Türkiye'yi kim yönetiyor?
“Anayasal Vatandaşlık” konulu panelde konuşan Gazi üniversitesi Emekli öğretim üyesi Mümtaz’er Türköne, başörtüsü yasağı ve altıda yatan nedenlerle ilgili cesur açıklamalarda bulundu. Türköne, “Türkiye’yi kim yönetiyor, kimin sözü geçiyor, kimin hükmü geçiyor sorusunun cevabı başörtüsü sorunudur. Bu bir tesettür sorunu değildir. Tesettürün yasaklanması sorununun çok ötesinde bir iktidar sorunudur” dedi ve “Türkiye’yi kim yönetiyor?” sorusunu sordu.
“YASAK VARSA HALKIN SEçTİKLERİ üLKEYİ YöNETMİYOR”
Türköne, “Başörtüsü yasağı varsa Türkiye’yi halkın seçtiği kişiler yönetmiyor demektir. Başörtüsü yasağı kalkıyorsa eğer, o zaman demokrasi, insan hakları ve halkın iradesi işliyor demektir. Simge diyorsak yasağın kendisi, demokrasinin işlemediğine dair bir simgedir. Nitekim bu tartışmayı, Yargıtay başsavcısı ve Danıştay başkanlar kurulu bildirilerinde görebilirsiniz” diye konuştu.
“SİYASET üSTü DEVLET POLİTİKASINI YüRüTENLER KİM?”
“Başörtüsü yasağı kalktığı zaman sadece genç kızların okullarına girmeleri temin edilmiş olmayacak yargı üzerinde oluşmuş, işte askeri cenahta oluşmuş bir oligarşi, bir elit iktidar sona ermiş olacak” diyen Türköne, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yargıtay başsavcısının metni çok enteresan. Referans olarak devlet politikasını alıyor. Siyasal partiler üzerinde bir devlet politikası var diyor. Bu devlet politikası ne? Bakın rejim demiyor, anayasanın değiştirilemez esasları demiyor, devlet politikasından bahsediyor. Peki bu devlet politikasını belirleyen, yürüten kim? Kim bunlar? Bir politika varsa onu belirleyen ve yürüten birileri vardır. çok açık bir şekilde yargı bürokrasisini, askeri bürokrasiyi kastediyor.”
2008’DEN öNCE VE 20085’DEN SONRA
Yeni ve sivil anayasa çalışmalarına da değinen Türköne, yeni bir anayasanın askeri vesayet döneminin sona ermesi anlamına geldiğine dikkat çekerek, “Gerçekten bu bir dönüm noktasıdır, bir milattır. Bu başarılırsa, sizin çocuklarınız, torunlarınız Türkiye üzerinden konuşurken muhtemelen 2008 öncesi ve 2008 sonrası gibi bir ayrımla konuşacaklar” dedi.
ANAYASA PANELLERİNİN DöRDüNCüSü
Akademik Dayanışma Araştırma ve Geliştirme Vakfı (ADAG), Sosyal Etüdler Derneği (SETüD), Yeni Eğitimciler Derneği (YENİEĞİTDER), Yeni Sanayici ve İşadamları Derneği (YENİSİAD) tarafından organize edilen Anayasa panellerinin dördüncüsü Ankara’da gerçekleştirildi.
İNSANLAR ANAYASAL VATANDAŞLIKTAN ESİRGENMEMELİ
Açış konuşmasını yapan Akademik Dayanışma Araştırma ve Geliştirme Vakfı (ADAG) Genel Başkanı Prof. Dr. Gürbüz Aksoy, “500 yıl önce ırklar çok daha saftı diyebiliriz ama şimdi onlar da kalmadı. 500 yıl önce atalarımız, hem de ırklar daha saf olmasına rağmen bir arada yaşamışlarsa, biz bugün neyi paylaşamıyoruz?” diye sordu. Aksoy, “İnsan hangi ırktan, hangi dinden, hangi dilden olursa olsun anayasal vatandaşlıktan esirgenmemesi lazım” dedi.
"BAŞöRTüSü YASAĞI APTALCA ŞEYLER"
Konuşmacılardan Gazeteci Emre Aköz de, bazı kemsilerin devlet tarafından yeteri kadar vatandaş kabul edilmediğini söyledi. Aköz, “Kürtler, aleviler, belli başlı gruplar, sayıları az da olsa gayri Müslimler, İslami cemaatler, bunun alt kademesi olarak üniversiteye giremeyen başörtülü kızlarımızı da katabiliriz. Bunlar yeteri kadar vatandaş kabul edilmeyen kesimler” dedi.
AKöZ’DEN çARPICI AçIKLAMALAR
Aköz’ün gündem yaratacak sözleri şöyle: “çağdaşlaşma, cumhuriyet kurulduktan sonra batılılaşma, muasır medeniyetlere ulaşma hareketleri içinde bir modele, kalıba göre insanların geleneksel yaşayış, davranış, giyiniş gibi kalıba uymalarıdır. Bu kalıba uyarsan çağdaş olursan cumhuriyetin sevgili evladı olursun. Vals yapman gerekir, cumhuriyet balosuna katılman gerekir, şarap içmen gerekir. Müzik olarak klasik Türk müziği dinlemeyecek tango yapacaksın. Başörtüsü de Kürt sorunu gibi kangren olmuş vaziyette. Aptal aptal şeyler. Başörtülü kızlara yapılan muamele iğrenç. Böyle bir belalı, mayınlı, abuk sabuk bir durumda yaşıyoruz.”
“GüNEYDOĞU’DA KİM öLüYOR?”
“Güneydoğuda ölenler 10 bin kişiye yaklaştı arasında Gayrı Müslimleri bulamazsınız. Osmanlıdaki Gayrı Müslimlere silah verilemez kuralı burada da devam ediyor. Tabi yüksek düzeyde komutan oğlu da bulamazsınız o da ayrı bir durum. Vatandaşlık tartışmalarında Kürtlerle, Alevilerle, gayrimüslimlerle ilgili kullanılan kavramlardan bir tanesi kardeşliktir.”
“HEP SOPA HEP SOPA OLMAZ Kİ”
“Geçenlerde Namık Kemal Zeybek Radikal’de nasıl oluyorsa orada yazmıştı. Kardeşimiz diye yazmıştı. Güzel yazılar, hoş yazılar kardeşlik söylemi. Ama bu kimseyi aldatmasın. Kardeşin varsa abin de vardır, baba da vardır sopayı yersin. Kardeşlik siyasi bir tabir değildir. Kardeşlikte haklar yoktur, özgürlükler yoktur. Bu sorunların üzerini kapama söylemidir genellikle. Kardeşiz diye nutuk atıyorlar. Kardeşsin de peki ne yapıyorsun, adama ne veriyorsun, sopa veriyorsun. Biraz da havuç ver bari. Hep sopa hep sopa olmaz ki.”
ANAYASA İLE İNSAN HAKLARI İKİZ KARDEŞTİR
Başbakanlık İnsan Hakları Kurumu Başkanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu da, Anayasanın iki sebep için yapıldığını belirterek, “Birincisi devletin çatısını oluşturmaktır. İkincisi insan haklarını korumaktır” dedi ve ekledi: “Türkiye’de anayasa savaşları yaşanıyor. Türkiye’deki cephe savaşlarından biri anayasal vatandaşlıktır. Bir başkası başörtüsü cephe savaşıdır. Bunun siyasetçiler üzerinde durdular, konuşuyorlar. Bir başkası laikliktir. Geçmişte cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’ün seçilişinde 184-367 cephesi vardı. Türkiye bu tür yapay gündemlerle meşgul olur durur. Sadece 66. maddede anayasal vatandaşlık ele alınıyor halbuki bunu anayasanın tümüne hâkim bir ruh olması lazım.”
(Engin Kaşdaş-habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.