Göktay Eski Ramazanları Anlattı: İlk Dayağımı O Gün Yedim

Göktay Eski Ramazanları Anlattı: İlk Dayağımı O Gün Yedim
Usta tiyatrocu Zihni Göktay, bir İstanbullu olarak eski Ramazanları anlattı: Anneanneme acıyıp ‘Kandiller yandı’ deyince ilk dayağımı yedim. O zamanlar tüm aile üyeleri ve komşular kucaklaşırdı. Kuş yuvada gördüğünü yapar, bizim evde hala öyle yaşanır.

Zihni Göktay, Türk tiyatrosunun kilometre taşlarından biri olmasının yanı sıra ‘eski İstanbul’ kültürünün son temsilcilerinden biri. Fatih’te doğup büyüyerek, Osmanlı’dan Cumhuriyet uzanan medeniyeti yok olmadan önce tadan isimlerden biri olan Zihni Göktay ile ‘Eski Ramazanları’ konuştuk.

- Efendim siz de “Ah nerede o eski Ramazanlar” diyenlerden misiniz?

Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı. Gerçi şimdi de her şey yozlaştı. İnsanlar birbirleriyle iletişimin tablet cep telefonunu kuruyor. Ramazanlarda herkes birbirinden kaçıyor.

Bunda tabii Türkiye’nin ve şehirlerin çok büyümesinin de etkisi var. Ulaşım, trafik sorunu var. Eski akidelere dikkat etmek lazım.

ÇOCUKLUĞUMUN LEZZETİYDİ

- Sizin çocukluğunuzdaki Ramazanlar nasıldı?

Ramazanlar, çocukluğumun lezzetiydi. Ben doğma büyüme Fatihliyim. Orası mütedeyyin ve mütevazı yaşayan insanların oturduğu bir yerdi. Bahçeli, iki katlı kagir evler vardı.

Tencere yemeği pişirilir, güzel sohbetler edilirdi. Şimdi en uzun Ramazan’ı yaşıyoruz. Şimdi biliyorsunuz bu 36 yılda bire denk geliyor. Ben daha önce bunu iki kez yaşadım. Bizim çocukluğumuzun Ramazanları böyle değildi. İnsanlar, iftara yetişmek için otobüs duraklarında ya da pide kuyruğunda birbirini itmezdi.

- Bize, çocukluğunuzdan anlatacağınız Ramazan hatıraları var mıdır?

Şimdi ilk aklıma gelen, iftar topuyla yediğim dayaktı. Rahmetli anneannemin kulakları iyi duymaz, gözleri de iyi görmezdi. Bir Ramazan günü, ben evin kapısında oynarken pencereden seslendi: “Zihni bak bakalım Hırka-i Şerif Camii’nin kandilleri yanıyor mu?” Baktım, yanmıyor ve daha zaman var. “Yanıyor anneanne” dedim. Ama beş dakika sonra iftar topu atıldı. Bunu da evin mutfağındaki annem duydu. Güzel bir dayak yemiştim. Ve bu tip şeylerde şaka yapmamayı öğrenmiştim. Allah affetsin, öyle bir şey olmuştu.

ŞEKER DEĞİL RAMAZAN

- Babalar ve oğullar arasında, Ramazan’a özel ritüeller olur muydu?

Fatih Camii’ne giderdik teravih namazı için. Sanırım yedi veya sekiz yaşındaydım. Bir gün, Sakal-ı Şerif Camii’ni ziyaret ederken, o kalabalıkta babamı kaybettim. Ağlaya ağlaya dolanırken, cemaatten biri yanıma geldi. Evi tarif ettim ve beni eve getirdi. Bir güzel kulağımı çektiler ve “Bir daha babanın elini bırakma” dediler.

- Ramazan Bayramları nasıl yaşanırdı? Eskiden Şeker Bayramı kullanılır mıydı?

Ramazan ayı boyunca tutulan orucun mükafatıydı Ramazan Bayramı. Güzel Bayram yerleri kurulurdu. Atlı karıncalar, hokkabazlar, dönme dolaplar gelirdi. Çocukken bunlarla geçerdi. Eskiden Ramazan Bayramı deniyordu. Belki çok şeker yendiği için bu ad da kullanılıyordur ama bayramda baklavada yeniyor ama Baklava Bayramı denmiyor. Doğrusu Ramazan Bayramı’dır çünkü Ramazandan sonra gelen bayramdır.

FACE TO FACE BAYRAMLAŞILIRDI

- Siz, özellikle bayramların eskisi gibi olmadığını söylüyorsunuz. Peki sizin evinizde, bugün çocuklarınız ve ailenizle nasıl bayramlar yaşıyorsunuz? Eski günlerdeki gibi bir araya mı geliyorsunuz, yoksa bayramlaşma telefonda mı yaşanıyor?

Kuş yuvada gördüğünü yapar. Biz öyle görüp büyüdük, bizim çocuklarda öyle görüp büyüdü. İkisi de evli ama Ramazan'da bayramda, öyle kaçalım bir yerlere demez, birbirimizle yakın oluruz. İkisi de tiyatrolarda. Turne yoksa, yanımıza gelirler.

- Günümüzde bayramlar, şehirli insanlar için tatile gitmeyle eşdeğer bir hale geldi. Eskiden Ramazanlarda aile içinde ve mahallede neler yaşanırdı Fatih’te?

Artık Ramazan Bayramı deyince herkes İstanbul’dan kaçıyor. Ya yazlığa gidiyor ya da kış ise dağ turizmine kaçıyor. Ama eskiden Ramazan Bayramı’nda bayramlaşma vardı. Hatta Rum asıllı komşular bile bayramlarımızı kutlardı. Biliyorsunuz, o dönemde Rum, Ermeni, Yahudi asıllı Türk vatandaşları vardı. Müthiş bir dayanışma vardı. Ramazan Bayramı’nda, herkes birbiriyle eliyle tokalaşarak, kucaklaşarak selamlaşırdı. Öyle uzaktan yapılmazdı. Evlere ziyarete gidilir, sonra iade-i ziyaret yapılırdı. Uzaklık, bayramlaşmayı engelleyen bir şey değildi. Yani insanlar birbiriyle temas ederdi. Mesajla uzaktan bayramlaşma yoktu. Zaten herkesin evinde bırakın telefonu çamaşır ve bulaşık makinesi bile yoktu. Herkes face to face bayramlaşırdı. 

- Eskiden, sanat dünyasında Ramazan’a özel programlar olur muydu?

Sanat dünyasında, benden daha önce Direklerarası'nda 1930 yılları arasında Şehzadebaşı'nda Ramazan eğlenceleri olmuş. Karagöz oynatılan kahveler vardı. Teravih namazından sonra sahura kadar eğlence devam ederdi. Esnaf, memur ona göre randevusunu ayarlıyormuş. Türkiye’nin Broadway’i sayılırdı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.