Özürcüler, Ermeniler adına özür dilesin!
*Avrupa, artan yaşlı nüfusundan şikâyet ederken, genç nüfusu ile imrenilen ülke olan Türkiye’de en az 3 çocuk formülüne karşı çıkılmasını nasıl karşılıyorsunuz?
-Sayın Başbakanımız tarafından gündeme getirilen bu konu, maksatlı bir şekilde başka taraflara çekildi. Başbakan’ın 3 çocuk tavsiyesi, sembolik bir ifadedir. Benim 6 çocuğum var. Başkasının 3 ya da 1 ama az sayıda çocuk yapma düşüncesi toplumda yaygınlaşırsa, Avrupa’da olduğu gibi bizde de nüfusta ihtiyarlama başlar. Bugün Batılı toplumların en büyük sorunu, nüfus durumudur. Bir taraftan emeklilik açısından; maaş durumları ve sağlık ihtiyaçları, bir taraftan ise verimliliğin düşmesi açısından sıkıntı var. Zaten nüfusumuzun artış hızı, toplumun yaşlanma sınırını önleme sınırında. Biraz daha biz kendi orijinal kültürümüzden uzaklaşarak, ‘çocuk bana yüktür’ anlayışı ile ‘az çocuk yapalım’ toplum sınıfına geçersek ihtiyarlamaya başlarız. Bu konuda Başbakanımız çok haklı. Bir zamanlar doğumu önleyici politikalar vardı. ‘Daha az çocuk yapalım’ düşüncesi içinde olanlar hâlâ o düşüncenin etkisi altında. Yani hâlâ eski düşüncelerle bu iyi niyetli teklife karşı çıkılıyor. Tabiî çok daha güçlü, genç ve dinamik bir Türkiye istemeyenler de var.
DENKLİK MAĞDURLARINA ÖNEMLİ HABER
*Önceki dönemde YÖK’ün ideolojik gerekçelerle bazı yabancı ülkelerdeki üniversitelerin denkliğini kabul etmemesi sonucunda çok sayıda öğrenci mağdur edildi. Bugün çok sayıda Tıp Fakültesi mezunu var ülkemizde, ancak mezun oldukları üniversiteden ötürü diplomaları yok. Bu insanlar kazanılamaz mı? Bu konudaki sorunlar aşılacak mı?
— YÖK Başkanı ve üyeleri, bu konuda gayet olumlu düşünüyorlar. Yaklaşımları oldukça sağduyulu... Biz de doktor ve diğer insan gücü ile ilgili problemleri onlarla birlikte çözmeye çalışıyoruz. Olumlu ve yapıcı bir şekilde görüşmelerimiz sürüyor. Bu konuda geçmişte yapılan politik ve ideolojik maksatların yol açtığı mağduriyetler var. Bugünkü YÖK yönetiminin bunları aşacağına inanıyorum. Oluşmuş politik mağduriyetler önlenecektir. Tıpta uzmanlık kurulu oluşturduk. Bu kurul çalışmalarını tamamlamak üzere... Liyakat ölçüleri içinde eğitim almış kişilerin önündeki engelleri kaldırmaya kararlıyız. Hekimlik alanı hassastır. Aldığı eğitim sağlıklı değilse, onun önünü açmayız. Ancak mağduriyetleri kısa zamanda çözeceğiz.
“SAĞLIK, PİYASA ŞARTLARINA TERK EDİLEMEZ”
*Kamuoyunda “sağlıkta dönüşüm programının özelleştirmeye neden olduğu” yönünde görüşler var. Bu eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?
- Biz, hükümet olarak sağlığın devlet tarafından ağırlıklı olarak sunulmasından yanayız. Sağlık sosyal bir hizmet alanıdır. Özel sektörün de bu alanda belirli bir payı olması yararlıdır. Kamuda sağlık hizmet sunumunun yüzde 70’inin altına düşmesine de izin vermeyiz. Yani özel sektörde yüzde 30’un içinde ve denetimli bir şekilde dağılmak şeklinde hizmet verilmelidir. Bu anlamda da bir planlama maddesi getirdik. Bugün özel sağlık kuruluşu oluşturmak isteyen bir müteşebbis, istediği yerde bir özel sağlık kuruluşu oluşturamıyor. ‘Sağlık özelleştiriliyor... Sağlık, piyasaya terk ediliyor’ diyenler doğru söylemiyor. Bunu söyleyen çevreler, ‘Bu planlama da ne oluyor. Bu, komünist ülkelerde olur..’ diyorlar. Bir taraftan uygulamaya ‘Neo-Liberal politikalar bunlar..’ diyeceksiniz, bir taraftan da ‘Komünistçe politikalar uyguluyorsunuz..’ diyeceksiniz. Oysa ikisi birbirinin tam zıttı. Demek ki, meseleyi tam kavrayamayanlar iddialarda bulunuyorlar. Geçen Plan Bütçe Komisyonu’nda CHP Milletvekili Sayın Hamza Akif Çevik Çebi, ‘Sayın Bakan, siz komünist uygulamalar yapıyorsunuz. Bu ancak komünist ülkelerde olur’ dedi. Ben ise cevaben, hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde hem özel, hem de kamu sektörü açsından insan ve diğer kaynaklarının kullanımı itibari ile nasıl merkezi ve yerel planlamaların yapıldığını anlatan bir kitap takdim ettim. Baktılar ve gördüler. Bu işin öyle olmadığını anladılar. Yani sağlık hiçbir zaman piyasa şartlarına terk edilemez. Özel sektöre hizmet gördürmenin anlamı sağlığın özelleştirilmesi değildir.
20 AMBULANS HELİKOPTER VE UÇAK DEVREYE GİRECEK
*Bakanlık tarafından acil sağlık hizmetlerinde kullanılmaya başlanan ambulans helikopterlerin devreye girmesi, kamuoyunda büyük sevinç oluşturdu. İlerleyen süreçte ülke geneli bu hizmetten faydalanabilecek mi?
— Altyapı çalışmalarımız sonuçlandı. Büyük emekler verdik ve bir ihale gerçekleştirdik. 2009’un sonuna kadar 4 helikopter fiilen Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Erzurum’da hizmete başlayacak. 2009 yılı içinde 3 helikopter daha hizmete girecek, 2009’un sonuna kadar ise 17 helikopter ve 3 uçak ile bütün Türkiye’yi içine alan bir ağ oluşturacağız. Çağdaş ve gelişen bir Türkiye, bunları yapmak zorundadır. Allah’ın bunları bize nasip etmesine şükrediyoruz.
“KENDİ BALIMIZI KENDİMİZ YAPIYORUZ”
Sağlıktan her Türk vatandaşının eşit şekilde yararlanmasını sağlamak için göreve geldiğimiz günden beri çaba sarfediyoruz. Bir sağlık dönüşüm programı hazırlarken hem işin teorisini çalışmanız gerekir, hem de farklı ülkelerde neler yapılıyor, hani arı birçok çiçeği dolaşır ama çiçeklerden kendi balını kendi yapar, biz de Türkiye’de bunu yapıyoruz.
ERZURUMLUYUM ERMENİLERİN YAPTIKLARINI İLK AĞIZDAN BİLİYORUM
*Son olarak, bir grup aydın(!) tarafından başlatılan bir kampanya gündemde.. “Ermenilerden özür diliyorum..” kampanyası hakkında neler düşünüyorsunuz?
- İmza kampanyasını doğru bulmuyorum. Ben Erzurumluyum... Bizzat ilk ağızdan dedem ve ninemden duyduklarım var. O dönemlerde neler çekmiş bölge insanı, iyi bilirim. Dolayısıyla burada sanki özellikle Ermenilere yönelik bir sözde soykırım ya da hususi zulüm yapıldığı öne sürülen fikir, tarihi açıdan doğru değildir. Tarih bunu reddediyor. Bu özür dileyenler, Ermeniler tarafından yapılan zulmün özrünü de diliyorlar mı? İnanın ben bu insanları anlamakta zorluk çekiyorum. Bu kampanyaya anlam veremiyorum. Yapıyorlarsa kendileri bilir ve millet değerlendiriyor.
VAKİT-ASLAN DEĞİRMENCİ
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.