Dilipak, Demirel’in iddialarına böyle cevap verdi!

Dilipak, Demirel’in iddialarına böyle cevap verdi!
Vakit gazetesi yazarı Abdurahman Dilipak, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Vatan gazetesinde yayınlanan röportajından kendisiyle ilgili olarak anlatılanlar hakkında Analitik Bakış’a bir açıklama yaptı. Dilipak açıklamasında şöyle dedi:

"Hani meşhur fıkardır: Adam arkadaşına anlatır "Çocuğu olmayan Hazreti Davud, Allah'a yalvarıyormuş; 'Allahım, bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeceğim' diye. Allah Davud'un duasını kabuletmiş. Bir kız çocuğu olmuş, adını Ayşe koymuş. Sonra Allah'a verdiği sözü tutmak için, kızı Ayşe'yi yere yatırmış. Tam kesecekken, Azrail gökten bir keçiyle inmiş. 'Ya Davud, al bu keçiyi kızının yerine kurban et!'demiş.”

Bu hikayeyi dinleyen biriş dayanamamış demiş ki,"Anlattıklarının hiç biri doğru değil, hangisini düzelteyim? Hazreti Davud değil, Hazreti İbrahim! Kurban edilecek çocuk kız değil, erkek! Adı Ayşe değil, İsmail! Gelen Azrail değil, Cebrail! Kurban edilen de keçi değil, koç!”

Demirelin benim hakkımdaki muhtırasına konu olan Vakit Gazetesi ile ilgili değil, bir Yayınevi ile ilgili. Gazete Yazısı değil, Kitap, Benim yazım değil, editörlüğünü yaptığım bir hatırat.. Olay 1992 de gerçekleşmiş.. Yazı 1997 de yazılıyor.. Bu çelişkiler, bu işlerin 28 Şubatçıların istihbarat faaliyetlerindeki isabet ve ciddiyetlerini görmek açısından da önemli....

Demirel yanılıyor.. Cumhurbaşkanlığı makamı ile MGK gibi kuruluşların, 28 Şubat sürecinde nasıl afaki, hayali bir takım suçlamalarla bu konu ile doğrudan ya d a dolaylı hiç bir ilgisi ve bilgisi olmayan kişiler ve kuruluşlar suçlanmıştır....

Demirelin yazısı baştan sona yanlışlarla doludur...

1-Beklenen Vakit’in ilk sayısı 12 Eylül 1993 de yayınlandı.

2-Demirelin yazısı girişte “Yazar Abdurrahman Dilipak’ın Akit gazetesinde yayınlanan bir yazısından dolayı” denmektedir..

-Benim 1993 de yazı yazdığım gazete “Akit” değil, “Beklenen Vakit”tir.. Kaldı ki, sözkonusu dava, bu olayın gerçekleştiği 28.07.1992 den bir yıl sonra yayın hayatına girmişti..

-Muhtıraya konu olan olay “yazı” değil, “Kitap”.

-Dava konusu olan bir haber değil ya da bir yazı değil, bir kitabın editörlüğüdür.. İşaret Yayınları arasında çıkan “Rıza Nur’un Hayat ve Hatıratı” Kitabı’nın yayını ile ilgilidir ve Bu olay gerçeklendiğinde ben Milli Gazetede yazıyordum ve henüz Vakit ya da Akit gazetesi yayınlanmamıştı..

Rıza Nur’un hatıratı esasen daha önce yayınlanmıştı.. Rıza Nur Mustafa Kemalin çok yakın bir arkadaşıdır ve devrimlerin şekillenmeside önemi rolleri olan aynı zamanda Lozandaki Murahhas heyette yer alan bir kişidir.. Anlattıkları resmi tarih ve resmi ideoloji ile örtüşmeyen şeylerdir.. Kendisi Resmi Tarih ve Resmi ideolojinin, Devrim yasalarının şekillenmesinde birinci derecede müessiriyeti bulunan bir kişidir.. Esasen o dönemde Mustafa Kemale çok yakın olan bir kişidir..

Hatıralarını 3 kopya olarak British Museum, Luir ve Berlin müzelerine emanet etmiştir..

3 ciltlik bu hatıratın ilk yayını orjinalinde olduğu gibi, kronolojik bir sıraya tabi olmadan ve olaydan olaya, kişiden kişiye geçerek kalema alınmıştı. Ben eseri kronolojik bir sıraya soktum ve kitabı 3 bölüme ayırarak “Rıza Nur Kendini anlatıyor”, “Rıza Nur İnönü Kavgası”, “Rıza Nur Atatürk Kavgası” diye 3 cilt halinde yayınladım. Hakaret ve argo içerikli kelimeleri ise metinden çıkartarak, metinten çıkarttığım kelimelerin ne anlama geldiğini dip not olarak aktardım..

Eser yayınlandı ve dava açıldı. Mahkeme de suç görmediğinden beraat kararı verdi. Savcılık da kararı temyiz etme gereği duymadı.. Karar kesinleşti..

Bunun üzerinde Cumhuriyet gazetesi konuyu haber yaptı.. 28 Şubat öncesinde birileri bunun üzerine düğmeye bastı. O Mahkemenin Hakimi, Savcısı, sürgüne gönderildi.. Karar bakan Moğultay zamanında yazılı emirle bozuldu..Esasen bozma talebinde bulunan o dönemdeki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Avni Dilligilin ve Adalet Bakanı Mehmet Moğultayın bu konuda konuşması gerek..

Sorun, Refahyol hükümeti döneminde bana beraat kararı veren hakim Mustafa Kutluk’un daha sonra, Şevket Kazan zamanında Adalet Bakanlığına tetkik hakimi olarak atanması ile ilgilidir.. Bu konudaki o zaman yaşanan gelişmeleri Mustafa Kutluk ve Şevket Kazana da sormak gerekir.. Bu konuda onların tanıklığı da önemlidir..

-Bu süreçte, bir editör eser sahibi imiş gibi yargılanarak mahkum edilmek istenmiş, ancak mahkeme beraatle sonuçlanmıştır.. Zaten metinde suç olarak kabul edilebilecek ifadeler metinden çıkartılarak, eserin bütünlüğü açısından çıkartılan kısım dip notta izah edilmiştir.. Uygulanan usul TBMM den bir üyenin kürsüne ifade ettiği yakışıksız bir kelime ya da cümlenin metinden çıkartılması usulü ile aynıdır.. Eserin girişinde bu durum izah edilmiştir.. Eserin girşinde muhtemel bir dava açılması halinde, avukatlarla konuşarak zaten teknik anlamdabir savunma metni oluşturmuştum.. Girişte 10 sayfada bunu özetledim..

-Burada asıl sorun, bir yargıcın verdiği yargı kararından dolayı sürgüne gönderilmesi ile ilgilidir.. Aynı haksızlık savcı için de yapılmıştır..

-Dilipak’ı beraat ettiren bir kişi Adalet Bakanlığında çalışamaz, terfi ettirilemez diye bir kural mı vardır.. Bakanlığın bu yöndeki iradesi, bir hakimin ve bir yazarın linç edilmesinden daha vahim olarak, bir Bakanının ve bir iktidarın devrilmesinin gerekçesi yapılmıştır.

-Sıradan bir atama, 28 Şubatın adeta gerekçelerinden biri yapılmak istenmiştir..

-Demirel o dönemde 28 Şubatın avukatlığı görevini üslenmiştir. “İrticai faaliyetlerinden dolayı Askeri Şura kararları ile Ordudan çıkartılan subay ve assubayların bakanlıklara ve belediyelere yerleştirildiği” uyarısı da bu zihniyetin olaylara bakışını ifade etmesi açısından önemlidir..

Demirel 4 Şubat 1997 tarihli yazısında “Sincan Belediye BaşkanıBekir Yıldız’ın irticai faaliyet içinde olduğu” belirtilmiştir.. Bu konu tamamen tertiptir.. Kudüs kapalı salon toplantısının Sincanda yapılması daha önce kararlaştırılmıştır ve o toplantının Sincan belediye başkanı ile doğrudan bir ilgisi yoktur. O toplantıda başkan sadece misafirdi. Toplantı Kudüs Platformu tarafından konferans şeklinde düzenlenmişti ve Konferansı verecek kişi de bendim.. Davetiyede benim adım yazılı idi.. Bu toplantı Bekir Yıldızla haksız ve gerçek dışı bir şekilde ilişkilendirilmiştir.. Demirel de sözkonusu yazısı ile bu kir planın parçası olarak Kudüs konferans “irticai faaliyet” olarak gösterilerek bir belediye başkanı suçlanmış, onun üzerinden iktidara baskı yapılmaya çalışılmıştır..

Tanklar 4 Şubat sabahı Sincan sokaklarında dolaştırıldı. 28 Şubat’ta ise Milli Güvenlik Kurulu toplanmış, o meşhur 18 maddelik 406 sayılı karar alınmış ve Refahyol hükümetine dikte ettirilmişti.  

Esasen bu konuda Bekir Yıldız ve Nureddin Şirinİn de görüşüne başvurulması gerekir..

-Mesela aynı dönemde, Çevik Bir hemen hemen her hafta benim hakkımda suç duyurusunda bulunmakta, hemen ardından savcılıklara gönderdiği yazılarda dava açılıp açılmadığının bildirilmesini talep etmekte, dava açıldıktan sonra da dava seyri ile ilgili bilgi talep etmek sureti ile mahkemeler üzerinde baskı oluşturmaktaydı. Onun içinde mahkemeler beni beraat ettirmeye çekindiklerinden olacak, mahkumiyeti gerektiren bir durum da olmadığından davayı uzatmak sureti ile zaman aşımı sureti ile konunun halli yolunu tercih etmişlerdir.. Bu konuda Çevik Bir’in konuşması gerekir..

-Aynı dönemde bana hakaret edenler hakkında ceza ve hukuki takibat yapılmazken ve açılan davalar reddedilirken, benim çok sıradan eleştirilerim bile dava konusu yapılmış ve hatta hukuk dışı yollarda gıyabımda yargılama yapılarak hakkımda mahkumiyet kararları verilmiştir.. Yazmadığım bir yazıdan dolayı ben mahkum olurken, aynı davada sanık olan iddia edilen sözü söyleyen ve o yazıyı yazan başkja bir gazeteci ise beraat ettirilmiştir.. Yargıtay da bu kararları onaylamıştır. Mesela bu ve benzeri davalarla ilgili , halen emekli olan Yargıtay eski hakimi , Daire Başkanı Bilal Kartalın konuşması gerekir..

Demirel bu konuyu gündeme getirirken aslında şecaat arzedeyim derken darbeci kimliğini darbecilerin mantık sefaletini teşhir etmiştir.. Demirel Vatana verdiği mülakatta ki daha önce bunları Milliyette de anlattı. Bir kısmını Yavuz Donata anlattı.. Şimdi Vatan bunları yeniden derliyor.. Demirelin dediği şu: “Ondan sonra, ben kendisine (Erbakan’a) 4 Şubat’ta mektup yazıyorum. Aynı gün ikinci mektubu yazıyorum... Dilipak’la ilgili bir mesele var. Burada diyor ki: “Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın göreve gelmesinden sonra hakim Mustafa Kutluk’un yeniden İstanbul’a atanması ve kınama cezasının kaldırılması talebi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca reddedildikten sonra bakan kendi yetkisini kullanarak bakanlık tetkik hakimliğine getirmiştir. Böyle iddialar var. Yargıtay kararıyla Atatürk aleyhine bir suç işleyen bir numaralı sanığı kasta varan bir davranışla beraat ettiren bir hakimin bir yerde taltif edilerek adalet bakanlığında bir göreve getirilmesi son derece sakıncalı bulunmuştur.” Böyle bir çok hadise... “Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe ile ilgili bir soruşturma dolayısıyla cumhuriyet savcısına bilirkişi heyetinin seçiminde baskı yapıldığı, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın irticai faaliyette bulunduğu, irticai faaliyetlerinden dolayı YAŞ kararıyla askerlikten çıkarılan subay ve astsubayların belediyer ve bakanlıklara yerleştirildiği, Atatürk düşmanlığı yapıldığı, bazı siyasi kişiliği olan konuşmacıların laiklik, ırk ve dil konularında ulusal değerleri yıpratmaya gayret sarfettiği hususunda şikayetler olmuştur. Bu ve benzeri konuların önemli hassasiyetlere sebep olduğu, huzursuzluk doğurduğu gerçektir.” Evet... Genel bir mektup yazıyorum ve diyorum ki bakın, “Devletin kurumlarına kökten dinci cereyanın sızması kesinlikle önlenmelidir. Anayasa’nın 174. maddesinin koruduğu devrim kannuları uygulanmalıdır. Laik düzeni korumak için mevcut kanunlar harfiyen uygulanmalıdır. Bunun yanında yargı organları, üniversiteler, Emniyet teşkilatı, Diyanet teşkilatı, yerel yönetimler korunmalıdır.” Bunları yazıyorum hükümete.”

Mesela Moğultay zamanında olanları yargıya, rejime müdahele saymıyor.. Demirel burada askerlerin postacılığını yapıyor.. Bir ilçe belediye başkanın sorumlusu olmadığı bir toplantıdan yola çıkarak, bir il belediye başkanının ayaküstü söylediği sözleri bahane ederek, bir gazetecinin editörlüğünü yhaptığı bir kitabın yayınından yola çıkarak rejim sorunu icad etmeye çalışıyor.. Bir atama sözkonusu ise, bunun için yapılacak şey Danıştaya iptal davası açmaktır, muhtıra yazmak değil, oysa.. Demirel bu beyanları ile suçüstü olmuştur. Bu gün yazarları,yayın yönetmeni ETÖ davasında sanık olan bir gazetenin ihbarından yola çıkılarak estirilen terörün hikayesini bu gün Vatanda Demirelin dilinden okuyoruz.. Bu olayda da görüldüğü gibi, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden bir yaklaşımla yargı ve media, siyaset ve bürokrasi üzerinde baskı kurulmaya çalışılmıştır. Sonuçta bir kişye yapılan bir haksızlık bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir.. Bu açıklamalar 28 Şubat post moden darbesinin hukuk dışı, baskıcı tavrının bir işbirlikçi tarafından ifaşaatıdır. Demirel savunayım derken itiraf etmiştir.."

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.