Anayasa böyle yapılsın istiyorlar!
Danıştay'ın 141. kuruluş yıldönümü ve Danıştay İdari Yargı Günü dolayısıyla, Danıştay Genel Kurul Salonu'nda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ve çok sayıda davetli katıldı.
Törende konuşan Danıştay Başkanı Mustafa Birden; "Anayasayı değiştirme yetkisi, keyfi ve sınırsız bir yetki değildir. Yasama organı, kendisine hukukilik veren temel çerçevenin dışına taşmamalıdır" dedi. Birden'in konuşmasından ilginç satırbaşları şöyle:
-Anayasayı değiştirme yetkisi, keyfi ve sınırsız bir yetki değildir. Yasama organı, kendisine hukukilik veren temel çerçevenin dışına taşmamalıdır. Bir anayasa değişikliğinin hukuki çerçeve içinde cereyan etmesi, anayasada öngörülen usul ve şekil şartlarını taşımasının yanında, anayasanın ruhuna ve hukukun evrensel ilkelerine uygun olması ile mümkündür." diye konuştu.
-Cumhuriyet'imizin özü ve ulusal yaşamımızın temeli olan laiklik ilkesi ve laik eğitim kurallarını dolaylı dahi olsa erozyona uğratacak hiçbir düzenlemenin iç hukukumuzda yeri bulunmadığı gibi, uluslararası hukuk ve hukukun evrensel ilkeleri bağlamında da koruma ve himaye görmesi söz konusu değildir. Nitekim bu husus, Anayasa Mahkemesi'nin, anayasanın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklikleri iptal eden kararında nihai olarak belirlenmiş bulunmaktadır. İnsan hak ve özgürlüklerinin temelini oluşturan; devletin, farklı inanç ve yaşam felsefelerine eşit mesafede durmasını sağlayan; egemenliğin kaynağını millet iradesine bağlayan laiklik ilkesi, anayasa değişikliği çalışmalarında özenle korunması gereken temel kazanımlarımızın başında gelmektedir.
-Anayasa hazırlama süreci ve genel ilkelere ilişkin olarak yukarıda yer verdiğimiz tespit ve değerlendirmeler bağlamında, son yapılan anayasa değişikliklerinin toplumsal uzlaşı ilkesini karşıladığını, aceleye getirilmeden kamuoyunun yeterli bilgi ve değerlendirmelerine sunulduğunu, hukuki ve teknik hiçbir eksikliğinin bulunmadığını söylemenin, mümkün olmadığı kanısındayız. Halk oylaması süreci devam ederken metin değişikliği yapma yoluna gidilmesi; değişikliklerin bir kısmının Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş olması; anayasa değişikliğinin, görevdeki cumhurbaşkanı ve meclisin görev süresi bakımından etkisi ile yeniden cumhurbaşkanı seçilebilme imkanı ve sayısına ilişkin hususların hukuki tartışmalara açık bulunması, gündemdeki anayasa değişikliği çalışmaları konusundaki eleştiri ve kaygıların ne derece haklı olduğunun en bariz göstergeleridir."
-Anayasalarda devletin hukuki yapısı ile kişilerin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ve iktidarların gücünü sınırlayan düzenlemelerdir. İçeriği gibi hazırlanış yöntemleri de önemlidir. Herkesin bundan yararlanacak şekilde yürütülmesi önemlidir. Yetki sınırsız ve keyfi değildir. Anayasa değişikliğinin hukuki çerçevede yapılması evrensel hukuk ilkelerine uyulması ile mümkündür.
-Değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez temel ilkelerine dokunulmaması kaydıyla anayasa değişikliği mümkündür. Kazanımlarımızı erozyona uğratacak hiç bir düzenlemenin kabul edilmesi sözkonusu değildir. İnsan hak ve özgürlüklerinin temelini oluşturan, devletin farklı inanç sahiplerine eşit mesafede durmasını sağlyaan Laiklik ilkesi tam anlamıyla güvence altına alınmalıdır.
-Son yapılan anayasa değişikliklerinin toplumsal uzlaşı ilkesinin uygulandığını söylemenin mümkün olmadığını söylemek zorundayım. Değişikliklerin bir kısmının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi eleştiri ve kaygıların ne derece haklı olduğunun en büyük göstergesidir.
CUMHURBAŞKANI'NIN GÖREV VE YETKİLERİ
Cumhurbaşkanı'nın yargı erkine ilişkin görev ve yetkilerinin sınırlandırılması ve bu bağlamda anayasanın 104. maddesinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini söyleyen Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Cumhurbaşkanı'nın 1982 Anayasası'nın kendisine tanıdığı görev ve yetkiler çerçevesinde, yüksek mahkemelerin oluşumuna doğrudan ya da dolaylı olarak etkin bir şekilde katıldığını ve bu konuda kapsamlı yetkilerle donatıldığını belirtti. İşte Birden'in konuyla ilgili sözleri:
-Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı vekilini, Askeri Yargıtay üyelerini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini ilgili düzenlemelerde öngörülen usul çerçevesinde doğrudan ya da kendisine sunulan adaylar arasından seçme ve atama görev ve yetkisine sahip.
-Bu durum Cumhurbaşkanı'na, anayasanın kendisine verdiği takdir yetkisi çerçevesinde yüksek yargı organ ve kurullarını ve bu kapsamda yargıyı biçimlendirme imkanı vermektedir. Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın konumu, yetkileri ve seçimi her zaman tartışma konusu olmuştur. Cumhurbaşkanı'nın klasik parlamenter hükümet sisteminde olmaması gereken yetkilere sahip olduğu, güçlü ve etkili bir konumda bulunduğu, yetkilerinin yeniden gözden geçirilerek parlamenter hükümet sistemi ile uyumlu olacak şekilde azaltılması gerektiği, cumhurbaşkanlarımız da dahil olmak üzere kamuoyunda sıklıkla gündeme getirilmiştir. Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesini öngören 1982 Anayasası'nda, 2007 yılında yapılan ve halk oyuna sunulmak suretiyle kabul edilen değişiklik ile halk tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir.
-Yapılan değişiklik ile Cumhurbaşkanlığı makamına, siyasi partiler tarafından aday gösterilmesi yolu açılmış; Cumhurbaşkanı'nın, parlamentoda, toplanma ve görüşme yeter sayısına ilişkin aranılan oran nedeniyle uzlaşı ile seçilmesi mecburiyeti sona erdirilmiştir.
-Yargı bağımsızlığının tam anlamıyla sağlanabilmesi için, yüksek mahkemelerin ve yargı kurullarının oluşumuna yönelik ilerleyen bölümlerde getireceğim öneriler de dikkate alınarak Cumhurbaşkanı'nın yargı erkine ilişkin görev ve yetkileri sınırlandırılmalı ve bu bağlamda anayasanın 104. maddesi yeniden düzenlenmelidir.
HSYK'NIN GÖREV VE YETKİLERİ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun oluşumu nedeniyle, Danıştay ve Yargıtay'a üye seçme görev ve yetkisinin, yüksek yargı yerlerinin kendilerine bırakılması, bu konudaki eleştiri ve tartışmaları sona erdireceğini kaydeden Birden, "Kendi başkanını, başsavcısını, başkanvekillerini ve daire başkanlarını seçen Danıştay Genel Kurulu, kendi bünyesinde görev yapacak üyeyi de seçebilmeli." ifadesini kullandı ve ekledi:
-Yüksek Kurulun, daha bağımsız, daha etkin ve siyasi etkilerden uzak bir yapıya kavuşturulması için oluşumunda, adalet bakanı ve bakanlık müsteşarına yer verilmemeli; Kurulun, Danıştay ve Yargıtay Genel kurullarınca doğrudan seçilmiş eşit sayıda yüksek yargıçtan oluşması sağlanmalıdır.
-Yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden birisi olan bu düzenlemeye son verilmeli, Teftiş Kurulu ve Yüksek Kurulun sekreteryası görevini yerine getiren Bakanlık Personel Genel Müdürlüğü ile Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün görevleri yeniden düzenlenmek suretiyle siyasi iradeye bağlı birimler olmaktan çıkarılmalıdır. Bu birimler, doğrudan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bağlanmalı, soruşturma yetkisi de Kurul'a devredilmelidir. Bu bağlamda, adalet müfettişlerinin seçimi, yasal düzenleme ile nesnel ölçütlere dayandırılmalı ve bu konudaki yetki de Yüksek Kurula bırakılmalıdır.
KURUL KARARLARI YARGI DENETİMİNE AÇILMALI
-Bir idari işlem olduğu tartışmasız olan Kurul kararlarına karşı yargı yolunun kapatılmış olması, çağdaş hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayan bir sınırlamadır. Kurul kararlarına karşı yargısal denetim dışında, kendi bünyesi içinde etkili itiraz müessesesi gibi yöntemler bir çözüm yolu olarak görülmemelidir. Dava hakkının kullanımını güvence altına alacak esaslar yasa ile düzenlenmeli, Kurul kararlarına karşı açılacak davalar ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülmelidir.
-Yüce divan görevi Danıştay'ın da bulunduğu kurum tarafından alınmalı.
-Uyuşmazlıklara konunun uzmanı olan yargı bakmalı...
-Türk yargısının meşruiyet sorunu varmış gibi gösteriliyor.
-Millet adına yetki kullanımında seçilmişler ve atanmışlar arasında bir fark yoktur. Sorunları çözmenin yolu yargı bağımsızlığından geçmektedir. Bunun temel amacı kendi kurum ve kuralları çerçevesinde karar vereceği güvenini vatandaşa vermektir.
-Yasama ve yürütmenin yargı organının işleyişinde etkin haline getirmesi sorunların çözümü olamaz. Yargı bağımsızlığı sadece yasal ve anayasal düzenlemelerle de sağlanamaz. Kimsenin kendisini hukukun üstünde görmemesi gerekmektedir.
-Yargı bağımsızlığı üstündeki en büyük tehlike yargının siyasallaşmasıdır. Devlet adına yetkiyi kullananlar buna saygı duymalı. Yargı ise, dış etkenlere karşı direnmelidir. Yargı, hatalarını kendi sistematiği içinde çözümler.
-Basın da kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluğunun dışına taşmamalı. Kimseyi küçük düşürücü ve suçlayıcı haber ve yorumlara yer vermemelidir. Yargı mensubu, hukuka önce kendisi inanmalı. Yanlışlar olabilir ama bu yargıya güvensizlik doğurmamalı.
habervaktim.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.