'Paşa paşa yatıyoruz'
Ergenekon sanığı Behiç Gürcihan, kendi web sitesi Açık İstihbarat'ta "içeriden" ilginç notlar aktarıyor;
Ergenekon'un Masumiyet Müzesi'nden Notlar;
"Ergenekon"un Masumiyet Müzesi'nde bir obje olarak gözlemlerimizi sürdürürken, Ergenekon operasyonunun köklerine dair önemli ipuçları elde etme fırsatı da doğuyor.
Birçok gazetecinin oturmak için can atacağı bir koltukta; duruşmada ön sırada, sanık bekleme odasında ise herkesin ortasında, hepimizi özgürleştirecek olan gerçek adına oturuyorum.
Herkesin birbirinden şüphelendiği bir ortam burası. Herkesin, "Aramızdaki 'soruşturmacı' kim?" sorusuyla ilgili bin bir teorisi var.
"Soruşturmacı" kulağa bir Arnold Schwarzenegger filmi gibi gelse de aslında CMK 139'da tanımlanan bir özel görevli. Kısacası, bir örgüte sızdırılan ve örgütle ilgili araştırma yapan bir veya birkaç isim.
Bu soruşturmayı yönetenler ne örgüt tanımını, ne de "örgüt" diye aynı çuvala soktukları insanları bilmedikleri için (Operasyonu yönetenler ise biliyor. Bkz: Ergenekon Operasyonunun Arkasındaki Mutabakatlar) bu birbirine gıcık kapan insanlar topluluğunun arasına "soruşturmacı" soktukları konusunda herkes hemfikir.
Kafka'nın romanında gibiyiz. Herkes birbirine 'güz peşrevi' çekmekte; herkes temkinli sohbetler içinde. "Bizi dinliyorlar mı acaba?" diye komik sorular dillendirenler de var; ortamda hoşluk yarışına girip bir sanığın doğumgünü pastası mumu yerine, yakılan bir peçeteyi üfleyerek kutlamaya çalışanı da.
Bağrışmalar, çağrışmalar eksik değil.
Birisi, Salı günkü duruşma sonrasında, "Cumhuriyet savcısına laf ettirmem kardeşim; küfür edeceksen ismine et ama makama değil!" diyerek ortalığı yaygaraya verdi.
Herkes garipsedi bu çıkışı..Çünkü, bu "örgütün" üzerinde mutabakata vardığı tek şey varsa, o da savcıların niteliği.
Başka birisi, bir baktık duruşma sonrasında "Arkadaşlar, birileri benim hakkımda dezenformasyon yayıyor, banka hesabımda hareketlilik var diye. Bunların hepsi yalan; o para benim emeklilik param, bir bankadan diğerine transfer ettirdim o kadar" diye veryansın etmekte.
Bir komedi dükkanı aynı zamanda. Hayatınız boyunca antipatik bulduğunuz, hoşlanmadığınız insanları gözünüzde sempatikleştiren bir dükkân. Sanıklardan biri sormakta: "Efendim nasılsınız?"…
El-cevap: "Nasıl olalım, Paşa Paşa yatıyoruz!"
Bu arada, hangi sanığın kimlerle, ne zaman tuvalete gittiğinin çetelesini tutmaktayım. Taraf gazetesine yollayacağım. İddianameden ümidi kestiği için haberlerine, "Sanıklardan A ile B'nin tuvalete aynı anda gitmesi dikkat çekti" şeklinde cümleler sarfetmeye başlayan Taraf"çıların bu "çeteden" birden fazla örgüt çıkaracağına eminim. "Ergenekon'un Kenef Şifreleri" manşeti de Taraf'a ne güzel yakışır.
Gelelim meselenin ciddi kısmına…
Bu dava sürecini uzatmak isteyenler var. Daha ortaya tutarlı bir örgüt şeması koyamayıp, birbirlerini tanımayan ve hatta açıkça ihtilaflı olanları, "örgütün" aynı departmanına "üye" yapanların süreye ihtiyacı var. Yeni gözaltılarla yaratacakları yeni sansasyonlarla beraber, dikişleri tutmayan bu çuvalı ayakta tutmaya; "saygılarımla ibaresi, ast-üst ilişkisinin kanıtıdır" gibi inciler dökmeye devam edecekler.
Hal böyleyken, sanıklar bir an önce yargılanma ve bu davayı çürütme peşinde. 28 Ekim Salı günkü duruşma öncesinde, tutuklu sanıklar arasında iddianamenin okunmaması konusunda mutabakata varıldı.
Herkes bir an önce savunmalara geçileceği ve aylarca maruz kaldıkları linç kampanyasına cevap verebileceklerinin sevincini yaşarken, duruşma sırasında iki avukat pişmiş aşa su kattı.
Biri, İlhan Selçuk'un avukatı Uğur Alacakaptan, diğer Oktay Yıldırım'ın avukatı Ahmet Ülger.
Bu iki avukat iddianamenin okunması yönünde tavır koyunca, savcılar takdiri mahkeme başkanına bırakıp bu konuda nötr tavır takındığı halde, mahkemenin teknik olarak bir seçeneği kalmadı.
İlhan Selçuk ve Uğur Alacakaptan'ın tuzu kuru. Onlar dışarıda. 17 aydır içeride olan müvekkili ve diğer iki avukatının bu yönde bir beyanı olmadığı halde, "okunsun" diyenlerin gerekçesi ise ilginç: "Okunsun ki rezil olsunlar"
Böyle bir mantığın herkese faturası ise fazladan en az 1 ay. Getirisi ise, iddianame olma iddiasındaki bu sayfa yığınının teatral bir ses tonu ile tekrar canlandırılması ve bu arada medyada, iddianamenin içeriğinin değil, duruşmadaki davranışların afişe edilmesi
"OktayYıldırım duş hakkı istedi"
"Binbaşı kaos peşinde"
"Doğu Perinçek yine yaygara kopardı"
Neymiş efendim, iddianame okunursa rezil olurlarmış. Rezil olan biri varsa, o da sonuç ne olursa olsun, içeride ve dışarıda en az 1 ay daha beklemek ve o yolları tepmek zorunda kalmış olanlar. Soğuyacak olan medya ilgisi ve gittikçe karışan bir gündem içerisinde unutturulma riski de cabası.
"Ergenekon Operasyonunun Arkasındaki Mutabakatlar" yazısında da belirttiğimiz gibi, soruşturmanın sonucu ne olursa olsun, operasyon başarıya ulaştı bile. Bizi bu çuvala sokanlar da sürecin uzamasını istiyor zaten.
Böyle "dostlarımız" oldukça, düşmana pek ihtiyacımızın olmayacağı da her geçen gün daha fazla sırıtan bir gerçek."
Rıfat Yörük/Habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.