet, Emr-i bil maruf Nehy-i anil münkeri terk eden, nemelazımcılık yaparak birbirini uyarmayan nice kavimler, bir takım belalara maruz kalmışlar ve neticede helak olup gitmişler.
Tirmizi’de geçen bir Hadisi şerifte Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Nefsim Kabza-i Kudretinde olan (Allah-u Telay)a yemin ederim ki, ya iyiliği emredip kötülükten men edeceksiniz; yada yakında Allah sizin üzerinize Kendi tarafından bir azap gönderecektir. Sonra siz Ona dua edeceksiniz de dualarınız kabul edilmeyecektir.” (Tirmizi, Fiten, 9)
İnsanlık tarihinde belalara maruz kalarak, silinip yok olan milletler, kötülüklerin yayılmasına seyirci kalan emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapmayan milletlerdir. Bir ayeti kerimede Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
“Sizden önceki devirlerde (insanları) yer yüzünde fesad (çıkarmak)dan vazgeçirmeye çalışacak (bu suretle onları helaktan kurtaracak) faziletli kimseler bulunmalı değil miydi?..” (Hud: 116)
“Halkı salih ve islah edici kimseler iken Rabbin, bir memleketi zulm ile (haksız yere) helak etmez. (Hud: 117) yani, emri maruf yaparak fesadı önleyen kimseler olsaydı, helak olmazlardı.
Mevla Teala Sebt kavminin maymun ve domuza dönüşenlerini zemmederken:
“Onlar yaptıkları kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Gerçekten ne kötü iş yapıyorlardı.”(Maide Süresi: 79) buyurmuştur.
Neme lazımcılık yok. Bir müslüman “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyemez. Dokunulmayan o zulüm yılanları büyür ve gün gelir ejderha olur. O zaman gelir sana da dokunur. Hatta parçalar, yer, yutar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.