Egemenliğin temeline bir kez daha dinamit kondu!
Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Zühtü Arslan, yaşanan tartışmaların Anayasa ve Danıştay mensupları arasındaki bir iktidar kavgası gibi görünse de aslında yargının siyasetin yetki alanına müdahale etme anlamına geldiğini söylüyor. Arslan, "Bir kez daha yasama organı olan TBMM'in almış olduğu bir karar yok sayılıyor." diyor. Siyaset bilimci Dr. Murat Yılmaz geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi ile başlayan sürecin yasama yürütme ve yargı düzeninin bozulduğunu ve yeniden inşa edilemediğini gösterdiğine dikkat çekiyor. Hukukçu ve siyasetçilerin yargı kurumları arasındaki tartışmalarla ilgili görüşleri şöyle:
Prof. Dr. İlyas Doğan (Gazi Üniversitesi öğretim üyesi):
Danıştay'ın kararında başka saikler rol almış
"Ortada çok karmaşık bir durum var. Anayasa'ya göre Anayasa Mahkemesi'nin almış olduğu bir karar herkes ve her kurum tarafından bağlayıcıdır. Bu durum üst yargı mercilerini de bağlar. Ancak Danıştay'ın almış olduğu bu karar Anayasa Mahkemesi kararını devre dışı bırakıyor. Yargının aldığı bu kararı siyasi bir görüş olarak yorumlamak doğru olmasa da Danıştay'ın söz konusu kararda başka saikler rol almış olabilir."
Prof. Dr. Zühtü Arslan (Anayasa Hukukçusu):
Kurumlar arası polemikten çok egemenlik kavgası var
Yaşanan durum yargı kurumları arasındaki bir iktidar mücadelesi gibi gözüküyor. Üçünün de tavrı anayasaya uygun değil. Danıştay burada yanlış yaptı. Danıştay daha önce başörtüsü konusunda Anayasa Mahkemesi'nin bağlayıcı olduğunu açıklamıştı. Burada hem makro hem de mikro düzeyde siyasi bir karar var. Birincisi yargı ve siyaset kurumu diğeri ise yargı mensupları arasında yaşanıyor. Yargı kendi alanına girmeyen konularla uğraşıyor.
Beldelerin durumu yargının değil, siyasileri ilgilendiren bir konudur. Parlamento yasa çıkardı. Bu yasa halen yürürlükte. Yani yasama organının aldığı karar uygulanıyor. Birçok belediye kendini feshetti. Ortada vahim bir durum var. Burada demokrasi ve hukuk kültürünün yerleşememesi sorunu var. Bizde güçler ayrılığı ilkesi var. Ancak yargıçlar demokrasisi ortaya çıkmıştır. Türkiye'de yargı çok aşırı derecede aktif. Demokrasi ile yönetilen dünyanın hiç ülkesinde yargı bu kadar siyasetin alanına girmiyor. Burada en vahimi ise yargının kendini yasa koyucunun yerine koymasıdır. Çünkü alınan kararda kurumlar arası polemikten çok asıl egemenlik sorunu var. Egemenliğin temeli sarsılıyor. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' deniyor. Ama yasama ve yürütme organı olan TBMM'in almış olduğu bir kararı yok sayıyor.
Bunun yanında yargı mensupları arasındaki tartışma ikinci derecede geliyor. Türkiye'nin öncelikle bu sorunu aşması gerekiyor.
Dr. Murat Yılmaz (Siyaset Bilimci):
Yargıçlar, TBMM'nin son karar merci olduğunu kabul etmiyor
Danıştay ve Anayasa Mahkemesi arasındaki tartışmalar, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi ile başlayan sürecin, yasama yürütme ve yargı düzeninin bozulduğunu, yeniden inşa edilemediğini gösteriyor. Belde belediyeleri ile ilgili alınan karar bunun yeni bir tezahürü.
27 Mayıs darbesinden sonra hazırlanan Anayasa ülkede bir zafiyet doğurdu. Bu durum siyaset üzerinde bir vesayet oluşturuyor. Bürokrasiye büyük yetkiler veriyor. Bunun için de yargıya büyük rol düşüyor. Bu kararla yasama ve yürütme organı olan TBMM'nin son karar mercii olduğunu kabul etmediğini gösteriyor. Bu tartışma artık yargı erkinin içine de yansımış durumda. Ne yazık ki 22 Temmuz seçimlerinde yeni bir ve sivil bir anayasa hazırlamadığı için çözüm üretemedi. Bu, iğnesini samanlıkta kaybettiği halde aydınlık olduğu için evinin önünde arayan Nasrettin Hoca'nın duruma benziyor. Yeni bir anayasa hazırlanmadığı ve yasama, yürütme ve yargı organları arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayıp Meclis'i rol sahibi yapmadığımız sürece bu sıkıntıların yaşanması doğal olarak muhtemeldir.(CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.