Türküz, yılgınız, mutsuzuz!
Ancak anketler ve araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor. AB üyesi 27 ülke ve dört üye olmayan ülkeden (Türkiye, Makedonya, Hırvatistan, Norveç) otuz beş bin kişi üzerinde yapılan alan araştırması, en depresyonda ve ruhsal sağlığı bozuk yani mutsuz halkın Türkler olduğunu ortaya çıkardı.
Din Ve Hürriyet Araştırmaları Merkezi'nden Doç. Dr. Bilal Sambur, insanlarımızın niçin mutsuz ve depresyonda olduğunu "Huzurlarınızda Avrupa'nın en mutsuz ülkesi" başlıklı makalesinde masaya yatırdı:
Huzurlarınızda Avrupa'nın en mutsuz ülkesi
Bütün dünya ülkeleri içerisinde, belki de salt etnik aidiyetin bizi mutlu etmeye yettiğini dağa taşa yazan, bunu her fırsatta tekrarlayan ve bu ifadelendirmeyi sorgulanmaz ebedi saadet durumu olarak kabul eden tek ülke biziz.
Etnik aidiyetin kolektif olarak hepimizi mutlu etmeye yeteceğini söyleyen bir resmi doktrine sahip olmak açısından da Avrupa'da tek örnek olduğumuz görülmektedir.
Her ne kadar Türk olmaktan dolayı mutlu olduğumuz söylenmesine rağmen, mutsuz olan geniş toplum kesimleriyle karşı karşıya bulunmaktayız. Bu ülkede dindarların, başörtülülerin, Alevilerin, Kürtlerin, çalışanların, gayrimüslimlerin ve diğer toplum kesimlerinin mutlu olduğunu söylemek imkânsızdır. Toplumun büyük çoğunluğu kendisini mutsuz olarak değerlendirmektedir. Ülkemizde mutlu olarak nitelenen çok küçük bir grup vardır ve bu grup 'mutlu azınlık' olarak nitelenmektedir. 'Mutlu azınlık' nitelemesi, bu küçük grubun doğal mutluluk durumunu değil, onların mutluluğunu geniş toplum kesimlerini mutsuz etme pahasına elde edilen mutluluklarını ifade etmek için unutulmamaktadır.
Günümüzde yaşadığımız her şey, araştırıldığı ve ölçüldüğü gibi, mutlu olup olmadığımız da araştırılmakta ve ölçülmektedir. Avrupa Birliği'nin araştırma kuruluşu olan EUROFOUND, Birliğe üye ve aday statüsünde olan ülkelerde insanların mutlu olup olmadıklarını ortaya koyan bir araştırma yapmıştır. EUROFOUND, daha çok Avrupa Birliği üyesi ülke vatandaşlarının günlük hayattaki durumlarını inceleyen ve araştıran bir kuruluştur. Bu kuruluşun yapmış olduğu araştırmada cevabı aranan temel soru, Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayan sokaktaki vatandaşın kendisini mutlu hissedip hissetmediğidir.
AB üyesi 27 ülke ve dört üye olmayan ülkeden (Türkiye, Makedonya, Hırvatistan, Norveç) otuz beş bin kişi üzerinde yapılan alan araştırması, en depresyonda ve ruhsal sağlığı bozuk halkın Türkler olduğu şeklinde bir sonuç ortaya koymuştur. Bu veri, psikolojik ve manevi haritamızın altüst olduğunu, sağlıksızlaştığını ve patolojileştiğini göstermesi açısından alarm verici bir sonuçtur. Yaşamımızdan tatmin olmadığımız, gülümsemeyi bile unuttuğumuz ve hep kendimizi kötü hissettiğimiz şeklinde pesimist bir psikolojik coğrafyamız olduğu, bu araştırmanın bizimle ilgili ortaya çıkardığı kaygı verici bir gerçektir. Psikolojik ve manevi dünyamızda tecrübe ettiğimiz mutsuzluk ve tatminsizlik durumu, yaşadığımız sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel krizlerin bize ödettiği gibi ağır bir maliyettir.
Mutsuz bir toplum olduğumuz realitesi, bu araştırmayla ortaya çıkan yeni bir gerçek değildir. Daha önce de değişik uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan araştırmalarda, modernleştirilerek mutlu hale getirildiği iddia edilen Türk kadınının en mutsuz kadın, Türkiye'de çalışanların dünyanın en mutsuz çalışanları olduğu ortaya konulmuştu. Mutsuz olduğumuzu inkâr etmek yerine, bizi mutsuz kılan psiko-sosyo-politik- kültürel ve ekonomik şartlarla açık bir şekilde yüzleşmemiz gerekmektedir.
Her şeyden önce bireysel olarak mutlu olmak fikri, bize yabancı hale getirilmiş bulunmaktadır. Etnisite, mezhep, sınıf ya da din gibi kolektif aidiyetleri mutlu saymanın ölçüsü haline getiren ve birey olduğumuzu bize unutturan kolektivizm, hayatımızın her alanını kaplamış bulunmaktadır. Psikolojik ve manevi dünyamızın kolektivizmden arındırılmasına ihtiyaç vardır.
Mutluluk, çok özel, bireysel ve manevi nitelikleri olan bir hissediş halidir. Ancak bu manevi özel hal, hazır ve elde edilmesi kolay olan bir nimet değildir. Ruh ve düşünce dünyamızın ince bir şekilde işlenmesi, olgunlaşması, gelişmesi ve farklılaşması için çaba göstermeli ve çalışmalıyız. Başka bir ifade ile mutluluk, hemen elde edilen bir şey değil, uğrunda çalışılması gereken, fedakârlıklarda bulunulması gereken yüksek bir manevi haldir. Ancak mutluluğu elde etmek için maddi ve manevi olarak çabalamak yerine, onun kolaylıkla elde edilebilen bir şey olduğu yanılgısının toplumun birçok kesimlerine hakim olduğu görülmektedir. Bundan dolayı insanlara nasıl mutlu olacaklarının kurallarını öğretme iddiasında olan kitaplara insanlar sarılmakta ve mutlu olmanın sırrını kolayca bu kitaplarda bulabileceklerini ummaktadırlar. Bu tür kitaplar, mutluluğa dair en iyi tavsiyeleri içerebilirler, ancak bu kitapların hiçbiri sahici anlamda bir mutluluğu bulma kılavuzu değildirler; çünkü kişinin çabalaması ve olgunlaşmasından başka mutlu ve tatmin olmanın başka bir yolu bulunmamaktadır.
Kendimizi mutlu ve tatmin olmuş hissedebilmek için, kendimiz olmamız gerekmektedir. Ancak kendimiz olmamıza izin vermeyen bürokratik bir devlet yapısıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bürokratik devlet, Kürtleri beğenmemekte, Alevileri tanımamakta, dindarlardan hoşlanmamakta, dinî kılık-kıyafet giyenleri hor görmekte, kısacası kendi sınırlarının dışında olan hiç kimseden hoşlanmamaktadır. Devletin, duygu, düşünce ve inanç dünyamız dahil her yerde var olması, bireyin kendisi olmasını ve kendisini doğal olarak gerçekleştirmesini imkânsızlaştırmaktadır. Sonuç olarak devlet, hepimizi mutsuz hale getirmiştir. Mutsuz bireyler olarak artık devlete hayatlarımızdan elini çek demenin zamanı gelmiştir; çünkü mutsuzluğumuzun temel kaynaklarının başında devlet gelmektedir.
Mutsuz bir toplumda yaşayanlar olarak her birimizin neden mutsuz ve tatminsiz olduğumuz sorusuna vereceği cevap doğal olarak farklı olacaktır. Herkes adına neden mutsuzuz sorusuna cevap vermek yerine, bu sorunun cevabını bireylere bırakmanın lazım geldiğini düşünüyorum. Ancak son olarak önemli gördüğüm bir konunun altını çizmek istiyorum. Manevi bir durum olan mutluluk, gene manevi bir varlık olan insana özgü özel ve ayrıcalıklı bir tecrübedir. Sözde mutluluğu çok istememize rağmen, insanın manevi bir varlık olduğunu çok ihmal ettik. Bu gerçeğini esas alarak hayatı, toplumu ve devleti birey ve özgürlük merkezli değerlendiren taze bir bakış açısına çok ihtiyacımız vardır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.