AB Temsilcisi: Dağ başında akreditasyon mu olur
AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Marc Pierini gündeme ilişkin mühim açıklamalar yaptı. Olayların kendisi hakkında yorum yapmaktan ısrarla kaçınan Pierini, bu konularda AB'nin temel prensiplerini söylemekten geri durmadı. AB Temsilcisi Ergenekon davası için, "Eğer kanun dışı hareket eden örgütler varsa bunlar ortaya çıkarılmalı; düzeltilmeli." dedi. Genelkurmay'ın dağda akreditasyon uygulaması konusunda ise "Tüm medya eşit muamele görmeli." yorumunda bulundu. Büyükelçi Pierini Türkiye'nin büyük bir modernizasyon yaşadığını belirterek reformların sürmesini istedi. Türk demokrasisinin geliştiğine dikkat çeken Marc Pierini, "Ancak daha alınacak epey mesafe var." demeyi de ihmal etmedi. Türkiye'nin yönünü Batı'dan başka taraflara çevireceği yönündeki yorumlara itibar etmeyen Büyükelçi, "AB Türkiye'nin devlet projesi, bundan bir değişiklik olacağı yönünde hiçbir korkum yok." diye konuştu. Türkiye'nin aktif dış politikayla barış sağlamaya çalışmasını memnuniyetle karşılayan Pierini, "Ancak bunlar reformların yerini tutmaz." ikazında bulundu. AB Temsilcisi bazı Avrupa ülkelerinin Ankara'nın üyeliğine karşı çıkmasıyla ilgili ise, "Türkiye'nin imaj açığı var. Ya yeterince tanınmıyor ya da önyargılı tanınıyor." diyerek lobi faaliyetlerine önem verilmesi tavsiyesinde bulundu.
Halefi Hans Jörg Kresmer'in tam tersine ketumluğuyla bilinen AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Marc Pierini 9 Mayıs Avrupa Günü münasebetiyle suskunluğunu bozdu. Büyükelçi Pierini hem Avrupa ile ilgili hem de Türkiye'nin gündemine ilişkin Cihan Haber Ajansı'nın sorularını cevaplandırdı.
-KÖMÜR-ÇELİK BİRLİĞİ AVRUPA'YI İNŞA ETTİ -
Büyük bir savaştan ekonomik işbirliği olarak kurulan AB'nin bugün geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?
1950 Schuman Doktrini II. Dünya Savaşı'ndan sadece beş sene sonra idi. Kömür-çelik birliği olarak başlamıştı. Kömür-çelik Avrupa'sının yeniden inşasının iki önemli harcı oldu. 1870 ve dünya savaşları olmak üzere üç tane Alman-Fransız savaşı yaşadık. Ben II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra doğdum. Mussolini karşıtlarına yardım ettiği gerekçesiyle babam hapse atılmıştı. Amcam Nazi birliklerine karşı mücadele eden direnişin askeri şefi idi. Herkesin bir savaş hikâyesi var… AB'nin barış ve demokrasiye yönelimi, Türkiye'nin "Yurtta sulh cihanda sulh" ve komşularla sıfır problem anlayışına çok yakın. AB'nin ilk etkisi birlikte yaşamak için müesseseleri oluşturmak oldu. Biz federal bir devlet değiliz, bağımsız devletlerin oluşturduğu birliğiz. İç pazarı, Şengen ve bir dereceye kadar ortak dış politika. Tüm bunlar 50 sene önce düşünülemezdi. AB'nin rolü uzlaşma ve yeniden birleşme oldu. Bazen AB'nin Türkiye'yi böleceği algılamaları oluşuyor. Ama bunun kesinlikle anlamı yok. Çünkü biz bunun tam karşı tarafındayız.
-MÜZAKERELERİN HIZI YAVAŞ-
Müzakereler yavaş ilerlemiyor mu? Reformların da hızının düştüğü söyleniyor. Katılıyor musunuz?
Müzakereler konusunda oybirliği kuralı var. X ve Y ülkelerinin Türkiye'nin katılımına karşı çıktığını söyleyebilirsiniz. Ama hiçbir üye katılım sürecinin durdurulmasını istemedi. Bir demokrasi ile müzakere eden 27 demokrasi var. Demokrasilerde de farklı sesler oluyor ve bu devam eder. Önemli olan müzakerelerin olması ve bunun ilerlemesi. Belki bunu çok yavaş bulabilirsiniz. Ben de yavaş buluyorum. Ama bu demokrasinin çalışması. Bir ülkenin bir başlığı bloke etmesi gibi zorluklarla karşılaşabilirsiniz ama oybirliği oybirliğidir. Başlıklar müzakerelerin sadece teknik tarafı. Ortada olan iki tarafta da ilerleme arzusu.
Önceki katılımlara bakarsanız İngiltere iki defa veto yedi ama durmadı. İspanya ve Portekiz tarihlerinden çok ciddi değişiklikler gerçekleştirdikten sonra katılımı sağladılar. Bu zorluk askeri rejimden kurtulmak idi ki, bu Avrupa ile konuşurken en merkezi engel idi. Bulgaristan ve Romanya iki buçuk yıl ekstra beklemek zorunda kaldı. Bu müzakerelerin gerçeği. Çok sabır ve çalışma gerektiriyor. Her dönem iki müzakere başlığının açılmasının yeterli olmadığını duyuyoruz. Müzakerelerde ilk parça Türk tarafının reform yapması. Sonra Komisyon, Konsey ve Türkiye arasında tartışılıyor. Ama sonra yapmanız gereken politik işiniz var. Bir devlet herhangi bir başlığa karşı çıkabilir. İki tarafta da lobi yapmak müthiş bir çaba alıyor ve biz bunu yapıyoruz.
-TÜRKİYE'NİN İMAJ AÇIĞI VAR-
Türkiye'nin bu engelleri lobi ile aşabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?
Türkiye'nin imaj açığı sorunu var. Birçok Avrupa vatandaşı ya Türkiye'yi bilmiyor ya da turist olarak gelmişler. Sahip oldukları Türkiye imajı çok eksik ya da bazen önyargılı olabilir. Bunda edebiyat ve tarihin etkisi olabilir. Gerçek şu ki, bugün bildiğiniz Türkiye ile AB'ye girmiş Türkiye çok farklı olabilir. Çünkü Türkiye çok hızı şekilde modernleşiyor. Önemli olan iki tarafın da ekonomik, sosyal ve jeostratejik avantajları kavramaları.
Peki Türkiye bu imaj açığını nasıl kapatabilir?
Medya çok önemli. Kültürel konular ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri de önemli. Her sene sen az yüz gazeteci için Avrupa-Türkiye arasında değişim programı düzenliyoruz. Tabi iş dünyası çok mühim. Eğer bu insanlar Türkiye üzerine milyonlar yatırıyorsa bu Türkiye'nin geleceğine inanmalarından dolayıdır. Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayi (TAİ) ve Airbus arasındaki anlaşma da önemli. Onlar haziran ya da ekimde seçimleri değil 30 yıl sonrasını düşünüyor. Demokrasi tüm hususların birleşimi. Türkiye kendini gösterecek çok şeye sahip. Kültür, endüstri, dış politika.
Türkiye'deki gözlemleriniz neler oldu göreve yaptığınız süre içinde?
Burada şunu gördüm: Modernleşmek için müthiş bir kolektif istek var. Türkiye iyi yönetilen bir ülke. Modernleşme yönünde bir hareket var. Katılımın politikası ne olursa olsun Türk halkı günlük hayatında AB standartlarını istiyor. Bu çok açık. Bunu sadece yetkililerle konuşmama dayanarak değil, çeşitli şehirlerdeki ziyaretlerimdeki halkla sohbetlerime dayanarak söylüyorum.
Hükümet müzakereleri hızlandırmak için ne yapmalı?
Şu açık ki, iki senelik başarılı bir politik kriz dönemi yaşandı. Bu reformları olumsuz etkiledi. 31 Aralık'tan bu yana önemli gelişmelere tanık olduk. Ulusal Program, Egemen Bağış'ın atanması, başbakan, cumhurbaşkanı ve ana muhalefet liderinin Brüksel'e ziyaretleri. Ama en önemlisi sadece AB dosyasına bakacak bir başmüzakereci atandı. Bu iyi. Olumlu adımlar görüyoruz. Daha çok gelişme bekliyoruz. Bir milletvekili "Artık tüm mazeretlerimiz tükendi" dedi. Bu benim değil, ondan duyduğum cümle.
Enerji AB'nin en önemli gündem maddelerinden. Türkiye enerji naklinde önemli bir konuma sahip. Ancak buna rağmen enerji başlığı siyasi sebeplerle bir türlü açılamıyor?
Teknik bir engel bulunmamasına rağmen Türk kamuoyunun ve siyasetçilerin enerji başlığının neden açılmadığını anlayamadıklarını biliyorum. Söyleyebileceğim tek şey oybirliği kuralımız var. Birisini kaçırsanız bile başlık açılamıyor. Komisyon ve dönem başkanlığı bu başlıkta ilerlemek için en iyisini yapmaya çalıyor. Umarım ikna edebiliriz. Halka bunun ne kadar zor olduğunu anlatmak çok zor. Nabucco projesinde AB ve Türkiye birbirinin karşısında değil. Aynı taraftayız. Sorunumuz aynı: Gaz bağımlılığı ve arz güvenliliğin çeşitlendirilmesi. Bu konuda birlikte çalışmalıyız.
Karşı çıkan üye ülkeleri ikna edebilecek misiniz?
"Bunun üzerinde çalışıyoruz. "
-DEMOKRASİ GELİŞİYOR AMA ALINACAK DAHA ÇOK YOL VAR-
Türk demokrasisinin seviyesini nasıl görüyorsunuz?
İlerleme var. İdam cezası kaldırıldı; kadın hakları gelişti. Ama alınacak daha epey mesafe var. Tüm alanlarda yardımcı oluyoruz. Teşvik edici projelerimiz var. Tabi aynı zamanda Türk toplumu üzerine yoğun bir tartışma var; farklı hayat biçimlerinin bir arada var olmasıyla ilgili.
Türk demokrasisinin önündeki engeller neler?
Yerine getirilmesi gereken kanunu düzenlemelere ilişkin bir çok kriter var. Aynı zamanda bu bir zihniyetler devrimi. Zihniyetler kanun ya da kararla değişmez. Bizim bildiğimiz bu toplumun ve politik sistemin evrimi. Bazı konularda belki yardımlarımız olabilir. Uzun zamandan beri obdusman mekanizmasını tavsiye ediyoruz. Ama girişim bloke edildi. Dışarıdan bir göz olarak ve tecrübelerimize dayanarak şunu düşünüyoruz: Ombusmanlık farklı hayat tarzlarını ve toplumdaki farklılıkları düzenlemede yardımcı olabilir.
BBP lideri Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasında ordu dağ başında Cihan muhabirine akredite uyguladı. Ordunun akredite kıstaslarına dair görüşünüz nedir?
Bu vakaları biliyoruz. Biz belirli olaylar üzerine yorum yapmayız. Prensipler üzerine yorum yaparız. Burada prensip basın özgürlüğüdür ki bunlardan birisi medyaya eşit muameledir.
Bizim rolümüz prensiplerin uygulanmasını izlemek. Her ayrı olaya karışmaktan kaçınıyoruz. Yaparsak prensipler üzerinden yapıyoruz. Bir medya grubuna karşı vergi olayında bunu yaptık. Ayrı olaylarda bunu yaptık. Biz Türk siyaset oyununda bir aktör değiliz. Biz burada oy kullanmıyoruz. Bu sebeple günlük olaylara karşı aramıza bir mesafe koyuyoruz.
Türkiye'de basın özgürlüğü oldukça tartışılan bir konu. Bu alanda bir sorun görüyor musunuz?
Türk medyası çok sayıda ve çok aktif. Türk medyasında müthiş bir dinamizm var. Çok fazla rekabet var ki, bu sağlıklı bir durum. Hamsiköy'ü ziyaret etmiştim. Bu küçük köydeki muhtar o kadar bilgili idi AB konularında. Bu Türk medyasının sayesinde. Her durum gelişmeye açıktır. Türkiye kendine has politik kültürü ve gelenekleri var. Toplumun geleceğine ilişkin tartışma çok yoğun ve bu iyi bir durum. Çok farklı düşünceler var. İfade özgürlüğü demek basında her zaman tatsız şeyler görebileceğiniz anlamına gelir. Çünkü tam bir demokraside medya önemli kontrol ve denge unsurlarından biridir.
Ülkenizde bulunduğunuzu varsayalım. Bir arkadaşınız ya da aile bireyi Ergenekon davasının ne olduğunu soruyor. Onlara bunu basit şekilde nasıl anlatırdınız? Gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?
Bu konuda da önemli olan hukukun kuralları. Eğer kanun dışında hareket eden örgütleriniz varsa, bunlar ortaya çıkarılmalı; düzeltilmeli. Tabi bunu yaparken adil yargılama sürecine saygı duymalısınız. Söyleyebileceklerimiz bunlar. Ayrıntılar hakkında yorum yapamayız. Türk medyasında bu konuda her şeyi bulabiliyorum. Yani bu konu Türkler için de karmaşık.
Türk dış politikası son yıllarda oldukça aktif. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'nin bugün dünyadaki rolü barış üzerine. Balkanlarda, Lübnan'da Afganistan'da askerleriniz var. Ortadoğu'da arabulucunuz, Kafkasya'a hakkında bir teklifiniz var. Bunların hiçbirisi kolay şeyler değil elbette. Bunlar AB diplomasisi ile uyumlu şeyler. Ama bunlar başlıkların açılmasını sağlayacak reformların yerini tutamaz. Bu farklı bir mesele. Ama Türkiye'nin Avrupa vatandaşlarının gözünde imajını arttıran ve açığı dolduran gelişmeler.
Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanı olarak atandı. Kendisi daha çok Ortadoğu uzmanı olarak biliniyor. Bakan değişikliği Türkiye'nin AB sürecini nasıl etkiler?
Bir büyükelçi bir bakan hakkında yorum yapamaz. Ama Prof. Davutoğlu'nu iyi anıyorum ve oldukça tecrübeli birisi. AB'ye katılım süreci bir bireyin değil Türkiye'nin devlet politikası. Brüksel'deki algılama böyle. Bazı yorumların yaptığı yön değişikliği olacağı gibi bir korkum yok. Devlet politikasının devam edeceğini düşünüyorum. Türk diplomasi Kafkaslarda, İran'da, Afganistan'da, Pakistan'da Ortadoğu'da Balkanlarda aktif rol alırsa bunu memnuniyetle karşılarız.
Avrupa Adalet Divanı Türk şoförlerinin başvurusu üzerine vizesiz giriş için bir karar aldı. Son durum nedir?
AB ve üye ülkeler bunun üzerinde çalışıyor. Çalışma henüz bitmedi. Karar belirli bir başvuru için belirli bir ülke için geçerli. Vize konusunda AB'nin tek bir politikası yok; üyeler bu konuda bağımsız. Çok karmaşık bir konu ama muhtemelen bundan faydalı dersler çıkaracağız. Hükümet de bunun tüm üye ülkelere herkes için vizesiz giriş anlamına gelmediğini açıkladı. Bu bir başlangıç, ama ciddiye alınmalı. Buna bakıyoruz.
Mardin'deki katliamı duyunca ne hissettiniz, kavrayabildiniz mi olayı?
Çok üzüldüm. Bu trajediyi anlamak çok zor. Bunun için herhangi bir gerekçe bulmak gerçekten çok zor. Beklentim adaletin yerine gelmesi.
(CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.