Gazze, yürüyen şehitlerin şehri
GAZZE'DEN SON KARELER-TIKLA
Bülent Yıldırım, mazlum ve mağdurların yaşadığı her yere elini uzatan İHH’nın Genel Başkanı. Dün Bosna ve Çeçenistan zulümleri nedeniyle Anadolu’nun sesini bu topraklara ulaştıran İHH, şimdi de Gazze Soykırımı nedeniyle çok daha yoğun bir şekilde gündemimize geldi. Yıllardır, ismini dahi duymadığımız ülkelere Anadolu halkının hissiyatını taşıyor İHH. Afrika’ya, Asya’ya, Avrupa’ya ve hatta Amerika’ya umut oluyorlar. Genel Başkanı Bülent Yıldırım’da hakikaten efsane gibi anlatılageliyor uzun zamandır. En son, hala tonluk bombaların yağdığı bir anda Gazze sokaklarında halka moral vermek için korkusuzca yürüdüğü anlatılıyordu. Erzurum’un soğuk bir köyünden, Gazze’nin bombalarla ısınmış sokaklarına gönderilen yardımları organize ediyor, yaralara merhem oluyor ve hatta Gazze’de yapılan mitinglerde yaptığı konuşmalarla mazlum ve muzaffer Gazze’lilere umut oluyordu. Bülent Yıldırım ile Gazze’yi, umudu ve İHH’yı konuştuk. Buyurun;
“YÜRÜYEN ŞEHİTLERİN ŞEHRİ GAZZE”
*20 gün bombaların hala yağdığı bir zamanda Gazze’deydiniz. Gazze’de ne var Bülent Bey?
*Şehadet, güzellik ve yokluk. Gazze çok güzel. Gazzeliler çok güzel. Yürüyen şehitlerin memleketi Gazze. Mescid’i Aksa’yı koruduklarının farkındalar. Çocuklarını şehit olarak yetiştiriyorlar. Şehir korkmuyor. Herşey normal. Şehadete sanki yan komşuya gitmek gibi bir gözle bakıyorlar. Çünkü hepsi zaten şehit doğuyor ve şehit gibi yaşıyorlar.
*Üstlerine yağan tonluk bombalar onları nasıl etkiliyor?
*Emin olun umurlarında değil. Öfkeliler ama 'Ne olursa olsun sabredeceğiz' duygusu var. Ama çocuklar çok ağlıyor. Bomba sesleri ürkütüyor onları. Uyuyamıyorlar, huzursuzlar. Anlatılamayacak, insanlığın görüp göreceği en kötü manzaralardan biri var. Çaresizlik var. Her tarafta duvarlar var. Sınır kapıları kapalı…
*Sokaklar?
*Kavga gürültü yok. Dünyevi tartışmalar yok. Zafere inanıyorlar. Dünyanın en berbat teknolojisine karşı savaştılar ve zafere ulaştılar. Yine gelseler yine Zafer’e ulaşacaklarını biliyorlar.
“OKUYORLAR, BİLİYORLAR VE DİRENİYORLAR”
*Bilinç seviyeleri ne durumda?
*İslam coğrafyasının en eğitimli toplumu Filistinlilerdir, biliyorsunuz. Eğitime çok ama çok önem veriyorlar. Yeraltı kaynakları filan yok, tek sermayeleri insan. Okul binaları ve camiler şehirlerin en güzel binaları. Şundan emin olabilirsiniz; Bizim özel okullarımız, özel üniversitelerimiz kesinlikle onların üniversiteleri kadar güzel değil. Sadece İslam ve Teknoloji Üniversitelerinde toplam 27.500 öğrenci var. Hepsi okuyor, hepsi biliyor, hepsi bilinçli ve hepsi direniyor.
*Bırakıp gitmek isteyen yok mu?
*Hayır. Hatta yaralılardan filan daha önce Gazze’yi terk edenler bile geri dönmek istediler. Kapıya yığılan da olmadı zaten. Herkes kalıp savaşmayı düşündü, 'öleceksek de hep birlikte' dediler. Herkes kendini şahadete kodlamış. Erkekler 'Şehit olacağım bari ailemi dışarı çıkartayım, onlar kurtulsun' diye düşünmediler. Çünkü aile de hazır buna. 'İsrail ve ABD'nin asıl istediği Filistin'in insansızlaştırılması diyorlar ve terk etmiyorlar. Ne olursa olsun Gazze'de kalacağız' diyorlar. Çocuklar da öyle, 'Biz şehitlik için hazırız' diyorlar.
“ÇOCUKLAR FİLİSTİN’DE ÇOK ERKEN BÜYÜYOR”
*Gönüller?
*Gönüller mutmain. Ağlama var ama Allah'a isyan yok. O sıkıntılarına rağmen ümmet adına Mescid-i Aksa'yı koruduklarını biliyorlar. Ortam kızıştığında şahadet öne geçiyor, rahatladığında ilim adamı oluyorlar. Her yaştan insan uluslararası ilişkiler uzmanı gibi emperyalistleri, bölge güçlerini, liderlerini, halkların tavırlarını iyi biliyor. Çocuklar çok erken büyüyor. 8 yaşındaki bir çocuk bile 15 yaşında gibi konuşuyor. Her gün bomba altında olduklarından direnişe çabuk adapte oluyorlar. Fedakárlığı öğrenmişler. Ekmeği suyu paylaşmak gerektiğini biliyorlar. İsraf nedir bilmiyorlar. Hepsi tevekkül sahibi. Çok sessizler. Suskunlar. Ama çocukların eğitimi için inanılmaz çabalıyorlar. Her çocuğu kendi çocuğu gibi seviyor, fedakárlık yapıyorlar. Her birine Filistin için şehit olabilecek fert gözüyle bakıyorlar. Evlendiklerinde 'Şu kadar çocuk doğuracağız, Filistin'e feda olsunlar' diyorlar.
*Gazze küçük bir yer. Siz Gazze için önceden de uğraşıyordunuz bildiğim kadarıyla.
*Elbette. Gazze gerçekten çok küçük bir yer. Boydan boya 40 kilometre enine 10 kilometre. Yani boydan geçerseniz en fazla yarım saat, enine geçerseniz 5-10 dakikada geçebilirsiniz. Böyle bir yerin etrafı tamamen çevrilmiş durumda. İçeriye hiçbir şeyin girmesine izin vermiyorlar. İsrail ve çevre ülkeleri bu konuda çok sert bir tutum içerisinde. Daha önce, deniz yoluyla bu ambargoyu delmek için birkaç tane girişim oldu. Bir kısmı başarılı oldu. Fakat en son giden arkadaşlar, İsrail savaş gemileri tarafından taciz edildiler, vuruldular. Biz, bu savaşın olabileceğini 7-8 aydır tahmin ediyorduk. O nedenle Gazze'nin içerisine, savaş sırasında değerlendirebileceğimiz yardım malzemeleri ve nakit birikimi yapmıştık. Savaş başlar başlamaz hemen bu nakit yardımları ve diğer yardımları dağıttık.
“3 KARGO UÇAĞI VE BİR GEMİ GÖNDERDİK”
*Bölgede “ev” önemli sorun, biliyorum. İsrail sürekli evleri yıkıp, halkı göç etmeye ve topraklarını boşaltmaya zorluyor. Siz bu anlamda ne yapmayı planlıyorsunuz?
*Gazze’de yıkılan evleri yeniden inşa etmek istiyoruz. Ancak yapı malzemesi temin etmek büyük bir sorun. Mısır, Refah Sınır Kapısı’ndan bir tek çivinin bile geçişine izin vermiyor. İHH olarak evleri olmayan ailelere 65′er metrekarelik daireler yapmak istedik. Ancak çimento bulamadığımız için bu projemizi erteledik. İnşallah önümüzdeki günlerde yapı malzemelerinin Gazze’ye geçişine izin verilir ve biz de evlerin inşasına başlarız.
*Neler yaptınız?
*İlk günden itibaren Gazze'deki arkadaşlarımız depolarımızdaki yardımları dağıttı. Evleri yıkılan, zorda olanlara nakit yardım ulaştırıldı. Sonra ilaç ve tıbbi malzemeyi Refah kapısından Gazze'ye sokarak Sağlık Bakanlığına teslim ettik. Her biri 38 ton tıbbi malzeme, ilaç, süt tozu ve gıda malzemesi taşıyan üç kargo uçağı dolusu yardım gönderdik. Bu uçakların ikisine MÜSİAD da destek oldu. Daha sonra ise jeneratörler, tıbbi malzeme, süt tozu, gıda maddeleri vs.den oluşan 1000 tonluk yardımı yük gemisiyle Gazze’ye gönderdik. Bu gemimizin hazırlanmasına MÜSİAD ve ASKON da destek verdi. Şifa Hastanesinin laboratuarını biz yapmıştık, İsrail orayı da vurdu. Şimdi yine yaptıracağız. Belediye binaları, okullar yaptık. Okul müdürleri Türk bayrakları çekti ki, İsrail vurmasın. Buna rağmen vurdular!
*Başka?
*Çocuk hastanesi yaptık, İstanbul Kültür Merkezi yaptık, Meslek Edindirme Kursları açtık, Yetim yurtları yaptık, Ev yaptık, nakit dağıttık, acil yardımlar yaptık, Kadın Hastanesi yaptık ve elbette 6000 yetime sponsor olduk.
“ŞEHİT OLANA KADAR DİRENİRİZ”
*Gazze’nin neye ihtiyacı var?
*Kendilerini savunmaya ihtiyacı var. İnsani konular sadece karın doyurmak, ilaç vermek değildir. İHH ve benzeri kurumlar olarak kriz masası oluşturduk fakat ortada haksız, orantısız bir saldırı var, dünyanın bu haksızlığı durdurması gerekir. İsrail'e her türlü silah gidiyor, İsrail de vuruyor. Kullandığı silahlar da yasak. Fosforlu, seyreltilmiş nükleer silahlar, misket bombaları kullanıyor. Bakın MAZLUM-DER’den arkadaşlarla o bölgeyi gezdik ve forfor bombalarını belgeledik. Topraktan alınan numuneler de bunu ispatladı. Her şekilde saldırıyorlar ama Gazzeliler ise kendilerini taşlarla savunmaya çalışıyor. Ellerindeki füzeler zaten belli.
*HAMAS?
*HAMAS, halk demek. Hamas ateşkes istiyor ama 'Ambargo kalkmadan asla, yoksa şehit olana kadar' diyorlar. Ambargo devam edecekse, yönetim tanınmayacaksa bu bir kazanım değil diye düşünüyorlar. Zaten aç ölmekle tok ölmek arasında çok kısa bir mesafe var.
*Ateşkesi kim bozdu?
*Ateşkesi Hamas bozmadı, İsrail bozdu, ilk bombayı İsrail attı. Ateşkes süresi bitmeden hemen önce tünel kapısını vurdu. Ambargo o kadar ağırdı ki, sadece oradan yiyecek giriyordu Gazze'ye. Refah kapısı gibi tünel kapılarını da bombalayarak Gazze'yi açlığa, ölüme terk ettiler. Aslında Hamas'ın ateşkesi uzatmaması bir çığlık. Dünyaya diyor ki Hamas, ‘Biz ölüyoruz, hastalarımız ölüyor, çocuklarımız ölüyor, sessizce ölüyoruz zaten. Görün bunların ne olduğunu ve yardım edin'. Yardım edecek cesur insanlara ihtiyaç var.’
“RAKAMLAR HERŞEYİ AÇIKÇA ORTAYA KOYUYOR”
*İsrail’in iddiaları var?
*Hiçbir anlamı yok. İsrail güvenliğini öne sürerek tüm Filistinlileri terörist ilan ediyor. Ve onlardan korunmak için topraklarını işgal ettiğini savunuyor. Ancak rakamlar, kimin terörist kimin masum olduğunu gösteriyor. İsrail 2005 yılında 216, 2006"da 678, 2007 yılında ise 896 Filistinliyi öldürmüştü. Bakın 2008’in sonunda başlayan ve 2009’a sarkan o vahşi saldırıları, şehit düşen yüzlerce insanı saymasak bile rakamlar bize gerçeği gösterir. Rakam sürekli artıyor. Filistinli gruplar tarafından öldürülen İsrailli sayısı ise 2005 yılında 48, 2006 yılında 25, 2007’de ise sadece 13. Rakam sürekli düşüyor. İsrail, kendi topraklarının dışında sivil insanları öldürürken, Filistinliler kendi topraklarında işgalci durumunda bulunan İsrail askerlerini öldürmüşler. Yani kim kimin toprağında, kim kime saldırıyor. Rakamlar bunu çok iyi anlatıyor.
*Ne yapıyor İsrail?
*İsrail, direnişi kırmak için Filistinlileri ekonomik olarak da cezalandırıyor. Ekonomik ambargo 2007 yılı Haziran ayından beri intikam siyasetine dönüştürülmüştür. Bugün Filistin"de yılda kişi başına düşen milli gelir 385 dolara düşmüştür. Diğer alanlarda işsiz kalan 200 bini aşkın kişi de eklendiğinde Gazze’deki 400 bini bulan işgücünün neredeyse tamamı iş yapamaz duruma düşmüştür. Bölgede işsizlik oranı yüzde 80’leri aşmış durumdadır.
“MENDİL SATAN KIZ, KAZANDIĞI PARAYI GÖNDERİYOR”
*İşsizlik, ekonomi, maddi mevzular filan Gazze’lileri çokça ilgilendirmiyor.
*Aslında bir olay anlatayım, o olay öncelikli meselelerin ne olduğunu sanırım çok iyi anlatacaktır. Filistinli bir arkadaşı gördüm, üst düzey bir toplantıdayken telefonla oğlunun şehit olduğu haberini verdiler. Gitti, oğlunu alnından öptü ve toplantısına geri döndü. Hanımını bile aramadı.
*Peki, halkımızın tepkisi nasıl?
*Yardımlarımızın yoğunluğu halkımızın durumunu net olarak gösteriyor açıkçası. Halkımız çok ince ve hassas. Mesela bir genç geliyor, bakıyor ki Filistin için yardım toplanıyor. Hiçbir şeyi yok üzerinde. Cebinde parası, kolunda saati, boynunda kolyesi yok. Kartını çıkarıp telefonunu veriyor. Bir saat sonra tekrar gelip diyor ki; 'Telefonu çalıntı zannedebilirsiniz belki, faturasını getirdim'. Veya mendil satan bir kız çocuğu, kazandığı parayı getirip kumbaraya atıyor. Fakat birkaç yıldır gelir seviyesi yüksek insanlardan da yoğun yardımlar geliyor.
“KEŞKE TÜRKİYE’DE DAHA FAZLA YARDIM KURULUŞU OLSA”
*Kimler yardım yapıyor?
*Bize başvuranlar arasında toplumun her kesiminden insan var. Valiler, emniyet mensupları, milletvekilleri, sporcular, sanatçılar, bürokrasinin çeşitli kademelerinden insanlar var. Ayrıca mesela Sudan'la ilgili yaptığımız çalışmada Türkiyeli Hıristiyanlar bizi arayıp 'O bölgedeki Hıristiyanlara sizin elinizle yardım göndermek istiyoruz' dediler. Hay hay dedik, ulaştırdık.
*Türkiye’de yardım kuruluşları yeterli mi?
*Hayır. Daha çok yardım kuruluşu olmalı. Çünkü sırf Bangladeş'te bir misyoner kuruluşu 7 bin yetim çocuğa bakıyor. Türkiye'deki bütün yardım kuruluşlarını bir araya getirseniz belki de iki misyoner kuruluşun baktığı yetime bile bakamıyoruzdur. Sayı ne kadar artarsa, o kadar çok yardıma muhtaç insana ulaşılır. Bu kuruluşların hepsi bu ülkenin kazanımı. Onun için arada bir ihtilaf yok. Tatlı bir yarışın bile olmasını istemiyorum ben.
*Geç mi kaldık?
*Evet. Tanzanya'nın ücra bir köyünde bile misyonerlerle karşılaşıyoruz. Veya mesela Cibuti'ye gidiyorsunuz. Bir hastane odasında bir çocuk. Ölmek üzere. Bir kadıncağız çocuğun her türlü ihtiyacını görüyor. Midesi falan da bulanmıyor. Annesi zannediyorsunuz. Konuşunca rahibe olduğunu öğreniyorsunuz. Biz çok geç kalmışız. Batı'nın yardım kuruluşlarının sermayesi çok yüksek. Devlet onlara imkân aktarıyor. Vakıf arazileri, gelirleri var. Biz Türkiye'nin uluslararası anlamda çalışma yapan ilk yardım kuruluşuyuz ve yardımları sadece halktan alıyoruz.
“İHH ÇOK ŞEHİT VERDİ”
*Nerede bir kriz varsa İHH orada. Neden?
*İHH olarak kriz bölgelerine ilk gitmek gibi bir gayretimiz var. Allah da hep nasip etti. 24 saat tetikte olmanız gerekiyor. Öyle hale geldik ki nerede ne oldu diye, korkuyla açıyoruz çalan telefonları.
*Nasıl ulaşıyorsunuz?
*Biz savaştan çıkmış bir kuruluşuz. Savaş şartlarını iyi biliyoruz. Yardım götürürken çok şehit verdik, çok arkadaşımız yaralandı. Savaşta nasıl davranılır, hangi silaha göre kendinizi nasıl korur, yardımlar nasıl ulaştırılır, bunlar tecrübe istiyor. Bazen bir saniyelik gaflet ya da bilgi eksikliği ölüme yol açabiliyor. Ama şunu da ifade edeyim, Gazze şu ana kadar yardım götürdüğümüz yerler içinde en zor olandı. Biz yardımları ulaştırıyoruz ama vicdanımız çok rahatsız.
*Sizin için durum nasıl?
*Üzülüyorsunuz ama hırslanıyorsunuz. Kendinize hakim olursanız yaraların bir kısmını sarabileceğinize inanıyorsunuz. Ben her sıkıldığımda Kur'an okurum. Güzel rüyalar gördüm. İnsan bir muhtaca ulaştığı, bir yetimin başını okşadığı zaman huzur buluyor. Ruh dünyası genişliyor, rüyaları güzelleşiyor. Bütün insanlara tavsiye ederim. Yıkıcı üzücü bir durum yok kesinlikle. Yardım eden herkes mutluluğu yakalıyor.
“VAKİT VE OKURU HER ZAMAN DİK VE DİRİDİR”
*Teşekkür ederim Bülent Bey
*Ben teşekkür ederim. Vakit ve okurlarına özellikle teşekkür ederim. Gazze ve diğer mazlum bölgelere gösterdikleri hassasiyetler gerçekten takdire şayandır. Vakit ve okuru her zaman dik ve diri durmayı başarmıştır. Allah bizimle.
M. MUSTAFA UZUN-VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.