İşeri: AB kesinlikle Türkiye'yi almaz!

İşeri: AB kesinlikle Türkiye'yi almaz!
DTP’nin kapatılması Demokrasiye zarar vermezYazar Reyhan İşeri: İdam yeniden yasallaşsınBBP eski MKYK üyesi yazar Reyhan İşeri, idamın yeniden getirilmesi için yasal düzenlenmenin yapılmasının uygun olacağını vurgulayarak,

Yazar Reyhan işeri Terörle ve mücadelesiyle ilgili soruları şöyle cevapladı 

SORU: Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan olaylar bazı kesimler tarafından “Kürt Sorunu” olarak lanse ediliyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? 
“Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimiz başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti hudutları içerisinde bir takım aydın, yazar, çizer ve siyasetçi tarafından lanse edilen “Kürt Sorunu” diye bir sorun yaşanmamakla birlikte yaşanan ve gerçekte var olan sorun Bölücü Terör’dür. Bana göre de gerçekte var olan sorunumuz çarpıtılmak istenmektedir. Terör örgütü ile yandaşları Türkiye’de “Kürt Sorunu” yaşanıyor diyerek ulusal ve uluslararası camiada Kürt kökenli vatandaşlarımızın haklarını aradıklarını ve sözcülüğünü yaptıklarını iddia etmeye çalışmaktadırlar. Örgütün bu çabası örgüte bir taraftan militan desteği kazanmaya yönelik olduğu gibi diğer taraftan da şiddetten daha çok siyasal mücadele peşinde olduklarını ima etmeye yöneliktir. 

Anayasamızda da belirtildiği üzere ırk, dil, din, mezhep, renk, cinsiyet ayırt etmeksizin herkes eşit haklardan yararlandığına göre böyle bir sorundan bahsetmemiz mümkün değildir. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne değin işadamlarına, bürokratlara, siyasetçilere, milletvekillerine, bakanlara, başbakanlara ve hatta Cumhurbaşkanlarına baktığımızda içlerinde Kürt kökenli olanlara rastlarız ve de oransal bakımdan da hiç yadırganamayacağı bir gerçektir. Durum böyle iken eşit haklardan yararlanma söz konusu iken bir Kürt Sorunu’ndan bahsetmemiz imkânsızdır. Türkmen’iyle - Kürt’üyle, Laz’ıyla - Çerkez’iyle, Alevi’siyle – Sünni’siyle büyük Türk Milleti’nin mensuplarıyız. Bir kez daha altını çizerek belirtiyorum Türkiye’mizin hiçbir köşesinde “Kürt Sorunu” diye bir sorun yaşanmadığı gibi gerçekte var olan sorunumuz Bölücü Terör Sorunu’dur.

SORU: Son yıllarda terör sorununun çözülmesi için masaya oturulması gündeme getiriliyor. Bir uzman gözüyle düşündüğünüzde çözüm olabilir mi?
“Terörist başının yakalanmasının ardından bilinçli bir biçimde askeri operasyonlar yerine birçok defa masaya oturma teklifi gündeme getirildi. Bir devletle veya ülke ile savaş halinde olsak düşüneceğimiz bir durum iken karşımızdaki dağdaki çapulcu teröristler söz konusu olunca elimizin tersi ile iteceğimiz bir tekliftir. Milletimizin bütünlüğünü ve birliğini, Devletimizi, Bayrağımızı, topraklarımızı ve vatandaşlarımızı hedef almış bir terör örgütü ile masaya oturmak pazarlık demektir, tanımaktır ve muhatap almaktır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin teröristle pazarlık konusu olacak hiçbir şeyi yoktur. 

Bedelini Şehitlerimizin kanı ile ödediğimiz vatan toprağını da kimse pazarlık konusu yapamayacağına göre pazarlıkta silahsızlanmaya karşı hangi ödün teklif edilecek? Bu nedenle de terör örgütü ile masaya oturmak bir çözüm olmadığı gibi terörle mücadele alanında çözümsüzlük doğuracaktır. Terör örgütü ile masaya oturmak yerine terör örgütünün lider kadrosunun yerleri bellidir. Devletimiz devlet olmanın büyüklüğünü gösterip önce idam cezasını getirmeli, teslim ol çağrısına uymayan örgütün lider kadrosunu inlerinde basıp yakalamalıdır. Sağ ele geçirdiğini yargılamalı ve idam etmelidir. Masaya oturma teklifini gündeme getirenler bence bir defa daha Devletin mi yoksa terör örgütünün mü yanında olduklarını düşünsünler.

SORU: İdam edilmeli diyorsunuz. İdam Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları çevresinde kaldırıldı. Geri idam yasasının getirilebileceğine inanıyor musunuz?
“Evet. AB Uyum Yasaları çevresinde kaldırıldı. Ama istendiği takdirde geri getirilebilir. Ha AB üyeliği rafa kalkar mı derseniz? Evet kalkar. Zaten AB bizi kabul etmeyecek ki. İstenmediğimizi bile-bile neden illa AB diyorsak onu da anlamış değilim. Bugün ABD, Japonya, İran ve Irak gibi ülkelerde “İdam” cezası var. Bu ülkelerden ABD ve Japonya gelişmiş ülke. İdam cezasının gelişmişlikle gelişmemişlikle alakası yok. O zaman TBMM istediği takdirde geri İdam cezası getirilir ve yargıda uygular.” 

SORU: Aktütün Saldırısı sonrası Türk Heyeti Barzani ile görüştü. Ancak bazı kesimler tarafından Kürdistanı tanımak olarak yorumlandı. Siz bu yoruma katılıyor musunuz?
“Bir nevi katılıyorum. Dağlıca Baskını sonrasında da Türk Dışişleri yetkilileri Barzani ile görüşmüştü. Ancak Barzani ile yapılan her iki görüşme sonrasında da Irak’ın kuzeyinin denetimini elinde ulundurmasına rağmen terör örgütü mensuplarının bu topraklar üzerinde elini kolunu sallayarak gezmesine ve faaliyette bulunmasına müsemma göstermiştir. Mevcut hükümetimiz Irak Hükümeti dururken bölgesel yönetimi muhatap almıştır. Oysa Irak topraklarında barınan örgüt bölgedeki güvenlik zafiyetlerinden rahatça her türlü faaliyetini 
sürdürmektedir. Irak topraklarından gelecek her türlü tehlikeden Irak Hükümeti sorumlu olacağına göre artık konuşarak değil uluslararası hukuk konuşturularak haklarımız aranmalıdır. Öte taraftan Sınır anlaşmalarımızdaki maddeler uygulanmalıdır. Devletin bu durumları değerlendirmesi gerekirken Kürdistan 
Yönetimi Başkanı sıfatı ile Barzani’yi muhatap alması bir nevi Kürdistanı tanımak anlamına da gelebilir.”

SORU: Terör örgütü geçmişte din ve mezhep istismarı uyguladı. Gene taban çekmek için din ve mezhebi bir araç olarak kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Hepimizin bildiği üzere Bölücü terör örgütünün dini, ırkı, mezhebi yoktur ve tek amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni zayıflatıp, parçalamak olduğu için her yolu kendine mubah saymaktadır. Geçmişte örgüte taban kazanmak amacıyla dini ve mezhebi bir araç olarak kullanmış ve vatandaşların duygularını inançlarını istismar konusu etmiştir. Bu dönemde de örgütte meydana gelen çözülmeler karşısında yine militan desteğini sağlamak amacıyla vatandaşların dini duygularını inançlarını istismar konusu etmeye çalışmaktadır. Nitekim, Alevi vatandaşlarımızın desteğini almak için çeşitli dönemlerde olduğu gibi Alevi vatandaşlarımızın içine sızmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Alevi kökenli vatandaşlarımızın terör örgütünün bu propaganda faaliyetlerine ve hain planlarına karşı dikkatli olmaları gerekiyor. Terör örgütünün herhangi bir din veya mezheple işi yoktur sadece propaganda ve militan desteği sağlamak için kullanmaya çalışmaktadır. 

SORU: Teröristbaşının İmralı’da “işkenceye, kötü muameleye uğradığı” yönündeki iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tarz iddiaların gerçekle alakası olmamakla birlikte gündeme getirilmesinin arkasında terör örgütüne sempati duyanlar aracılığıyla Türkiye’de provokasyon eylemleri gerçekleştirmek yer almaktadır. Diğer taraftan DTP bu iddiaları gündeme getirerek Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde kaybettiği desteği tekrar sağlamaya çalışırken uluslararası kamuoyunun dikkatlerini çekip desteklerini aramaktadır. Ve DTP’nin bu iddiaları doğrultusunda şehir merkezlerimizde yapılan gösteri ve mitinglerde güvenlik güçlerimizin, kamu ve 
özel mülklerimizin hedef haline getirilmesi gerçek amaçlarını ortaya koymuştur. Nitekim teröristbaşına İmralı’da sunulan hizmet ve haklar bugün dünyanın hiçbir yerinde hiçbir mahkuma sunulmamaktadır. Düşünün hangi mahkuma devlet ortopedik yatak, klima, radyo gibi araç ve gereçler tahsis ediyor”

SORU: AKP Hükümetinin terörle mücadelede gösterdiği kararlılığı nasıl değerlendiriyorsunuz?
“AKP hükümeti terörle mücadelede göstermelik çözümler sunduğundan dolayı ben bir kararlılık görmüyorum. Kurum olarak Güvenlik Müsteşarlığı’nın kurulması elbette bir ilerlemedir. Ancak bir kurumun kurulması terörle mücadelede kararlılığı göstermez. Mevcut hükümetin sosyal, ekonomik, askeri, hukuk ve uluslararası alanları kapsayan bir terörle mücadele konseptini geliştirip uygulaması gerekirken bütünün parçalarından birini uygulamaktadır. Öte yandan Dışişleri yetkililerinin Dağlıca ve Aktütün saldırıları sonrasında Irak Devleti ile 
diplomatik dille görüşüp gerekli hukuki girişimlerde bulunması gerekirken Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim başkanı Barzani ile masaya oturması da bunun bir göstergesidir. Hatta terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyinden Dağlıca’ya baskın düzenlemesinin ardından TSK’nin sınırötesi operasyon için hükümetten teskere izni istemesi karşısında aylar sonra davul zurna çalıp teskere izni vermek sizce bir kararlılık göstergesi midir? O zaman hükümetin kararlılığından bahsedemeyiz. Ayrıca kendi istihbarat sistemini geliştirip, bilgi toplamak yerine ABD ile Irak veya Barzani’den alınan istihbarata güvenerek hareket etmekle mücadele olmaz.”

SORU: Terörün bitirilmesi için şartsız af istenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Terörü bitirmek için bu tarz tekliflerde bulunmak veya bir şart koşmak çözümsüzlüktür. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devleti olduğuna göre hiçbir suçun cezasız kalmaması gerekir. Eğer Devletimiz devlet olmanın gereğini yerine getirmez teröristlere şartlı veya şartsız af sunarsa ülkede suç oranı giderek artacağı gibi cezaevinden çıkacak teröristlerde geçmişte olduğu gibi soluğu dağda alacaktır. Şartsız veya şartlı af isteyenlere baktığımızda sözde insan hakları, özgürlük ve demokrasi savunucusu olarak kendilerini lanse eden şahıslar olduğunu görüyoruz. Düşünün bir defa hem insan haklarını savunacaklar hem de suçluya af isteyecekler. Bu bir çelişkidir. Şehitlerimizin ve gazilerimizin insan haklarından yararlanmaya hakları yok muydu? Onların yaşama hakları ihlal edilecek özgürlükleri kısıtlanacak ama bunların hakkını arayacaklarına teröristlere hak arıyorlar. Kısaca özetleyecek olursam teröriste şartlı veya şartsız af çıkartmak şehitlerimizin gazilerimizin ve bunların ailelerinin haklarının ihlal edilmesi olacağı gibi terörün artmasına neden olacak ve de suçlu cezasız kalacağı için hukuk sisteminin çökmesine neden olacaktır.”

SORU: Peki Terörün bitirilmesi için ne tür bir kavram hazırlanmalı?
“Terörün bitirilmesi için sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal, hukuk, eğitim, uluslararası ve askeri alanları kapsayan toplumun desteğini arkasına alacak bir konsept hazırlanıp uygulanmalıdır. Aksi takdirde bu alanlardan sadece birinin veya birkaçının uygulanması terörün belini kırar ama birkaç sene sonra tekrar 
hortlamasını sağlar. Nitekim yirmi küsür defa büyük operasyon yapmamıza rağmen bugün geldiğimiz noktada terör hala devam etmektedir. Zaman zaman beli kırılmıştır, tam bitti deyip sevindiğimizde tekrar hortlamıştır. Bu nedenle toplu bir çözüm yöntemi hazırlanmalı ve kararlılıkla uygulanmalıdır. 

SORU: Aktütün saldırısı sonrasında TSK’ne yönelik yapılan eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Terör örgütü, halkın orduya olan güvenini amaçlarla da saldırılar gerçekleştirmektedir. Nitekim bu saldırı ile Türk Silahlı Kuvvetlerimize tarihin hiçbir döneminde yapılmamış ağır eleştiriler ilk defa yapıldı. Bana göre haksiz eleştiriler. Bu eleştirilerle TSK yıpratılmak istenmiş ve hatta Komutanlarımızın istifası gündeme getirilmiştir. Ancak bu saldırıda ilk defa kimse sivilleri eleştirmedi. Hükümette ve yöneticilerde hiçbir suç aramadı. Ama TSK’yı yıpratmaya çalıştılar. 

SORU: Terör örgütünün eylemlerinde çocukları kadınları kalkan olarak kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 “Terör örgütünün bugüne kadar gerçekleştirdiği miting ve yürüyüşlerde kadınlar ile çocukları kalkan gibi kullanmasının en büyük nedeni güvenlik güçlerimizin kadına ve çocuklara ellerinin kalkmayacaklarını bildikleri gibi çocukların 18 yaşından küçük olmalarından dolayı hiç ceza almadan ya da az bir ceza ile kurtulacağındandır. Ancak söz konusu vatana ihanet ise cezai ehliyet aranmamalıdır. Nitekim son zamanlarda yargıda cezai ehliyeti aramayan kararlar vermektedir. 

SORU: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun geçtiğimiz günlerde kadın ve çocuklarla ilgili olarak aldığı karar sizce yerinde bir karar mıdır?
“Yargıtay Ceza Genel Kurulu 28 Mart 2006 tarihinde terörist cenazeleri ile Diyarbakır’da meydana gelen olaylarda yer alan çocuklar için bu kararı almıştır. Bana göre yerinde bir karar olmakla birlikte yargının almış olduğu kararı tartışacak veya eleştirecek değilim. Ancak terörle mücadele bağlamında alınan bu kararı düşündüğümüzde terörle mücadeleye katkısı olacağına inanıyorum. Çünkü geçmişte birçok defa çocukların mitinglerde yürüyüşlerde polise, askere ve kamu ile özel mülke taş atmak için görevlendirildiklerini görmüştük. Hatta daha ileri gidip 13-14 yaşındaki çocukların Türk Bayrağımızı ayaklar altına alıp tepelediklerine veya yaktıklarına şahit olmuştuk. Düşünüyorum da bende o yaşlardan geçtim ve üzerine bir YTL değil bir milyon YTL verilmiş olsaydı dahi polisimize, askerimize bırakın taş atmayı saygısızlık bile yapmayacağım gibi özel veya kamu mülküne veya malına zarar vermezdim. Birçoğumuzda benim gibi düşünüyordur. O zaman bu çocukların bu şekilde davranış göstermelerinin altında aile ile çevre faktörlerinin yer aldığı bir gerçektir. Eğer aile çocuğuna milli değerleri, sevgiyi, saygıyı öğretmiş olsa bu ruh bilinci ile yetişmiş olsalar bu davranışları sergilemezler. Nitekim DTP genel başkanının da geçtiğimiz günlerde “Hükümet olarak gidin araştırın. Bu çocukların ailelerinden biri mutlaka cezaevindedir, bir yakını, akrabası öldürülmüştür. Bir yakını dağdadır” şeklinde yapmış olduğu açıklama iyi analiz edilmeli ve bana göre de bu durum ciddi bir sorunu yansıtmaktadır. Ancak bu çocukların ailelerinin örgütle alakalarının olması veya hangi koşullarda yetiştikleri bu davranışları göstermelerini hiçbir zaman haklı gösteremez. Bu nedenle isterse 5 yaşındaki çocuk bu suçu işlesin terör örgütü üyesi gibi yargılanmalıdır. Aksi takdirde çocuk deyip ceza verilmezse ilerde bu çocukların daha beter suç işlemelerinin 
önü açılmış olacaktır. Ancak bu davranışları gösteren çocuklarda sadece hata aranmamalıdır. Bu çocukların anne ve babalarında da suç aranmalıdır. Eğer ailelere de ciddi yaptırımlar uygulanacak olursa küçük çocuklarını sokaklarda başı boş bırakmayıp, çocuklarına sahi p çıkma ihtimalleri yüksektir.

SORU: Peki Sizce Ergenekon ile terör örgütü PKK arasında bir ilişki var mı?
“Önce şunu belirtmeliyim ki; yargı sürecine yansımış bir olayla ilgili açıklama yapmak pek doğru olmamakla birlikte yanlıştır. Bu nedenle bu konuda fazla konuşma taraftarı değilim. Ergenekon davasında ismi geçenlere ve yargılananlara baktığımızda Türkiye’de yaşamış ve yaşayan her fikri düşünceden insanlar yer almaktadır. Ancak geçmişte terörist başı ile görüşmüş veya yan yana gelmiş insanların bu dava kapsamında yargılanması bu ilişkinin olabilme ihtimalini yükseltirken, TSK’nde Komutanlık yapmış insanların da aynı davada yer alması bir çelişki ortamını doğurmaktadır. Terörist başı da İmralı’dan avukatları aracılığıyla yaptığı açıklama da davaya kendinin de müdahil olarak katılması gerektiğini işte filanların kendi ile görüştüklerini dile getirmesi bir gerçek olabileceği gibi TSK’ni zayıflatmaya yönelik bir iddia da olabilir. Lakin Ergenekon ile PKK terör örgütü arasında bir ilişki varsa da bu ilişkinin boyutu, nedenleri ve hangi ortak noktada buluşulduğu da araştırılıp ortaya konmalıdır. Yargı süreci sona erdiğinde herhalde her şey ortaya çıkacaktır. Bu konuda fazla yorum yapmanın gereği yok.

SORU: Ergenekon’un kapalı kutusu denen Haham Tuncay Güney’in açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Adam Kanada’da yaşıyor. Türkiye’de Haham değilken Kanada’da Hahamlık yapan biri. Ama Kanada’dan önemli iddiaları gündeme getirebiliyor. Geçenlerde telefonla katıldığı bir televizyon programında mahkeme istese dahi ifade vermeye gelmeyeceği yönünde beyanatları dile getirmişti. İzlediğim kadarıyla birbiri ile çelişen iddialarda bulunuyor. Bu şekilde ulu orta iddialarda bulunması karşısında mahkemenin ifadesine başvurması gerekir. Kanada’dan telefon aracılığıyla iddialarda bulunmak kolay iş bunları resmi makamlara ifade olarak sunması ve doğruluğunun araştırılıp tespit edilmesi önemli. Yoksa piyasa da palavra veya senaryo anlatacak adam ararsan Kanada’ya gitmeye gerek yok. Kurtlar Vadisi’ni izlemek yeterli.”

SORU: Siyasetle ilgili konuşacak olursak; DTP’nin kapatılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
“Öncelikle şunu belirtmek isterim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası’na, üniter yapısına ve bütünlüğüne saygılı faaliyet gösteren hiçbir siyasi partinin kapatılması taraftarı değilim. DTP’ni bu bağlamda düşündüğümde kesinlikle ve kesinlikle kapatılması taraftarıyım ve hatta yöneticileri Türk Adaleti karşısına çıkartılıp yargılanmalıdır. Sonuçta terör örgütü ile bağlantıları ve ilişkileri bugüne kadar kaç defa basına yansıdığı ve terör örgütü ile aynı söylemleri ifade ettiği ortadadır. Ancak geçmişte DTP gibi terör örgütü ile alakası olup kapatılan DEP, HADEP gibi partiler kapatılmasına rağmen farklı isimlerde partilerle bu tip faaliyetler devam etmiştir. Bu nedenle kapatma tek başına çözüm değildir, kapatmanın yanında terör örgütünün sözcülüğünü veya avukatlığını yapanlar yargılanmalı ve siyaset yasağı getirilmelidir. Ayrıca, bu parti TBMM’nde temsil edildiği günden bu yana bir gün çıkıp insanlarımızın işsiz olduğu, geçim derdi olduğu yönünde bir tane açıklama yapmadığı gibi TBMM’ni Kandil zannedip oturma eylemi yapmaya kalkışmaktan veya terör örgütünün manifestosu ile aynı düşünceleri ifade eden Anayasamıza, üniter yapımıza tezat düşünceleri barındıran Türkçe, Kürtçe ve İngilizce yazılmış bir kitapçık dağıtmaktan başka ne yapmıştır? Askerlerimizin girdiği çatışmada öldürülen teröristlerin taziye çadırlarını ziyaret edip, başköşe de oturarak, teröriste terörist diyemeyerek, PKK’yı terör örgütü olarak görmeyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde siyasi parti olarak faaliyet gösterilebilir mi? Eğer bu hareketler Anayasamıza, yasalarımıza ters olduğuna göre bu ülkenin çimentosunu bozmaya yönelik olduğuna göre kesinlikle ve kesinlikle kapatılmalıdır.”

SORU: DTP’nin kapatılması demokrasiye zarar vermez mi?
Hayır, kesinlikle zarar vermez. Demokraside terör örgütünün sözcülüğünü, avukatlığını üstlenmek, halkı birbirine karşı kışkırtmak, sokakları savaş alanına çevirmek veya şiddeti savunmak yoktur. Demokrasi kesintiye filan uğramaz. Ama bunlar bu provokasyon faaliyetlerine devam ederse sokaklarda bir iç çatışma çıkarsa o zaman demokrasi kesintiye uğrar. Düşünün bir defa daha geçenlerde parti yetkilileri Avrupa Parlamentosu tarafından düzenlenen Dersim Soykırımı konulu konferansa katılıp, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni soykırımcı olarak ilan etmeye çalışmışlardı. Bu mu demokrasi? Yoksa bu laflar karşısında 
yargıyı çalıştırmamak mı? Yoksa federasyonu, ayrı bayrak, ayrı dil, ayrı devlet, özerklik istemek midir? Bunlar yapılınca demokrasi ve hukuk kesintiye uğramaz mı? 

SORU: Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerimizde Yerel seçimlerde AKP–DTP çekişmesi yaşanacağı düşünülüyor. Sizce Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde durum nedir?
“Şuan ki durumu düşünüp, analiz ettiğimizde böyle bir durum söz konusu. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Diyarbakır için biri çıkıp kalemizdir, kalemizi vermeyiz tarzı bir açıklama yaparken mevcut hükümette Diyarbakır’ı alacağım tarzı açıklamalar yapmıştı. Sanki savaştayız başka bir ülkenin toprağını alıyoruz. 
Gülünç bir durum. Seçimler yaklaştıkça hükümet partisi tarafından DTP’li belediyelerin halka hizmet etmediği yönünde iddialar ortaya atılmıştır. 

Düşünüyorum da halka hizmet etmeyip, yolsuzluk yapıyorsa veya dağdaki teröriste yardım gönderiyorsa İçişleri Bakanlığı’ndan müfettişler gönderilir, tespit edilir ve yargı süreci başlatılırdı. Neden bugüne kadar bu yargı süreci bitmedi de Sayın Hükümet yetkilileri seçime 5-6 ay kala bu şikayetleri dile getiriyorlar? Anlamsız bir çekişme. Ancak yerel seçimlerde Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde AKP ile DTP’nin çekişeceği bir gerçek olmakla birlikte bölge seçmenine iki yoldan birini tercih yapması için psikolojik baskı uygulamaya çalışmaktadır. Diğer siyasi partilerin önü bu sayede kapatılmak istenmektedir. Biri hükümette olmanın avantajı ile hareket ederken diğeri de PKK ile Kürt vatandaşlarımızın haklarını arayan söylemleri kullanmaya çalışmaktadır.”

SORU: Yani sizde AKP ile DTP haricindeki partilere şans vermiyorsunuz. Öyle mi?
“Yanlış anlaşılmak istemem. Ben adil yapılacak seçimden yanayım. Ama bugünkü göstergelere ve konjonktüre baktığımızda bu partiler haricindeki partilerimizin şansı azdır. Halka açıkça PKK’yı desteklemiyorsanız AKP’ye, PKK’yı destekliyorsanız DTP’ye verin tarzı bir seçenek sunulmaya çalışılıyor. Aman oylar parçalanmasın yoksa şu gelir hesabı. Nitekim Ankara Büyükşehir Belediyesi seçim çalışmaları da aynı tarz da bir usulle yapılmaya çalışılıyor. Yanlış işler bunlar, yanlış söylemler. Diğer partilerimiz arada kaynatılmak isteniyor. Bu durumda hangi demokrasiden hangi eşitlikten bahsedebiliriz? Düşünün bir kere. Yanılıyor muyum?”

SORU: Sayın Başbakanımızın Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne gerçekleştirdiği gezilerde DTP’li Belediye Başkanları ile Milletvekillerinin söylem ve tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
“DTP’li Belediye Başkanları ile milletvekillerinin tutum, söylem ve davranışları esefle kınanacak bir davranış ve söylemdir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin Başbakanı’dır. Kişilik olarak, şahıs olarak ister sevin ister sevmeyin ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmasından dolayı her vatandaş saygı duymalıdır. Değil bir belediye başkanı bir milletvekili saygısızlık yapacak. Bunlar yanlış işler ve terbiyesizliktir. Ayrıca Sayın Başbakanımız Türkiye Cumhuriyeti hudutları içerisinde istediği ile gider, kimseden izin almak zorunda 
değildir. Sen çık küstahça filan ile gelme de. Bu küstahlık değil de nedir? Van, Tunceli, Diyarbakır’ın tapusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ndedir. Gelme diyenler bu yetkiyi kimden almış? Onlara bu yetkiyi kim vermiş? Sorulması gerekir ve hukukun işletilmesi gerekir.”

SORU: Son olarak, Sayın Başbakanımızın “TEK MİLLET, TEK BAYRAK KABUL ETMİYORUZ DİYEN VARSA BUYURSUN BEĞENDİĞİ YERE GİTSİN” açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Bana göre yerinde bir açıklamaydı ve katılmamak mümkün değil. Ancak yapılan bu açıklamanın daha sonra çarpıtılması ile bir suni gündem oluşturulmaya çalışıldı. Bu sözlerin “Ya Sev Ya terk et” ile aynı manaya gelip gelmediğinin konuşulması Türkiye’de ekonomik dengelerin alt – üst olduğu ve ardı ardına gece yarısı zamlarının yapıldığı bir dönemde dalaşma yaratmıştır. Yok, bu söylem MHP’nin mi? yok AKP’nin mi? diye suni bir gündem oluşturulmuştur. Bu işler yanlış işler. Zaman laf üretmenin, polemik yaratmanın zaman değil icraat yapmanın zamanıdır. Türk halkı hükümetten şuanda iş, aş istiyor.”

Bedel Alper Altıntaş-millitaraf

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.