ETÖ 2... Şemdinli iddianamesindeki çarpıcı ayrıntılar

ETÖ 2... Şemdinli iddianamesindeki çarpıcı ayrıntılar
Ergenekon iddianamesiyle önem kazanan Şemdinli iddianamesinde çarpıcı ayrıntılar var


 
VAN(CİHAN)- Meslekten ihraç edilen Savcı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı Şemdinli iddianamesinde devletin içinde söz ettiği derin yapılanmaların açıklanan Ergenekon iddianamelerinde yer alması, Şemdinli iddianamesini önemli hale getirdi. 

Türkiye'de 2007 yılından bu yana yürütülen Ergenekon soruşturması ve hazırlanan iddianamelerden sonra kimine göre Şemdinli, Ergenekon'un ilk ayağı, kimine göre mini bir Ergenekon, kimine göre de PKK'nın bir tezgâhı ve askerlerin tuzağa düşürülmesiydi. 

Ergenekon iddianamelerinde devletin içinde örgütlenmiş bazı yapılanmalarının varlığı Savcı Sarıkaya'nın hazırladığı iddianamede kendini gösteriyordu. Salt bir olayın soruşturulmasından öte PKK terör örgütünün yapılanması, tarihi geçmişi ve bölgede yıllarca yapılan terörle mücadelenin anlatıldığı Şemdinli iddianamesi kimilerine göre bir akademik çalışma niteliğindeydi. Bu sebeple Şemdinli iddianamesinde geçen bazı çarpıcı bilgileri vurgulamakta yarar var. 


TERÖRLE MÜCADELEDE BAZI KİŞİLER USÜLSÜZ TEŞVİKLER ALDI


Şemdinli iddianamesinde, terörle mücadelede 100 milyar dolar civarında birtakım rakamlar telaffuz edildiği, bunun içinde bölgede görev yapan güvenlik güçlerine ekstra ödenen birtakım ücretler, silâh, teçhizat ve malzemenin gideri legal kalemlerin yanı sıra hassas durumu istismar eden odakların usulsüz ve kanuna aykırı olarak elde ettikleri illegal teşviklerin yer aldığı ifade ediliyor. 

Bu ödemelerden legal ve illegal herkesin faydalandığı, bu durumunu bölgenin maddi gönencinin sağlanmasında bir politika olarak da benimsendiği hatırlatılarak, zamanla yanlışlığının farkına varılmasına rağmen bu politika kendi taraftar kitlesini oluşturduğundan geri dönüşü olmadığının altı çiziliyor. 

Türkiye'de terörün liberal ekonomiye geçiş sürecinde yaygınlaşması toplum içerisinde, bürokraside ve siyasette "köşeyi dönme mantığı"nın yaygınlaşması ile birlikte olduğu vurgulanıyor. 

Liberal ekonomik sistem içerisinde bazı şahısların ve odakların rantçı yaklaşımlar içerisinde olan bu odakların deşifre edilip sistem içerisinde adaletin karşısına çıkartılması olduğu kaydediliyor. 


PKK TERÖR ÖRGÜTÜ SALT BİR GÜVENLİK SORUNU OLARAK ALGILANDI


İddianamede, "Terörle mücadelede 30 yılı aşkın geçirilen bir sürede siyasî otoritenin sorumluluk almaksızın salt güvenlik güçlerini sorumlu kılma anlayışının sivil otoritenin dışındaki bazı odaklara siyasî güç sağladığı da bir gerçektir. Ancak bölgede terör ve asayiş bozukluğu PKK terör örgütü ile başlamadığı gibi bu durum devletin bölgeye yönelik bilinçli bir tercihi de değildir. Bölgedeki siyasî karışıklıkların geçmişine bakıldığında Cumhuriyet'ten önce ekonomik ve sosyal imtiyazlarını kaybeden aşiret reislerinin ve beylerin isyan dalgalarına önderlik ettiği görülmektedir" deniliyor. 

Bölgeye aktarılan kaynakların önemli bir bölümünün aslında bölgede etkin olan ağaların ve beylerin eline geçtiği, bu durum bölgeye has olmaktan çok Türkiye'nin genelinde yaygın olan kamu kaynaklarının denetlenememesinden kaynaklandığı işaret ediliyor. 


"TERÖR NASIL ÇÖZÜLÜR?"


Bölgede yaşanmakta olan terör olaylarının ancak bölgenin siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel yapısının ıslah edilmesi ile birlikte olacağı belirtilerek, bu yapının ıslah edilmesi halinde örgütün tüm gücüne rağmen terörün sona erdirilmesi çok kolay bir iş haline geleceği vurgulanıyor. 

Yüzyıllardır akrabalık ilişkileri içerisinde harmanlanan Suriye, İran ve Irak'taki yapılar büyük ölçüde Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğusu ile benzerlik taşıdığı altı çizilerek, bölgeye yönelik çözümlerin buraları da içine alacak bütüncül projeler üretmeksizin mümkün olamayacağı belirtiliyor. 

Devletin Kuzey Irak yönetimiyle işbirliği içine girmesi ve bu son politikanın bu stratejinin izlendiğini gösteriyor. 


"JİTEM ADINA FAALİYET GÖSTEREN İTİRAFÇILAR MENFAAT ÇETELERİ DOĞURDU"


İddianamede, 1990'lı yıllarda JİTEM adına faaliyet gösteren bazı güvenlik görevlilerinin terörle mücadele kapsamında sadece yer gösterme ve bilgi verme ile sorumlu olması gereken şahıslar ile ortak operasyon geliştirme gibi faaliyetler içerisine girdiği belirtiliyor. 

İtirafçı olarak örgütten ayrılan ve şahıslar içerisine düştükleri bunalımın, ekonomik kaygıların ve can korkusunun sebebiyle kamu görevlileri ile ortak işler içerisinde yer alarak menfaat çeteleri ortaya çıkardığı ifade ediliyor. Buna PKK itirafçısı ve JİTEM adına cinayet işleyen Abdulkadir Aygan örnek gösteriliyor. 


ÇATIŞMALI DÖNEMLERDE KANDAN VE GÖZYAŞINDAN ÇIKAR TEMİN EDENLER ORTAYA ÇIKTI


Şimdi yürütülen Ergenekon soruşturması ve iddianamelerin özeti olarak Şemdinli iddianamesinde geçen şu çarpıcı bilgiler özeti olarak görülebilir: "Bu tür şahıslar kendi faaliyetlerini haklı kılan ideolojiler de üreterek şebekeleşebilirler. Böylesi yapılar genelde çatışmalı dönemin ürünüdür. Çatışmanın toz dumanı içerisinde ise çoğu zaman masum kavramlar anlamını yitirir. Kaos içerisinde kandan ve gözyaşından şahsi çıkar temin etmek arayışında olanların ortaya çıktığı görülür. Bu fırsatçı kişiler veya zihniyet ideoloji ile örgütledikleri şahsî menfaatlerini garanti altına almanın yolunu her dönem bulmuşlardır. Kan ve gözyaşı üzerinden politika üreten ve menfaatlerini temin için devletin bütün mekanizmasını kullanmaktan çekinmeyen güçlerin birtakım üst makamlara gelmesi halinde ise devletin bekası için son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir. Kendi ideolojik mantığı içerisinde makul sebeplerini zaten hazırlayan bu grup menfaatleri icabı kendilerini uluslar arası güç odaklarına pazarlamaktan çekinmez. Gerçekte ne olup bittiğini bilen ve sesi çok çıkan bu grup medyanın da etkisi ile kamuoyunda 'kahramanlar' olarak algılanırken aşağıda ise bunların tetikçiliğini yapan bir takım kişiler devletin bekasına hizmet ettikleri düşüncesindedirler" 


"DEVLETTEKİ GİZLİ DERİN YAPILANMASI III. SELİM DÖNEMİNDEN BU YANA VARDIR"


Türkiye geçmişten bu yana sıkça söz ettiği ve bir dönem Susurluk; bugün ise Şemdinli olayları ile yeniden üzerine konuşulan bir gizli yapılanmanın varlığını tartışıldığı belirtilerek, bu yapılanmanın aslında III. Selim'den beri devlet mekanizması içerisinde faaliyette olduğu kaydediliyor. 

Bu bilgiler şu ifadelerle devam ediyor: "Bu derin yapılanma kimi zaman devletin emrinde kimi zaman ise uluslararası grupların emrinde olduğundan söz edilmektedir. İçerisindekilerin kendilerini devletin gerçek sahipleri olarak gördükleri bu çevreler -geçmişte olduğu gibi- bugünde menfaatlerinin uzlaştığı noktalarda işbirliği içerisinde olmuşlardır. Günümüzde olduğu gibi menfaatlerin çatışmaya düştüğü dönemlerde ise farklı grupların kendilerine has üslupla birtakım operasyonlar gerçekleştirdikleri ve birbirlerini tasfiye etmeye uğraştıkları görülmektedir. Bu gruplardan kimisi bürokrasideki üstünlüğünü kullanırken kimisi de demokratik mekanizmaları kullanmaktadır."


KİTABEVİNİN BOMBALANMASIYLA GÜVENLİK KAOSU OLUŞTURULARAK SİYASİ OTORİTE BASKI ALTINA ALINMAK İSTENDİ


Şemdinli'de Kitapevi'nin bombalanması ile birlikte ise arzu edilen patlama ve çatışma ortaya çıktığı belirtilerek, bu eylemlerin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef almasından öte bilinçli bir provokasyonun sonuçlarından yararlanmak amacına hareket ettiği vurgulanıyor. 

Sarıkaya, bombalama olayını 4 sebeple yapılmış olduğunun altını çiziyor, Sarıkaya göre, "1 - Bu olayla, kültürel kimliğin üzerine inşa edilen siyasî kimliğin duyarlı hale getirilmesi, böylece toplumun rahatlıkla eyleme çekilebileceği ortamın sağlanması amaçlandı. 2 - Duyarlı hale gelen siyasî kimliğin tehdit algısı -gerçekte olduğundan daha fazla- abartılarak devletin şiddetli önlemlere başvurmasının yolunun açılması istendi. 3 - Bölgedeki idarî sisteme olağanüstü yönetim araçlarının hakim olmasının sağlanması, bölgedeki güvenlik kaosunun siyasî otorite üzerinde baskı unsuru olarak kullanılmasının yolunun açılması amaçlandı. 4 - Türkiye'nin temel politik yönelimlerinin (modernlik projesi, AB süreci) akamete uğratılması ve merkezdeki siyasî/bürokratik yönetim elitinin güç ve yerlerini muhafaza etmesi amaçlanmıştır"


SAVCI "PERDE GERİSİNDEKİLER DEVLETİN BEKASI İÇİN ORTAYA ÇIKARILMALI" DEYİNCE GÖREVDEN ALINDI 


Olayların gelişimine ve olup bitenlere bakıldığında iç içe halkalardan oluşan bir zincirleme reaksiyon mekanizmasının - yasadışı yapılanmanın - medyada ifade ediliş şekliyle çetenin kurulduğu anlaşıldığı vurgulanıyor. 

Bu tür yapılanmalarda her zaman için operasyonun arkasındaki isimlerin gizli tutulmaya çalışıldığı, kendilerine ulaşılamadığı, dönemin yargı ve devlet otoritelerinin, çoğu zaman bu tür yapılanma ve oluşumlar hakkında etkin bir soruşturma yapamadığı kaydediliyor. 

Savcı, "Bu tür yapılanmaların ortaya çıkarılması ve hukuk devleti gereklerinin tesisi beklentilerinin yoğunlaştığı, bu nedenle halkanın ilk zincirinde olanlar yani Astsubaylar Ali Kayave Özcan İldeniz ile eski PKK'lı Veysel Ateş'in yanı sıra yapılanmanın perde arkasındakilerin de deşifre edilmesi ve bu yönlü niyetlerin akamete uğratılması devletin bekası ve siyasî istikrar için elzemdir" diyerek bu durumun altını çiziyor. 

Savcı son olarak bölgede kimlikler üzerine açıktan ve gizli gerçekleştirilen operasyonlar vatandaşlarda devlete ve siyasî iktidara karşı güvensizlik duygusu ortaya çıkarttığına işaret ediyor. Bu operasyonların süratle deşifre edilerek kamuoyuna afişe edilmesi gerektiği ve bu tür olayların Türkiye'nin karşısına uluslararası her zeminde bir utanç tablosu olarak çıkartılmakta ve böylece ülkemiz tecrit edildiği vurgulanıyor. 


OLAYIN GEÇMİŞİ 


Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde Kasım 2005 yılında PKK eski hükümlüsü Seferi Yılmaz'a ait Umut Kitabevi'nin bombalanma olayına karışan 2 asker ve 1 PKK itirafçısının karıştığı bombalama olayında 1 kişi ölmüş, 1 kişi yaralanmış, devamında çıkan olaylarda yine 1 kişi ölmüş, 4 kişi yaralanmıştı. 

Olaylardan sonra dönemin Van Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından hazırlanan iddianamede haklarında Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dava açılan astsubaylar Ali Kaya, Özcan İldeniz ve PKK itirafçısı Veysel Ateş yargılama sonunda 39'ar yıl 10 ay ve 27'şer gün hapis cezasına çarptırılmıştı.

Savcı Sarıkaya, iddianamede dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve bazı üst düzey komutanlara suçlama yapması üzerine, HSYK tarafından görevden alınmıştı. 

Temyize götürülen Şemdinli davası Yargıtay tarafından bozularak dosya Van Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiş ve yargılamaya baştan başlanmıştı. 


(CİHAN)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.