Livaneli Tek Bir Röportajda Devirdiği Çamlarla Ay’a Köprü Kurdu!

Livaneli Tek Bir Röportajda Devirdiği Çamlarla Ay’a Köprü Kurdu!
Zülfü Livaneli Cumhuriyet gazetesinde çıkan röportajında, bazı önemli bilgiler paylaşıp, tarihçileri bu konulara araştırmaya davet etti ancak bilmeden o konulardaki cehaletini de gözler önüne serdi.

Önce o ifadelere bakalım, sonra hatalara gelelim!

“Sürekli Osmanlı mirasından söz edenler şunu bilmeli önce. Osmanlı kendini Arap'tan ayrı tutmaya özen göstermiştir.

livaneli2.gif

- Bunu nasıl somutlaştırırsınız?

Örneğin, Hristiyan imparatorluklarında, imparatorlara Hristiyan din büyüklerinin adı verilir, İslamda da öyle. Kimse düşünmüyor, 600 yıl boyunca Osmanlı padişahları çocuklarına neden Ömer, Ali adını koymamış. Niye Hasan, Hüseyin, Ebubekir yok? (17. Yüzyılda şehzade isimleri konmuş) Peygamberin ismi olarak Mehmed’e dönüşmüş Muhammed, Mustafa ve kurucudan dolayı Osman adı var sadece. Belki de mezhep kavgalarına karışmamak için bu isimlerden özellikle kaçınmışlardır. Tarihçilerimiz bunu araştırmalı bence. Bir başka soru şu: Neden hiçbir Osmanlı padişahı, İslam’ın beş şartından biri olan hac görevini yerine getirmedi? Genç Osman'ı öldürürken, "Osmanlı sultanlarına hac caiz olmamıştır" diyerek bağırıyorlardı. Hacca gitmek istediği için öldürülen padişah var bu şehirde. Tek sebep bu değil elbette ama bahane olarak kullanıldı. Korkut şehzade iken Mekke’de Hac ziyareti yapamadı çünkü Hicaz emiri, ‘Yarın padişah olursun, siyasetle hac ahlakı bir araya gelmez’ diyerek engel olmuştu.”

Şimdi gelelim yukarıdaki birbirinden fahiş hatalara ki aslında tek doğru var o da “Ebubekir” isminin konulmaması konusu ki hemen belirtelim o da kısmen doğrudur çünkü Ebubekir zaten isim değil künyedir.

Livaneli’nin bahsettiği konuda ki asıl sorun Osmanlı’da bir sorun değil Peygamber Sevgisinin fazlalığından ileri gelmektedir. 36 padişahtan bahsediyoruz. İslam dininde ise Hz. Muhammed’in birden fazla adı vardır. Ahmet, Mahmut, Muhammed ve Mustafa ki işin için hadisler de Kur’an da geçen diğerlerini katarsak bu liste çok daha uzar.

Osmanlı aile yapısında çocuklar güle benzetilmiştir. Gül ise Hz. Muhammed (s.a.s.)’in işaretidir. Osmanlı ve Türkler telaffuzdan dolayı Mehmet’e dönüştürdükleri Muhammed adını çok sevmişler ve çocuklarına koymuşturlar.

36 Osmanlı padişahından 6 tanesinin adı Mehmet’tir. 4 tanesi Mustafa, 3 tanesi Ahmed, 2 tanesi Mahmut adını taşır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bir hadisinde kendisine dair kullandığı Selim adını da taşıyan 3 padişahı sayarsak, 36 padişahın 18 tanesi Peygamberimizin adını taşımaktadır. Esma-ül Hüsna arasında geçen sıfatları isim olarak taşıyan, 4 taneyi sayarsak geriye sadece 14 padişah kalır ki bunların içinde de 3 Osman, 2 Süleyman ve 1 İbrahim vardır. Ayrıca Bayezid adı da sahabe künyesidir. Bir rivayete göre bu isim Bayezid’i Bestami’den gelir. Ancak sonuçta bu bir künyedir. Ayrıca seçilmiş kişi manasına gelen ve Mektubat kitabında onların izlediği yol, peygamberlerin gittiği yoldu denilen Murad ismini taşıyan da 5 padişah vardır.

Şimdi gelelim asıl detaylara ancak gelin soru cevap şeklinde ilerleyelim;

Soru : “Ebubekir” ismi konusunda Livaneli’nin söyledikleri doğru mudur?

Cevap:

Livaneli bir bakıma doğruyu söylese de aslında hem İslami hem de tarih manasında bu konudaki bilgisizliğini göstermiştir.  Ebubekir, “Bekir’in babası” demektir. Bekir ise “Deve yavrusu” demektir. Hz. Ebubekir’in oğluna bu ismi vermesi pek mantıklı değildir. Zaten Hz. Ebubekir (r.a.)’ın da bu isimde bir oğlu kayıtlarda görülmez. Livaneli’nin bilmediği konu ise Ebubekir’in isim değil künye olduğudur. Tıpkı kediyi yanında gezdirdiği için künyesi “Ebu Hureyre” yani “kediciğin babası” olarak kalan sahabe gibi yani.

Hz. Ebubekir’in asıl adı Abdülkabe’dir. Bu isim “Kabe’nin Kulu” manasına gelir. Annesi erkek çocukları öldüğü için Kabe’de yaşayacak erkek çocuğu olursa diye adak adamış ve yaşayan oğluna da Abdülkabe adını vermiştir. Yetişkin olduğunda sebebi kayıtlarda geçmediği için bilinmeyen bir şekilde bu zatın künyesi Ebubekir olmuştur.

İslam’dan sonra putlara tapmak yasaklandığı için Abdülkabe adı mahzurlu duruma gelmiş ve bizzat Hz. Muhammed (s.a.s.) İslam’da kulluk sadece Allah’adır diyerek onun ismini Abdullah olarak belirlemiştir.

Bilindiği gibi Osmanlı Hanedanında şehzade Abdullah vardır. Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Abdullah tek örnek değildir. Ölen bu şehzadeden sonra kardeşleri Sarı Selim ve Şehzade Bayezid’de oğullarına Abdullah adını vermişlerdir. 3ncü Murad’ın da aynı isimde bir oğlu vardır.

Kısaca Osmanlı’da Hz. Ebubekir’in ismi konulmamıştır iddiası aslında tamamen yanlıştır.

Soru : “Ömer” ismi konusunda Livaneli’nin söyledikleri doğru mudur?

Cevap: Yanlıştır. 3ncü Murad’ın Ömer adlı bir oğlu vardır. Öte yandan Ömer Faruk isimli şehzade de bilinmektedir. 2nci Osman’ın oğullarından birisinin de adının Ömer mi yoksa Emir’mi olduğu konusunda ihtilaf olsa da bu şehzadenin adını Ömer olması daha muteber bir bilgidir. Yine 5nci Mehmed’in oğlu Ömer Hilmi Efendi bilinmektedir.

Soru : “Ali” ismi konusunda Livaneli’nin söyledikleri doğru mudur?

Cevap: Yanlıştır. 3ncü Murad’ın Ali adlı bir oğlu vardır. Öte yandan Fatih Sultan Mehmet’in ağabeyi olan şehzade Alaeddin Ali’de vardır. Keza ilk padişah Osman Gazi’nin de oğlu olan Alaeddin Ali mevcuttur. Şehzade Ali Vasıb’ta bir başka isimdir. Padişah 3ncü Ahmed’in de Ali adlı bir oğlu vardır. Kaldı ki Yavuz Sultan Selim’in savaş sancağı bile Osmanlı’nın ne Ali ismiyle ne de Hz. Ali ile bir alıp veremediğini kanıtlar.

livaneli3.jpg

Pek çok önemli seferde de Osmanlı ordusu Zülfikar sancağı ile düşman üzerine yürümüştür.

Soru: “Hasan” ve “Hüseyin” ismi konusunda Livaneli’nin söyledikleri doğru mudur?

Cevap: Yanlıştır.  3ncü Murad’ın hem Hasan hem de Hüseyin adlı şehzadeleri vardır. 2nci Murad’ın oğlu yani Fatih’in kardeşi Şehzade Hasan vardır. Yıldırım Bayezid’in bir oğlu da Hasan Çelebi’dir. 2nci Mustafa’nın hem Hasan hem de Hüseyin adlı şehzadeleri vardır.

Soru: Osmanlı Padişahları neden hacca gitmemiştir?

Cevap: Aslında kısaca Zülfü Livaneli gibi 3 saate uçakla Mekke2ye inme durumları vardı da onlar mı gitmedi deyip geçmek istiyorum ama Livaneli’nin kullandığı ifadeler de yer alan İslami manadaki cehalete bakınca değinmeden olmuyor.

Zülfü Livaneli yuvarlar ifadelerle Osmanlı Padişahlarının İslam’ın temel şartlarından olan haccı bile yerine getirmediğini iddia ediyor ama haccın kuralları konusunda ki kendi cehaletini ise hiç söylemiyor. Şöyle ki; hac ibadeti için herkesin illa da kalkıp Mekke, Medine’ye gitmesine gerek yoktur. Hac ibadeti vekiller aracılığı ile de yerine getirilebilir.

Bir örnek verecek olursak, her sene bir sefere hatta bazen sene de iki sefere çıkan Fatih Sultan Mehmet hangi arada vakit bulup ta hacca gidecekti? Bu sırada devlete ne olacaktı? Yolda ki tehlikeler ne olacaktı?

Kaldı ki padişah sadece bir aile babası değildir. Ülkeden sorumludur. Onun bir yere gitmesi uzun hazırlıklar gerektirir. Yanın da ise maiyeti olan pek çok görevli ve hassa askerleri bulunur. Haliyle bunun bir de mali boyutu vardır. O devrin ulaşım imkanları ile İstanbul'dan Mekke'ye en az 5-6 ayda varıldığı ve bu gidişin bir de dönüşü olduğu göz önünde alınırsa padişahın nerdeyse 1 sene taht makamını boş bırakması sizce mümkün müdür?

Devletin gerilediği dönemler de ise sürekli girilen savaşlar ve taht kavgaları sebebiyle bu imkan zaten yoktu. Ancak Osmanlı padişahları mümkün olan her sene Surre alayları gönderiyor ve pek çok padişah ise vekil göndererek hac ibadetini yerine getiriyorlardı.

Prof. Dr. Arzu Terzi ise vekaleten yaptırılan Hac ibadetine değindiği Derin Tarih’te çıkan yazısında, padişahlara vekaleten Hac ibadeti yapacak kişinin Mekke ve Medine''de ikamet eden kadı, müderris, hatip ve imam gibi ilmiye sınıfı mensuplarının arasından seçildiğini anlatmaktadır.

Bu kişilerde aranılan özellik ise salah, zühd ve takva sahibi olmaktır...

Profesör Terzi'nin verdiği bilgiye göre Sultan Abdülmecid'in vekili olarak Hac farizasını yerine getiren kişi Mekke-i Mükerreme Kadısı İmameddin Efendi'ydi. Sultan Abdülaziz ise Medine''nin tanınmış ulemasından Müderris Zahid Efendi''yi, devamında ise Zahid Efendi'nin oğullarını bu vazifesini yerine getirmeleri için vekaletine seçmişti.

Terzi, vekalet yoluyla yapılan Haccın bedelinin Osmanlı padişahlarının şahsi gelirlerinin toplandığı Ceyb-i Hümayun Hazinesi, ardından yine aynı amaç için kurumsallaşan Hazine-i Hassa tarafından ödendiğini de aktarmaktadır.

Ezcümle, siz siz olun ayet emrini hatırlayın. Livaneli gibi insanların aydın diyerek kitaplar yazdığı, programlar hazırlayıp, ülkenin geleceğine dair kelam etme hakkını kendinde gördüğü bir ülke de size sunulan böyle şeyleri mutlaka araştırın.

Habervaktim.com - İbrahim Halil Kutluay

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum