Bir 'Kutlu Doğum Haftası' değerlendirmesi

Bir 'Kutlu Doğum Haftası' değerlendirmesi
Kutlu doğum Haftası ile ilgili etkinliklerin sıkça çoğaldığı şu birkaç yıl içerisinde, neler oluyor da binlerce yıldır peygamberin en yakını olan sahabenin, ondan sonra gelen tabiinin hiç yapmadıkları şey bugün aniden büyük bir furya ile gündem olabiliyor

Muhammed (s.a.v.) Ölmüştür

Kutlu doğum Haftası ile ilgili etkinliklerin sıkça çoğaldığı şu birkaç yıl içerisinde, neler oluyor da binlerce yıldır peygamberin en yakını olan sahabenin, ondan sonra gelen tabiinin hiç yapmadıkları şey bugün aniden büyük bir furya ile gündem olabiliyor. İslami bir diriliş devlet eliyle destekleniyor mu, yoksa değişim mi geçiriyoruz diye bu konudaki fikirlerimi paylaşmak için bu makaleyi kaleme aldım.

Vefat Günü

"O gün gökyüzünün ufukları bozardı. Günün ortasında güneşin aydınlığı köreldi. İkindi vaktinde kâinatı karanlık içinde bıraktı. Peygamberin vefatından sonra yeryüzü O 'na üzüntüsünden bir kum yığını haline geldi. Artık şimdi doğunun ve batının şehirleri O 'na ağlasın. Mudar ve Yemen 'in bütün kabileleri matem tutsun.”

Evet, bu acı haberi duyanlar şaşırmışlardı. Bazıları bu habere inanmak istemiyordu. Bunlardan biri de Hz. Ömer idi. Peygambere olan sevgi ve saygısı dolayısıyla O 'nun öldüğüne inanmak istemiyor: 

"Her kim Muhammed öldü derse boynunu vururum", diyordu. 

Hz. Ebû Bekir haberi öğrenir öğrenmez hemen koşarak Mescide geldi. Orada olanların Peygamberin ölümü konusunda ayrılığa düştüklerini görünce bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: 

"Kim Muhammed 'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed ölmüştür. Kim Allah 'a tapıyorsa bilsin ki, Allah daim ve bakidir." dedi ve sonra şu Ayet-i Kerime 'yi okudu: 

"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de Peygamberler gelmiş geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz. Kim geri dönerse Allah 'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir."

Şaşkınlık içinde olan Müslümanlar bu ayeti duyunca sanki ilk defa duymuş gibi oldular. Hz. Ebu Bekir 'in bu konuşmasından sonra herkes kendine geldi. 

Ayet-i Kerime, Peygamberin kendisinden önceki Peygamberler gibi öleceğini haber veriyor ve O 'nun getirdiği mesaja sımsıkı sarılmanın gerektiğine işaret ediyordu. Peygamber efendimizin vefatından sonra halifelerin bugün efendimizin vefat yıldönümüdür, bunu yâd edelim dedikleri duyulmamıştır. O ‘ndan sonraki halifelerden veya tabiinden de böyle bir söz sadır olmamıştır. Bunun bir tek sebebi vardır; O da efendimizin vefat etmiş olmasıdır. O ‘na salât getiriyorlar, her gün ezanda “eşhedü enne muhammeden resulullah” diyorlar ve O ‘nun sünnetini aralarında yaymak için mücadele ediyorlardı.  

Hıristiyanlara benzeyen din anlayışı

Her sene Hz. İsa’nın doğum günü bütün Hıristiyan âleminde şenlikler içerisinde kutlanır. Zira o’nun Allah’ın oğlu olduğuna ve ölmediğine inanmaktadırlar. Hz. İsa kendilerini görmektedir ve hayatta aktif bir rol almaktadır. Hıristiyanları saptıran şeylerden birisi de İnsan varlığına ulûhiyet statüsü vermeleridir. “İnsanlar arasında yaşayan bir tanrı” akidesi geliştirmişlerdir. Bunun en doğal tezahürü olarak da Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’dan oluşan teslisçi bir teolojik sistem icat etmiş olmalarıdır. Oysa Kur’an tek yaratıcı ve tek bir Rabbin olduğu bir tevhid düşüncesini savunmaktadır. Bugün kutlu doğum haftası etkinlikleri düzenleyenlerin Peygamber Efendimizin sünnetini yaymak için bu çabayı sarf ettikleri şüpheliyken, etkinlikler için neden bu kadar çaba sarf ettiklerini anlamak güçtür. Bu tür etkinliklerin altında gizli, aktif hayatta da rol oynayan bir peygamber inancı ihdas etme çabası olabilir. Buna dikkat etmemiz gerekir, onu gerçekten yad etmek isteyenler onun getirdikleri uğrunda mücadele ederler ve şov yapmazlar. (tabi burada şunu da belirtmeden geçmek istemedim bu etkinlikler için çaba sarf eden samimi Müslüman kardeşlerim etkinliklerin gerçekleşebilmesi için çok büyük çaba ve emek sarf etmediktirler ben bu insanların samimiyetinden ve çabalarının arkasında şefaate nail olmaktan başka hiçbir şey olmadığına eminim buradaki kastım peygamber sevgisi ile hareket eden samimi kardeşlerim değillerdir lütfen kimse üzerine alınıp ta yanlış anlamasın)

“Andolsun; Biz, her ümmete: 'Allah 'a kulluk edin ve tağuttan kaçının.' (diye tebliğ etmesi için) bir Resul gönderdik.” (Nahl - 36)
   
Peki kutlu doğum haftası organize edenler peygamberlerin gönderiliş gayesi üzerinde de duruyorlar mı? 

Allah ‘a kulluk edin ve tağuttan sakının, kulluğun yalnızca Allah ‘a nasıl yapılacağını, onun haricindeki güçlerin neler olduğunu, tağutun ne demek olduğunu, ilahın ve rabbin ne demek olduğunu insanlara anlatabiliyorlar mı ya da anlatma gayreti içine düşüyorlar mı? Ortada hutbelerde; orman haftası, polis günü, öğretmenler haftası gibi etkinliklerden bahsediliyor, kutlu doğum haftası denilen etkinlikler de bunlardan farksız birer etkinlik mi yoksa…

Allah haricinde güç iddiasında bulunanlarınki sapık inançlardır, bunlar bilindiği halde kulak arkası edilirken; bir taraftan habire gül dağıtıp onun örnek bir şahsiyet olduğu, sevgi peygamberi olduğu imajları verilmektedir. Sevgi peygamberi ne demekse; Mekke ‘de zalimlere karşı kardeş kardeş yaşayalım ve sevgi, barış, hoşgörü dememiş dinini yaşamak için hicret edip cihad etmiştir. Bedir, uhud, hendek, hudeybiye… Onlarca cihad ve binlerce şehid; hani kardeşlik, hani dinler arası diyalog. Dikkat çekmek istediğim durum İslam ’ın bir mücadele boyutunun var olduğunun bilinmesidir. Yahudiler Hz. Musa ’ya sen rabbinle git savaş sonra bize dön demişlerdi, bugün de Müslümanlar yarabbi Iraktaki Kardeşlerimize yardım et Amerika ’yı kahreyle demekten öte bir yere gitmiyor, yani sen git savaş kahreyle biz geliriz mantığı Yahudi mantığıdır. İslam sadece cihad dini değildir ama sadece sevgi dini de değildir. Bugün Türkiye ‘de irtica yasak ama mevlananın şebi Aruz Törenleri devlet eli ile kutlanmakta, irtica yasak ama Hacıbektaş-ı veli ‘yi anma törenlerinde herkes orada, hatta sol liderler konuşma yapıyor. Türkiye ‘de İrtica yasak ama Yunus Emre devlet eli ile anılmakta, Türkiye ‘de İrtica yasak ama kapatılan tarikat yok Türkiye ‘de İrtica yasak ama Fethullah hocanın okulları binleri aştı. Bu durumda ya Türkiye ‘de İrtica yasak değil ya da bunlar İrtica değil. Aslında cumhuriyetten sonra Müslümanlar cihad duygusu ve hilafet sevdası ile baş kaldırmasın diye Müslümanlara islamın aslının sevgi olduğu, barış olduğu, biri vurursa öbür yüzünü çevir, ne olursan ol yine gel, dinler arası diyalog ve olsunlardan bahsedildi ve bunlar devlet eli ile desteklendi. Yani toplumda sevgiden bahseden kim varsa o İslam alimi büyük Allah dostu vs. gibi şeyler ile yüceltildi. Sıra Peygamber Efendimize geldi baştan hıristiyan modeli ile bir peygamber kutlu doğum muhabbetleri ile yüceltilmeye başlanır sonra peygamber ilahlaştırılır… 

Aziz kardeşlerim ya bu insanlar disiplinli bir şekilde çalışma yürütüyor ya da şeytan onların göğsüne büyük nifak tohumları atmaktadır. Gelişen olaylara biraz geriye çekilip salim bir kafa ile bakmanızı tavsiye ediyorum. Uyanık olalım kardeşlerim; bu davranışların arkasında peygamber sevgisinden çok Hıristiyanlaşma temayülü iyi bakılınca daha net anlaşılacaktır. 

Sevgi dini, yaşayan peygamber gibi tevhid inancını zedeleyen bir gidişat gözüküyor. 

"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa ’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırıya gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sadece bir kulum. Bana(sadece)Allah 'ın kulu ve resulü deyiniz." [Buhârî, Enbiyâ, 48]

“De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?” (En’âm, 6/50) 
   
Şirk Allah ‘ın mü’minleri uyardığı en büyük tehlikedir. Burada Allah inancının inkarı yoktur, aksine Allah inancı vardır ancak Allah ‘ın yanında başka bir ya da birden fazla varlığı daha ilah kabul etme anlayışı vardır. Şeytan artık Müslümanları Allah ’ı bırakıp şuna tap diye kandırmaz kandıramaz da. Ama farklı güçler ortaya çıkarıp onların varlığını da kabul ettirir. Bugünkü türbelerden medet bekleyenlerin hali bu değil midir? Peygamberi de yaşayan hayatta aktif bir hale sokmak isteyenlerin çabası da bu değil midir? O vefat etmiştir, bizim peygamberimizdir, salavatlarımız ona iletilir, onu; anamızdan, babamızdan ve evlatlarımızdan çok severiz(bu yazının gayesi de ona olan sevgimizin bir eseri ve elimizden geldiğince onu koruma gayesidir.) Ama o hiçbir zaman hayatımıza müdahale edemez zira fiilleri yaratan Allah ’tır. O Hayy ‘dır, diridir, icabet eder, işitir, zorda kalana yardım eder…

Allah Ölmez

Tabi burada yaşamayan bir peygamberi diriltmenin de ötesinde bir sorun var. O da yaşayan Allah inancının yitirilmesidir. 

Mü’minler bile Batıl bilim düşünüşü içerisinde sanki Allah dünyayı yaratmış ve onu bir sisteme bağlamış sonra çekilmiş de bu sistem tıkır tıkır işlemektedir gibi bir inanca sahip olmuşlardır. Bu İnancın yanında fiili müdahalelerde bulunması için insanlar arasında yaşayan bir güç ilan etmişlerdir. Bu güç kimi zaman Allah dostları, kimi zaman da peygamber efendimiz olmuştur. Peygamberi yaşatmak demek yaşayan Allah inancının sekteye uğraması demektir. Zira Hayy ve diri olan Allah ‘tır ve kullar bütün işlerinde her gün ve her an ona dönerler, her şey onun dilemesi ile tekrar hayat bulur, yön alır ve değişir. Hiçbir şey belirli bir saat sistemi gibi değildir. Allah her gün bir iş yapmaktadır.

“Göklerde ve yerde bulunan herkes, ondan ister. O, her an yaratma halindedir.” (Rahman 29.ayet)

İnanan Müslümanlar da her an onunla irtibat içerisindedirler ve her işlerinde ona yönelirler ve de onun haricinde herhangi bir gücün varlığını kabul etmezler. Ey dostlar, şüphe yok ki Allah 'ın vaadi gerçektir, sakın dünya yaşayışı sizi aldatmasın ve sakın hilebaz Şeytan, aldatmasın sizi Allah hakkında.

“Aldatan, sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman - 33, Fatır - 5, Hadid – 14. Ayetler)

Hiç şüphesiz efendimiz (a.s.) Alemlere Rahmet olarak gönderilmiştir.
Ayette alemler denilmektedir. Yer, gök, börtü, böcek, nebatat, cinler ve insanlar için de bir rahmettir.

İnsanlar üçe ayrılır:

Müminler, kafirler ve münafıklar. Efendimiz her üç gruba da rahmettir.
 
Müminlere rahmeti: Onlara elini uzatmış, onlar da onun elinden tutmuşlardır ve ebedi cennette cennet nimetleriyle sonsuz bir hayat yaşayacaklardır.
 
Kâfirlere rahmeti: Onlar hak dini tebliğ ettiği halde inadına inanmamışlardır ve onları cihad rahmeti ile daha fazla yaşayıp cehennemin derinliklerinde kalmamaları için erkenden öldürmüştür.
 
Münafıklara rahmeti: İnanmadıkları halde inandık diye Müslümanların içerisinde yaşayan insanlardır. Onları da ifşa etmemiş ve Müslüman toplumun içerisinde yaşamalarına müsaade ederek onların zürriyetlerinden samimi Müslümanlar yetişmesine çalışmış ve başarılı da olmuştur.

Umulur ki kafire ve münafığa gösterilen merhametin müminin ki ile aynı olmadığı anlaşılır.

Bugünkü kâfirlere gösterilen hoşgörü aslında efendimizin rahmetinden çok uzaktır. Vesselam.

Saygılarımla

Fikret Şanlıbaba

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.