Soyer net konuştu
KKTC'nin eski Başbakanı şimdi ki ana muhalefet partisinin lideri Ferdi Sabit Soyer Cihan Haber Ajansı'na gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altı yıllık iktidarın ardından ana muhalefet partisi durumuna geldikleri son seçimden sonra geçmişe ve geleceğe dönük değerlendirmeler yapan Soyer, yavru vatandaki son gelişmeler hakkında bilgi verdi. Reformcu bir parti olduklarını belirten Soyer "AK Parti gibi politikalarını anlatamadıkları" için muhalefete düştüklerini belirtti. Altı yıllık iktidarları boyunca KKTC bütçesini ikiye katladıklarını belirten Soyer, gelecek Cumhurbaşkanlığın seçimleri, UBP'nin izleyeceği politika, AK Partinin dış politikası ve Ergenekon soruşturmasına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Cihan: Altı yıllık iktidar döneminizi değerlendirir misiniz?
Soyer: Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) oldukça farklı koşullarda hükümete geldi. Kıbrıs Türk Halkının yıllardır çözümsüzlük politikası çerçevesinde ekonomisinin, demokratik yapısının içe kapandığı ve büyük oranda Türkiye'den gelen mali destekle harcamaların karşılandığı bir dönemde biz görevi devraldık. Çözüm politikasının etkisi ve Türkiye hükümetiyle de uyumlu işbirliği ile Kıbrıs sorununda önemli açılımlar sağladık. Bu açılımlar ekonomimize sosyal ve kültürel yaşantımıza müthiş bir gelişme ve ivme kazandırdı. Bu sürecin içinde ekonomi büyüdü yatırımlar arttı, sonuç itibarıyla Türkiye'den gelen yardımlar 2003 yılında bütçemizin yüzde 47'sini oluştururken reformlarımızdan sonra, büyüyen ekonomi çerçevesinde Türkiye'den gelen yardımlar bütçemizin yüzde 15'ini oluşturdu. Anavatandan gelen miktar azalmadı, aksine Türkiye'den gelen yardımlarda kısmi bir artış da oldu. Artış olmasına rağmen bütçedeki yüzdelik payı düştü bunun en büyük nedenlerinden biri ekonominin kayıt altına alınması oldu. Ekonomiyi kayıt altına alarak bütçeye büyük bir kaynak oluşturduk. Ekonomik kalkınma için büyük bir reform hareketine giriştik ve bunda da başarı gösterdik; ama sonuç itibarıyla da küresel krizin ve 2008'de yaşadığımız büyük kuraklığın sıkıştırması özelliklede Kıbrıs sorununda gelişmenin hızının yavaşlaması ekonomideki sıkıntıları arttırdı.
UBP'NİN "İŞ BAŞINA GELİRSEM SİZLERİ VATANDAŞ YAPACAĞIM VAADİ" GÖÇMENLERİN İLGİSİNİ ÇEKTİ, AMA BU VAATLERİN BOŞ OLDUĞUNU GÖRECEKLER
Bu kez insanlar kazandıkları yüksek yaşam standardından kısmi bir geri gidişi kabullenmediler. Bunu kabullenmeyince de yine eskiye dönmeyi öneren Ulusal Birlik Partisi'ni desteklediler. UBP'nin temel argümanı şuydu: "Bunlar Türkiye'den para alamaz, ben alacağım ve size dağıtacağım."
Bu popülist tavrı ile bizim ekonomiyi düzeltme çabalarımız karşı karşıya kaldı, insanlar bize öfkelenerek Türkiye'den paraların alınacağına inanarak UBP'yi desteklediler. Bunun yanı sıra biz 2003'te geldiğimizde KKTC'de Türkiye'den gelip çalışan 45 bin insan vardı ve sadece bunların 4 bini kayıt altında idi. Bu insanlar her türlü sosyal güvenceden yoksun ve çok düşük ücrete çalıştırılıyorlardı. Biz iktidar dönemimiz içerisinde kaçak işçileri kayıt altın aldık, sosyal güvenceye kavuştular, sosyal güvenlikten yaralanmaya başladılar. Kayıt altına almada bazı sosyal sıkıntılara sebebiyet verdi, kayıt altında çalışmayan aile bireylerinin ülkeden çıkması bu insanlarda bir tepkiye neden oldu. Bu, insanları köle gibi çalıştırmak isteyenlerin arasında bir etki yaptı. UBP bu insanlara bos olan bir vaat verdi. "İş başına gelirsem hepinizi vatandaş yapacağım." dedi. Bu teklif göçmenlerin ilgisini çekti ve UBP'yi seçtiler bu iddiaların boş olduğunu görecekler. Böyle halk yardakçısı iddialarla iş başına gelenlerin memlekete getirecekleri bir fayda olmadığını hepimiz yaşayarak göreceğiz.
2050 YILINA KADAR KKTC'NİN ENERJİ SORUNUNU HALLETTİK
Cihan: İktidarınız boyunca KKTC'ye yaptığınız en büyük hizmet nedir?
Soyer: Altı yıllık iktidarım boyunca gurur duyduğum en büyük icraatımız, en basitinden başlayalım isterseniz. En önemlisi memleketimizde Rum tarafına da muhtaç olmamızı sağlayan ve aynı zamanda bize ekonomik ve psikolojik bir sorun oluşturan elektrik enerjisi sorununu kökten çözdük. Şuanda KKTC'nin 2050 yılına kadar ihtiyacını karşılayacak üretim ve dağıtım ağını en modern şekilde 3 yılda tamamladık. Enerji sorununu kökten çözdük. Yeni hastaneler yeni yollar en önemlisi devraldığımız KKTC ye konut olarak işyeri olarak, yol olarak ikiye katlayıp öyle teslim ettik. Biz gayrı safi milli hâsılayı 1,5 milyar dolardan aldık 4 milyar dolar olarak devrediyoruz. Bankalarda 1,5 milyar mevduat vardı 5 milyar mevduatla devrediyoruz. Düşünce özgürlüğü açısından da çok şeyler kattık Kıbrıs'a en önemli icraatlarımız olarak bunları görüyorum. Altı senede 30 senede yapılanın iki katını yaptık.
AK PARTİ GİBİ REFORMLARIMIZIN İZAHATINI YAPAMADIK, İKİMİZİN DE YAPICI MUHALEFETİ YOKTU
Cihan: İktidarınız döneminde yaptığınız hatalar nedir?
Soyer: En büyük hatalarımızdan biri reform hareketlerinde hızlı hareket etmektir. İnsanlara tam anlamıyla izahatı yapamadık bunu aşamadık bu bizim en büyük hatalarımızdan bir tanesidir. Siz reformcu kimliğinizle dolaşırken bazıları suni gündem oluşturur siz onlarla uğraşırsınız, hizmete ayrılması gereken zamanı savunmaya ayırmak durumunda kalırsınız. Bakın Türkiye'de AK Parti'ye laiklik konusunda yapılan propaganda kendini ekonomik ve siyasal reformlar konusunda yaptıklarını anlatma enerjisini azalan bir faktördür. Bizim de meramımızı anlatamamanın en önemli nedeni Kıbrıs sorun unundaki tıkanıklığın getirdiği pozisyon ve muhalefetin popülist söylemleridir. Gündemi yapay olarak belirleyen bazı odakların size getirdiği neyi neden yaptığınızı anlatma fırsatı vermiyor.
UBP'NİN 2003'TEKİ RETÇİ POLİTİKASI HEM TÜRKİYE'NİN HEM KKTC'NİN BAŞINI BELAYA SOKTU
Cihan: Yeni hükümetle birlikte politikada sapma olacak mı, "hayır" diyen bir parti iktidar oldu?
Soyer: Bir takım ideolojik saplantılar gerçeklerin önüne geçer. Bizim partimiz Sosyalist Enternasyonal üyesidir. AK Parti muhafazakâr bir partidir ama çok ilginçtir ki Sosyalist Enternasyonal'in üyesi olan CTP ile arasında Kıbrıs sorununun çözümü, demokrasi, AB politikaları ve diğer pek çok konuda önemli bir kısım siyası paydaları olmuştur. İki parti de dünya görüşlerine göre zıt davranmıştır diyebiliriz. Solcu CHP sağda, sağcı CTP solda siyaset yapmaktadır. Dolaysısıyla ideolojik sığlıklarla hayatı düzenlemek mümkün değildir. Bu nedenle CTP'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, AB politikasında Türkiye'nin AB sürecine sıcak bakmayan kesimlerle bir yakınlığı vardır. Bu da bir gerçektir. Ancak hayat göstermektedir ki bu hayatın ihtiyaçları ideolojik saplantıların ötesine geçer. UBP'nin bir tecrübesi olması lazımdır. 2002 ve 2003 döneminde Türkiye'de AKP iktidardaydı gerek Başbakan Erdoğan olsun gerek şimdi ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olsun Annan Planı'nı zemin kabul et ve görüşmeye otur derdi, onlar da reddederdi. Sonuç itibarıyla bu retçi politika hem bizi hem Türkiye'yi belaya soktu. Güney Kıbrıs çözüm olmadan AB'ye üye oldu. Şimdi bu siyasi tecrübeyi yaşamış bir partinin Türkiye'nin AB sürecinde, bölgesel bütün süreçlerde, Türkiye'nin barış ve işbirliğinin ülkesi olma siyasetinin izlendiği bir dönemde Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunamaz. Dolayısıyla UBP bu çelişkiyi yaşayacaktır ve genel bu doğrunun dışına çıkamaz kanısındayım.
MUHALEFETİN AMACI HER ŞEYİ ELEŞTİRMEK DEĞİLDİR
UBP'nin politikalarını Türkiye'de ki muhalefet partilerinin yaptığı sırf ideolojik ve siyasi gerekçelerle karşı çıktıkları gibi her doğru işe biz muhalefet olmayacağız. Önemli olan hükümeti yıpratıp rant sağlamak değildir; önemli olan iktidarın ve muhalefetin katkılarıyla ulusun ve halkın ilerlemesidir. Siz buna katkı sağlarsanız halk size gereken desteği verecektir. Türkiye'de her şeye itiraz edenlerin büyüyemediklerini görmek bu noktada önemli bir örnektir.
Cihan: Yeni Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu ile Kıbrıs sorunu nasıl bir yörüngeye oturacaktır?
Soyer: Davutoğlu bir bilim adamıdır ben pek çok eserini okumuş bir insanım ve kendisini çok eskiden beri tanırım. Türkiye'nin bölgesel ilişkilerinin gelişmesine olan katkılarını bilen bir insanım. Dolayısıyla sayın Davutoğlu ile yaptığımız görüşmede yapıcı muhalefet görevini üstleneceğimizi söyledim. Çözüme giden yolda her şeyi yapacağız. Bugün hangi görüşte olursa olsun Türkiye'de ve Kıbrıs'ta insanların utanacağı bir hadise vardır, utanmamız gerekir. Çünkü AB'de hem Yunanistan hem Kıbrıs Rum tarafı, Helen karakterli iki ülke, iki oyla, iki sözle iki duruşla temsil edilmektedir. Bu bölgede istikrarlı bir gelişmeyi öne süren Türkiye için ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlar kadar hak sahibi olan Kıbrıs Türk'ü için bir kayıptır. Aşmamız gereken noktadır, aşılması gereken budur. Onun için biz çözümü gerçekleştirerek eşit statüde yer alarak AB'de temsil edilmek istiyoruz. Bu çözümle birlikte Türkiye'nin AB sürecinde önünü açmak istiyoruz.
Cihan: Yaklaşık bir buçuk sene sonra bir cumhurbaşkanlığı seçimi olacak, sayın Eroğlu'nun adaylığı konuşuluyor, sayın Talat çözümsüzlük durumunda yeniden aday olmam dedi, siz aday olmayı düşünüyor musunuz?
Soyer: Ben kesinlikle adaylığımı koymayacağım, böyle bir niyetim yok. Sayın Eroğlu'nun hedefleri arasında Cumhurbaşkanlığı var; bu bilinen bir gerçek. Biz CTP olarak her halükarda Talat'ın destekçisi olacağız, onun etrafında toplanıp eğer aday olmak istemezse ikna etmeye çalışacağız, CTP'nin şu şartlardaki tek desteklediği ve destekleyeceği şahıs sayın Talat'tır.
ORAMS DAVASI TÜRKİYE'Yİ TAZMİNATLA CEZALANDIRAMAYAN RUMLARIN BİR KONTRA HAREKETİDİR
Cihan: Ada'da bomba etkisi oluşturan "Orams" davasının etkilerini nasıl görüyorsunuz?
Soyer: Orams davası Kıbrıs sorununun oluşturduğu sıkıntılardan biridir. Kıbrıs sorununu çözmediğiniz sürece, mülkiyet meselesi gibi bir meseleyi masada görüşmediğiniz sürece Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirmekten başka bir sonuca ulaşamayız. Orams davasın nerden çıkmıştır, CTP ve Talat bugüne kadar yapılmayanı yapmıştır. İlk defa Kıbrıs Rum tarafıyla uluslararası hukuk platformunda yüzleşmeye karar verdik ve sonuçta mal tazmin komisyonu kurduk. Bu komisyonu AİHM bir değer olarak kabul etti. Komisyona yüzlerce Kıbrıslı Rum müracaat etti. Biz bu insanlara tazminatlarıyla ve diğer başka unsurlarla büyük ölçüde destek veren bir politikayla yaptık. Önemli ölçüde sorunlarına çözüm bulduk Türkiye'yi ağır tazminatlarla suçlayıp cezalandırmaya dönük olarak giden Rumların bu siyaseti bozuldu, bu bozulunca yine kendilerini güçlendirecek bir arayış içerisine girdiler ve bu Orams davası buna karşı yapılmış bir davadır. Demek ki bizim bununla hukuki olarak mücadele etmemiz lazım ve edeceğiz de; bundan kimsenin kuşkusunun olmaması lazım. Şu da bilinmeli ki, mülkiyet meselesi çözümle birlikte çözülecek bir hadisedir. Bu sorunu hallerken elbette içimizde öfke olacak, kızgınlık da olacak ama hiçbir zaman hisler aklın önüne geçmemelidir. Kararlılıkla hislere yenilmeden hem hukuki hem siyasi olarak gereğini yapmak durumundayız bunun yeri de müzakere masasıdır.
TÜRKİYE BATININ İÇERİSİNDEKİ DOĞUNUN SESİ OLARAK GELECEKTEKİ YERİNİ HAZIRLIYOR
Cihan: AK Parti'nin dış politikası Kıbrıs'tan nasıl gözüküyor?
Soyer: Sayın Abdullah Gül olsun Başbakan Erdoğan olsun, bana göre Türkiye'yi bölgesinin en güçlü ülkesi haline getiren işlere imza attılar. Türkiye bölgesinde şu anda barış ve istikrarın hakemi olarak görülüyor, özellikle sayın Davutoğlu'nun yönlendirdiği çevre ülkelerle olan politik ve siyasi ilişkiler Türkiye'yi gelecekte oturacağı makama hazırlıyor. Bölgedeki bütün sorunları barış ve işbirliği makamı olan ve bölgesel istikrar için çabalayan Türkiye siyasette dominant olma sürecini sürdürmektedir. Türkiye, doğu ile batı arasında, batının içerisindeki doğunun sesi olarak gelecekteki yerini hazırlıyor. Türkiye'nin bugün güttüğü politika önümüzdeki yıllarda orta doğuda barış ve istikrarın oluşmasında önemli bir etken olacaktır. Geleceğe dönük bir şeyler yapmak emek ister sabır ister dirayet ister ve akıl ister ve AKP bölgesinde bunu yapıyor, AKP'nin bu yönünü çok beğeniyorum.
Örneğin Türkiye Cumhurbaşkanı en gergin bir ortamda bir futbol maçı hadisesini değerlendirerek Erivan'a gidip futbol izlemek adına attığı adım, yarattığı büyük tepkilere karşın bölgede bugün Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin görüşme temelini oluşturan büyük bir girişim olmuştur. Yine aynı şekilde Irak meselesinde Türkiye'nin attığı adımlar, sonuçta Kuzey Irak'ta bir Kürt Konferansı meselesinin tartışılır olması Türkiye'nin doğusunda içimizi yakan olayların durması noktasında bir adımdır. Bunları bu hükümet cesaretli adımlar atarak altyapısını oluşturmuştur. Mesela TRT'nin Kürtçe yayın yapması kolay bir mesele değildi bunu başardılar. Aynı zamanda Suriye İsrail arasındaki diyalog da yine bölgesel sorunların aşılmasında izlenen strateji Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ne kadar önemli olduğunu ve bütün bu surecin Türkiye'nin demokratikleşmesi ve istikrarı sağlayacak bir güç olarak gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Türkiye içine kapanmamalı dünyaya açılmalı ki Ortadoğu'nun sesi duyulabilsin.
Cihan: Seçimlere birkaç gün kala Ergenekon Terör Örgütü'nün (ETÖ) KKTC'de ki faaliyetlerine ilişkin belgele yayınladınız bu belgelerde son durumu nedir?
Soyer: Bu konuyla ilgili gerekeni yaptık, savcılık gereken soruşturmayı gerekli mevzuata uygun bir şekilde yapacaktır. Yeni mecliste de bu konuyla ilgili bir araştırma önergesi sunacağız ve meclisi bu konuda devreye sokacağız. Daha önceki dönemlerde meclis soruşturmaları bir noktadan sonra tıkanıp kalıyordu; lakin Ergenekon dosyası Türkiye de güncelliğini koruduğu için soruşturmanın tıkanması engellenecektir. Eğer Türkiye'de ETÖ soruşturması durursa buradan sonuç alınamaz.
SİLAH SİLAHTIR, BOŞ DA OLSA DOLU DA OLSA BİR AMAÇ İÇİN KULLANILMIŞ YA DA KULLANILACAKTIR
Cihan: Türk medyasının ETÖ davasını sulandırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Soyer: Biz bu memlekette iktidarda olduğumuz dönemde de muhalefette olduğumuz dönemde de özellikle toprağa gömülmüş eski model dahi silahları bulduğumuzda tabiri caizse dibine darı ektik. Silah silahtır çünkü ister dolu olsun ister boş olsun. Eğer bir yere gömülmüşse ve bir maksat için kullanılacaksa devleti savunan merciiler buna müdahale etmelidir. Devletin yasallığı dışında silah gizleyerek, bunu zamanında bir ihtiyaç duyması durumunda kullanabileceği ihtimali ile bütün odaklara karşı demokratik hukuk ilkeleri gereğince davranılmalıdır kanısındayım.
Cihan: Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş seçimlerden sonra parayla oy aldıklarını iddia etti paramız kadar oy aldık dedi, siz nasıl bakıyorsunuz bu olaya?
Soyer: Serdar Bey var olan bir noktayı işaret etmiştir; ancak bu noktada biz CTP olarak senelerdir bu yaraya parmak basıyoruz. İnsanların yoksulluklarından faydalanıldığını, insanların umutlarıyla oynanarak hareket eden partiler olduğunu biliyoruz. Örneğin bu seçim döneminde Güzelyurt'a gittim, bizim patinin önünde Gurbet dediğimiz göçmenler var 100 TL istiyorlar oy başına. Bunlarla karşılaştık. İşin trajik komik yanı pazarlıkta yapıyorlarmış akşama 75 TL'ye düşmüş oy fiyatı (gülüyor), bazıları aracılarıyla kavga edip parayı az buldukları için karakolluk olanlar da var. Bunların da mecliste gün ışığına çıkması için önerge vereceğiz, Sayın Denktaş'ı da davet edeceğiz. Bildiklerini gördüklerini anlatsın, her patiden tepki olursa bu işin önü ancak o zaman alınır. (CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.