Şah–mat!..
Bu altyazı, bizim monşerlerin ve kalemşorların neşesini bir anda tasaya ve kedere çeviriyor. Çünkü efendileri, TC Başbakanı’ndan fırça yemişti. Sayın Başbakan, bütün Dünya’nın gözünün içine baka baka, haykırdı Siyonist Peres’in suratına “katil” diye…
‘Fakat’çılar, ‘âmâ’cılar ezberlemişlerdi: Türk devlet adamları, uluslar arası toplantılara katılırken, hep ‘uslu çocuk’ rolünü oynarlardı. Söylenen her şeyi sessiz-sedasız dinleyip, gerektiğinde fırçalarını da yer gelirlerdi. Tıpkı sporcularımızın, “Yenildik ama ezilmedik. Bu yenilgi onurlu bir yenilgidir.” şeklindeki ifadelerle kendilerini ve kendileri ile birlikte milletimizi de teselli ederlerdi. Sayın Başbakan, 29 Ocak 2009 Perşembe akşamı öyle bir çıkış yaptı ki, bütün monşerlerin ve de kalemşorların ezberi bozuldu.
‘Diplomasi dili’ diye bir dilden bahseden ve Sayın Başbakan’ın, bu meşhur diplomasi diline aykırı hareket ettiğini, küstah moderatöre ve Amerika’nın şımarık çocuğu Katil Peres’e karşı kaba davrandığını savunan kalemşorlar yazıyorlar: “Bundan sonra işimiz çok zor. İsrail ekmeğimizi keser. Yahudi Lobisi ne buyurur? Amerika ve AB bizi döver. Obama amcamız, bundan öncekilerin yaptığı gibi bize randevu vermez.”
‘Diplomatlıklarıyla ve diplomasi’ dilleriyle övünenler, uluslar arası arenada diplomasi adına ne yapmışlar? Hangi politikayı üretmişler? Ülkemizi hangi noktadan alıp-hangi noktaya taşımışlar? Yoksa diplomasi demek; bulundukları ülkede üst düzey davetlere katılıp viski yudumlamak, dans etmek, kendi tarihini ve kültürünü inkâr ederek, kendi kendine ‘asimile’ olmak, elçilik koridorlarında, “havaryu, hello ve bonjur” gibi ifadeleri kullanarak yürümek midir?...
Kartel Medyası’nın yazarları; suyunu içip havasını teneffüs ettikleri bu ülkenin Başbakanı’na karşı, son derece fütursuzca, saygısız ve ahlâksızca saldırdıkları halde, Siyonist İsrail’in Katil Cumhurbaşkanı’na gayet saygılı ve de kibar davranmaları, nereden beslendiklerini, gayet açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur.
Vatan Şairi ve Büyük Mütefekkir Akif; bugünkü entellerin, lâiklerin ve çağdaşların elpençe-divan durdukları o âleme dün:
“Donanma ordu yürürken muzafferen ileri,
Üzengi öpmeye hasretti, garbın elçileri.
O ihtişamı niçin elinden aldırdın da?
Şimdi yatıp duruyorsun ayaklar altında…”
şeklinde seslenirken, bugün bizim monşerler ve kalemşorlar; veli-i nimetleri Siyonist İsrail’in ve onun Batılı patronlarının önünde kuyruğa geçmiş, etek öpmek için birbirleriyle yarışıyorlar.
Bir önceki yazımda da belirtmiştim. Bu gezegende iki cemaat hariç, hemen hemen bütün insanlık, Sayın Başbakan’ın Davos’taki restini, gayet yürekten ve samimi bir şekilde destekledi. Bildiğiniz gibi bu cemaatlerin birincisi; eli kanlı Siyonist İsrail, ikincisi ise, onun Türkiye’deki uzantısı monşerler ve kalemşorlar…
Kimsesizlerin kimsesi, yetimlerin-gariplerin sahibi, zulümlerin kalkanı, zalimlerin korkulu rüyası, monşerlerin ve kalemşorların kâbusu, Şanlı Osmanlı’nın gerçek torunu Recep Tayyib ERDOĞAN; birileri efendilerinin zaferini tam kutlamaya hazırlanmışken, “şah-mat” çekiyor. Sayın ERDOĞAN, öyle bir “şah-mat” çekiyor ki, sadece katil Peres değil, onunla birlikte tüm Siyonistler ve o Siyonistlerin uzantıları da mat oluyor…
Selâm ve saygılarımla…
Muhittin Atıcı-EĞİTİMCİ/YAZAR
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.