Barolar ne hale getirildi!
Dün yayınlanan bölümde gündemdeki insan hakları ihlallerini ve Mazlum-Der’in çalışmalarını Vakit’e anlatan Mazlum-Der İstanbul Şube Başkanı Ayhan Küçük, son dönemlerde baroların, insan haklarını ihlal eden kurumlar haline getirildiğini söyledi...
İstanbul Barosu’nun çalışmalarını nasıl buluyorsunuz? İnsan haklarına yaklaşımları konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
Yeni seçilen baroyla ilgili bir açıklamamız oldu. Özellikle barolar, insan hakları alanında birinci öncelikli meslek gruplarından bir tanesidir. Barolar, yaptığı iş ve eylemlerle birlikte, insan haklarını ilgilendiren bir kurumdur. Ama maalesef, bugüne kadar -bazı dönemlerde olumlu diyebileceğimiz yaklaşımları olmuştur ama- son dönemlerde barolar, bu beklentilerin tam tersine, insan haklarını ihlal eden kurumlar haline getirilmiştir. Tabii ki yeni yönetimin, bu tür uygulamalarının olmamasını temenni ediyoruz. Olursa, onun da muhakkak karşısında oluruz.
• Son zamanlarda yargı aşamasını tamamlamamış olan davalar üzerinden, İslami kesimin kurum ve kuruluşlarını yıpratma kampanyaları malumunuz. Almanya’daki Deniz Feneri davası ve Hüseyin Üzmez olayında bunları yaşadık. Bir kısım medyanın öncülük ettiği bu kampanyalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her kurum içinde hata yapan bireyler olabilir ve bu şahıslar kim olursa olsun, yargılanmamalılar diye bir şey düşünülemez. Bu bize Peygamber Efendimiz’in tavsiyesidir. “Kızım Fatıma da olsa bir suç işlemişse yargılanmalıdır.” Biz bu prensipten hareket eden kurumlarız, bireyleriz ve bu anlayışa sahip insanlarız. Deniz Feneri davasında yargılanması gereken kişiler olabilir, Hüseyin Üzmez de yargılanabilir. Zaten bunlara karşı kendi kurumları da tavır almıştır. Kurum kendi pozisyonunu belirlemiştir. Almanya Deniz Feneri e.V. olayında olduğu gibi, Türkiye’deki Deniz Feneri yetkilileri, bu konudaki yargı sürecine saygı duyulduğunu ve bu konuda hata yapıldığını, suçlu olan kişilerin yargılanması gerektiğini zaten ifade ettiler. Ama ne oldu? Türkiye’de Deniz Feneri linç ediliyor. Kim sahip çıktı? Hiç kimse...
Vakit gazetesinde Hüseyin Üzmez olayını kim tasvip etti? Hiç kimse tasvip etmedi. Nitekim; Üzmez hapishaneden çıktıktan sonra televizyon konuşmalarında kullandığı ifadeler, o kişinin bizi temsil etmediğini göstermiştir ve bizim için bitmiştir. Bizim gündemimizden silinmiştir bu kişi. Sahip çıkma dediğimiz şey şudur; temiz olana sahip çıkılır. Deniz Feneri ve Vakit gazetesi bu duruşları itibariyle temiz kuruluşlardır. Bu kurumların yaptığı faaliyet, işlerlik, tarihsel bilinç önemlidir. Vakit gazetesinin kuruluşunu biliriz. Ne mücadeleler ve ne emeklerle kurulmuştur, ne bedeller ödenmiştir. Deniz Feneri ne çabalarla kurulmuştur. Bu noktaya geliş sürecinde çok bedeller ödenmiştir. Bu tarihsel bilince göre Vakit gazetesini ve Deniz Feneri’ni lekeleyecek davranışlarda bulunan insanlar da yargılanmalıdır. Yargılaması devam eden kişiyi kanal kanal gezdirerek reyting amacı güdenlerle insanların yardım etme isteğini yok eden yayınları yapanlar da cezasız kalmamalıdır. Bu kadar hassas konularda tek yönlü düşünerek karar vermek hakkaniyetli olmaz. Ben bu kurumlara, bu kurumların içinde bulunan insanlara güveniyorum. Ama aynı zamanda, bu kurumların bu zamana kadarki süreçte oluşan tarihsel bilincini lekeleyen en küçük unsurun da ayıklanmasını istiyorum. Aksi takdirde bunun da hesabını sormasını biliriz.
HÜSEYİN KULAOĞLU-VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.