Aralarına Ergenekon mu girdi?

Aralarına Ergenekon mu girdi?
"Biz Kaç Kişiyiz?" (BKK) hareketi ile BCP (Bağımsız Cumhuriyet Partisi) arasındaki birleşme görüşmeleri tıkandı. BKK'nın kurucusu gazeteci-yazar Tuncay Özkan Bağımsız Cumhuriyet Partisi'nden istifa etti. Özkan'ın tutukluluk süresi kalkıncaya

Son gelişmeler konusunda iki tarafın da yaptığı "farklı" açıklamalar dikkat çekti. BKK Ankara Temsilcisi Prof. Dr. Alemdar Yalçın tarafından hareketin web sitesinde yayınlanan açıklamada BCP'lilerin "partinin isminin değişmesi, Özkan'ın Genel Başkan Vekili olması" gibi teklifleri kabul etmediklerinin altı çizildi.

BCP Genel başkanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal ise bu suçlamalara Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinden cevap vererek BKK'cıları yerel seçimden kaçmakla suçladı. Soysal, birleşmenin önündeki en büyük engelin "kişisel hırslar" olduğunu vurguladı.

Habervaktim, bu konuda tarafların yaptığı açıklamaları tam metin olarak sunuyor;

DUYURU (Prof. Dr. Alemdar Yalçın)

Değerli Arkadaşlarım,

Bilindiği gibi Bağımsız Cumhuriyet Partisi ile yaptığımız görüşmeler dondurulmuştur. Bunun temel nedenlerini sizlere anlatmak istiyorum:
1. Bizim temel ilkemiz Türkiye'de siyasetin son derece kaygan zeminde yapılması verilen sözlerin daha sonra unutulması sebebiyle yazılı bir protokol yapmak biçimindeydi. Ancak Bağımsız Cumhuriyet Partisindeki arkadaşlarımız uzun bir süre bizimle görüşmek istemediler.
2. Daha sonra yaptığımız görüşmelerde biz dört madde halinde istekte bulunduk. Bu istekler Özellikle Tuncay Özkan Bey'in istekleriydi. Çünkü görüşmeleri o başlatmıştı..
3. Bu dört madde partinin isminin değişmesi, Bağımsız Cumhuriyet Partisi isminin değiştirilebilir olması, Tuncay Özkan Bey'in Bağımsız Cumhuriyet Partisi Merkez Yönetim Kurulu tarafından tüzüğün 17. Maddesinin 3. Fıkrasına göre (ki siyasal deneyimi olan iki hukukçumuzun görüşleri de alınarak) Genel Başkan Vekili olarak atanması, Büyük Kongrenin sadece il seçimlerine bağlı olarak yapılmasıydı.
Bağımsız Cumhuriyet Partisi'nde görevli arkadaşlarımız ısrarla tüzükte yer alan belde, ilçe, il seçimlerinden sonra genel seçimin yapılması maddesinde ısrar ediyorlardı. Bunu kabul ettiğimiz zaman BCP büyük Kurultayı ancak 10 Şubatta yapılabiliyordu ki bu Yerel seçim yasaklarına denk geldiği için yasal olarak yapılamıyordu. Bu durumda büyük Kurultay en erken 2008 Haziran ayına kadar kayacaktı. 
Halbuki yasaya göre üye sayısı 600'ü aşmayan illerde ilçe ve belde seçimleri yapılmadan il seçimleri yapılabilmektedir. BCP'li arkadaşlarımız bunu Yargıtay'dan soracaklarını söylediler ama artık 7 Kasım 2008 tarihinde protokolü imzalayacağımız tarihe kadar gidip öğrenmediler. O tarihte de tamamen başka bir taslak önümüze koydular. Bizim araştırmamızda Yargıtay'dan aldığımız bilgi, bizim önerdiğimiz yöntemin mümkün olduğunu ortaya koyuyordu.
Bizim önerdiğimiz protokol taslağını 7. maddesine kadar okuyup benimsedikten sonra ertesi gün Yani 7 Kasım tarihinde önümüze ekte sunduğumuz protokol taslağı konuldu.
Bu taslağın içeriğini arkadaşlarımın değerlendirmesine bırakıyorum. Önerdikleri yerde Tuncay Özkan adı bir tek yerde geçmediği gibi il ve büyük kongre için bir tek yerde tarih geçmemektedir. Oysa Bizim taslağımızda kendilerinin de kabul ettikleri 29 Kasım 2008'de il kongrelerinin yapılması ve 20/21 Aralık 2008'de Büyük kongrenin yapılması konusunda görüş birliğine varılmıştı.
Bizim 8 Kasım'da arkadaşlarımızı İstanbul'da Bostancı Gösteri merkezinde bilgilendirerek web sayfamızda "anlaşma olamamıştır" bilgisini verdikten sonra Sayın Prof. Dr. Birgül Ayman Güler'in iyi niyetli çabaları ile yeni bir protokol taslağı bize sunuldu.
Bu taslak da yapı olarak bizim protokol taslağımıza benzetilmişti. Ancak dikkatle incelendiği zaman ustalıkla satır araları konulmuş, Yine Büyük kongreyi riske atacak olan "belde ve ilçe kongreleri BCP tüzüğüne uyduğu takdirde" sözüyle tüzüğe bağlı hale getirilmektedir. Tüzükte böyle bir maddenin olduğunu hepimiz biliyoruz. Biz Siyasi Partiler yasası ve seçim yasasının esas alınmasını istiyoruz. Bu da daha önce belirttiğim gibi çok açık bir madde halinde ilçe ve belde seçimleri olmaksızın il seçimlerinin yapılmasına (üye sayısı 600'ün altındaki illerde) olanak vermektedir.
Ayrıca Tuncay Özkan'ın Genel Başkan vekilliği de ustalıkla büyük kongreye bırakılmakta, bu da ancak Haziran 2009'da olabilecek biçimde bir öneri üstü kapalı halde bize sunulmaktadır.
Ayrıca Protokolün 9. Maddesi dikkatle okunduğu zaman görülecektir ki buna bir c. Fıkrası eklenerek, mevcut BCP yönetimlerinin tamamının üçüncü dönemde yeniden seçilmesini gündeme getirmektedir..
Görüşmelerin tamamını arkadaşlarımın bilgisi dahilinde 7 kişilik bir ekiple yürüttüğümüz için her şey arkadaşlarımızın gözünün önünde gelişmiştir. "görüşmecinin yetkisizliği ve güven vermeyen tutumları" ithamına rağmen"
Görüşmeye tam yetkili olarak katılınmış, tam yetki ile sürdürülmüştür. Oysa başlangıçta Prof. Dr. Mümtaz Soysal Hocamız görüşmeler için MYK tarafından tam yetkili olarak kılınmış veya kılındığı bize defalarca söylenmiştir. Arkasından 7 Kasım 2008 'de sunulan taslak protokolde parti meclisinde ve MYK'da kabulü koşul olarak getirilmiştir. Bunların hangi tarihte ve nasıl yapılacağı ise belirtilmemiştir.
Arkadaşlarımın ve özellikle şu anda özgürlüğü kısıtlanmış olan kurucumuzun üzerimdeki ağır sorumluluğu sebebiyle bu çekincelerle sayın Tuncay Özkan'ın tutukluluk süresi kalkıncaya kadar ilişkilerin dondurulması görüşmeci arkadaşlarımızla alınan ortak bir kararla uygun bulunmuştur. Bu durumu bildirmek üzere BCP Genel Başkanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal Hocamıza tarafımdan bir mektup yazılmıştır. 
Yaptığımız bütün görüşmelerde görüşmecilerin sözleri not alınarak kayıt altına alınmış ve arşivlenmiştir,
Bizim yürüdüğümüz yolda hepinizin bildiği gibi parti bir araçtır. Biz ülkemizin bütün olumsuzluklarına köklü çözüm bulmak amacıyla yola çıkmış inançlı ve gönüllü insanlarız.. Bu yolda omuz omuza yürümeye devam edeceğiz. 
Hareketimizin kurucusu Gazeteci Yazar Tuncay Özkan Bağımsız Cumhuriyet Partisinde istifa etmiştir. İstifa mektubu BCP'ye ulaştırılacaktır.
Bunun için de arkadaşlarımızın dün olduğu gibi bugün de omuz omuza birlikte yürüyeceğimiz biçimde hareket edecek öngörü ve inançta olduğunu biliyorum.
Saygılarımla…


Niçin Birleşilemiyor? (Mümtaz Soysal )


Ya da, "Birleştik" diyenler neden hemen bölünüveriyorlar?
Oysa "Tehlike büyük" denmişti ve tehlikedeki büyüklüğün karşısına ortaklaşa daha büyük bir ağırlık koymak gerekiyordu ki, korkulan önlenebilsin.
Galiba ilk çatlak tehlikenin tanımlamasından kaynaklanmakta.
Birleşme çabasının içinden ya da dışından, hatta karşıdakiler arasından böyle bir çabayı açıklamak isteyenlerin söyledikleri gibi, bir "yaşam tarzı"nı yitirme tehlikesi midir acaba bu kaygıyı veren? Örtünme, yobazlık falan?
Yoksa, hep söylendiği gibi cumhuriyetin ve Atatürkçülüğün yıkılması mı?
O zaman sormak gerekmez mi "Cumhuriyet, daha doğrusu Kemalist cumhuriyet nedir" diye? Sadece saltanatın ve hilafetin yıkılması, demokrasi, özgürlük mü? Yoksa, köklü bir "özgürleştirme" atılımı, bir uygarlık tasarımı mı? Sonra yine sormak gerekir, bu atılımın ve tasarımın, basit siyasal bağımsızlığın ötesinde, ekonomik ve sosyal boyutları da yok mu? Daha sağlam bir düzene dönük planlı ekonomide kamusalla özel girişimleri birlikte seferber etmek gibi?
Bunlara "evet"se, yalnızca "Atatürk, cumhuriyet, bağımsızlık!" diye slogan bağırmanın yeterli olmadığı, amaçların gerçekleştirilmesi için iktidara gelmenin, ülkeyi ve toplumu yönlendirme kudretini ele geçirmenin gerekliliği kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?
Böyle olunca, seçim kazanmanın taktiklerini, stratejisini ve zorunlulukları düşünmek kaçınılmazlaşır. Benzetmek gibi olmasın ama, on bir oyuncudan kurulu futbol takımının kazanması için maç öncesinde bütün bunların düşünülmesi gibi?
Böyle düşünürseniz, bir derbi maçı öncesinde bile, olağan antrenmanlara ek olarak hazırlık maçları yapılıyorsa, devlet iktidarının kapılarını açacak büyük bir siyasal karşılaşma açısından kendini sınamak için bir yerel seçime girmekten daha iyi bir fırsat olabilir mi? Üstelik, bizdeki yerel seçimler, her katmanıyla, bir "genel" yerel seçim biçiminde yapılıp her türlü denenme fırsatını sunabiliyor.
Gelgelelim, 29 Mart tarihine çok az kala, "cumhuriyetçi" denen ve AKP ile yandaşlarını yenmek için hazırlanması gereken cephede yine dağınıklık, yine ayrılık, yine bencillik. Daha da tuhafı, "aynı" denen bir siyasal akım içinde de, bırakın bütünleşmeyi, yerel seçime girip girmeme konusunda o akımı kendi kişisel yönlerine akıtma uğruna olmadık ayrışmalar yaşanabiliyor.
Cumhuriyetin karşısındaki asıl büyük tehlike, kişisel hırsların dayanılmaz küçüklüğüdür belki de. (Cumhuriyet 26.11.2008)

Rıfat Yörük/Habervaktim.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.