Askeri vesayet sona ermeli
“Emre şartsız itaat”in göstergesi: Ölçüsüz “dokunulurluk” talebi
Sivil siyaset, askeri vesayetten kurtarılmadığı sürece, demokratik parlamenter sistemden söz edilemez.
Sivil siyasetin iktidar örgütü, bu askeri vesayete karşı başkaldırıp, kendini bundan sıyırmış olsa da, siyasetin özellikle parlamento muhalefitinin, askeri vesayetin emir-komuta zincirinde yer alması, demokratik parlamenter sistemin varlığını tartışmaya açar.
Muhalefetin bu vesayetle hareket etmesi, ister istemez, bugün ülkede tartışıldığı gibi; siyasal iktidarın “padişahlık” olarak tanımlanmasına yol açar.
Mevcut muhalefetin bu söylemi kullanmasının altında yatan bilimsel ve sosyolojik gerçek de budur.
Mevcudiyetini halk iradesine değil; askeri oligarşi iradesi içerisindeki emir-komuta zincirinde yüklenmiş olduğu göreve borçlu kabul eden muhalefet, iktidar mücadelesindeki başarıyı da bu emir-komutanın geliştiği kuruma endekslemiş durumdadır.
Soruşturma ve devam eden dava sürecinde, parlamenter sistemi al aşağı etmeyi amaçladığı her türlü somut veriye dayanan ve hukuki karina sayılan belgelerde sabit olan Ergenekon Terör Örgütü’nü sahiplenme ve avukatlığını benimsemenin başka türlü izahı var mıdır ki?
Bütün bu gerçekler en çıplak haliyle ortadayken, Ergenekon zanlı ve sanıklarının yargı karşısına çıkarılmasına tahammül bile edemeyen, yargıyı siyasallaşmış ve Ak Parti kontrolüne girmiş şeklinde töhmet altında bırakan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, milletvekili dokunulmazlıkları ile ilgili son dönem çıkışlarının izahı var mıdır?
Ne siyasal, ne sosyolojik ne de hukuksal olarak bunu izah etmek mümkün değil.
Siyasallaştığını söylediğiniz bir yargı sistemine rağmen, dokunulmazlıkları kaldırma hevesinizin altında başka bir gerekçe yatıyor olmalı!
Bu gerçeğin, yukarıda söz edilen emir-komuta zincirindeki bir döngü olduğu hiç de yabana atılacak bir iddia olmaz aslında.
Yasama görevinde olan insanların (kürsü dahil) dokunulmazlığının kaldırılmasını, statüko bekçilerinden başkası talep etmez çünkü.
Yerleşik siyaset anlayışı ve statüko zihniyetinin belli ki iktidarı halk iradesiyle indirmeye inancı kalmamış.
Halka rağmen referansı belli olan yargı darbesi ile indirmenin ilk adımı olarak, ölçüsüz bir “dokunulurluk” talebi dayatıyor.
Öte yandan iktidar mücadelesinin temel argümanı olan örgütü (Ergenekon) koruyup kollamanın bir yolu da iktidarı yargı darbesinin kıskacına almaktır diye düşünmüş olmalılar.
Talep edilen “dokunulurluk” ölçeğinin hiçbir demokrasi anlayışıyla, hiçbir çağdaşlık modeliyle uyuşmadığı muhakkakken, koca koca adamların bunu öneri olarak sunması ve hatta seçim meydanlarında dayatması, “emre şartsız itaat” diye de tanımlanabilir aslında.
Ama unutulan bir şey var: Onların emir-komuta zincirinin merkezi olan anayasal kurum da, artık yerleşik siyaset ve statüko zihniyetini gönüllü tasfiye sürecine girmiş durumda.
Onlar da bu zihniyetlerin ülkeye yüklemek istediği talihsiz senaryo figüranlığını reddetmiş durumda.
Siyasetin emre itaat eden aktörleri de bu zihniyetle beraber tasfiye sürecinde denilebilir.
Bu kadar hırçınlığın, demokrasiyi böylesine tartışmalı hale getirmenin, millet egemenliğine karşı böylesine tahammülsüzlüğün izahını başka türlü yapamıyorum.
Gazeteci-Yazar Zihni Çakır
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.