Zihni Çakır meslektaşlarına isyan etti!
Ergenekon Terör Örgütü’nü deşifre eden ve soruşturmada tanık olan Gazeteci Zihni Çakır, 30 yıla yakın ceza talebiyle yargılandığı 5 ayrı davada yalnız bırakıldığını açıkladı.
Çakır, “Meslektaşım Nedim Şener’in, başka bir meslektaşım olan Hrant Dink’in katledilmesine dair devam eden dava sürecinde kaleme aldığı bir çalışmadan dolayı yargılanmasına, bazı meslek örgütleri, bazı gazeteci meslektaşlarım isyan etmekle beraber, basın açıklaması ile tepki gösterdiler. Benzer bir durum yine Doğan Medya’da çalışan iki meslektaşım için de sergilendi. Ben ise, 30 yıla yakın ceza talebiyle yargılandığım hem de 5 ayrı davaya yapayalnız gittim” dedi.
Çakır, “Bu meslek kuruluşu sadece belli medya grubu mensuplarını savunmakla mı görevlidir? Yine sormak istiyorum: Bu meslek kuruluşu sadece belli bakış açısına sahip meslektaşlarımı savunmak için mi vardır?” diye sordu.
Zihni Çakır, kamuoyuna ve gazetecilere gönderdiği basın açıklaması şöyle:
BASIN AÇIKLAMASI
Saygıdeğer Türk Kamuoyu, Kıymetli Meslektaşlarım;
Malumlarınız olduğu üzere, ülke, adli süreç içerisinde İstanbul özel yetkili Cumhuriyet Savcıları ve emniyet birimleri tarafından adı Ergenekon konulan ve henüz iddia aşamasındaki bir örgütlü yapıya dair tartışmalara hapsedilmiş durumda.
Bir yandan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’de yürütülen yargılama öte yandan devam eden soruşturma sürecinde, belli merkezler tarafından bilerek ya da bilmeyerek yaratılan bilgi kirliliği, Türk kamuoyunu ve toplumun tüm katmanlarını, şüphesiz ikiye bölmüştür.
Bu bölünmüşlük, ne yazık ki meslektaşlarım arasında da kimi zaman sert atışmalar yaratacak düzeyde kendini göstermektedir.
Elbette yine bir medya mensubu olarak, tek tip düşünce tavsiyesinde bulunacak, herkesi Ergenekon dava ve soruşturma sürecine inanmaya ya da inanmamaya davet edecek değilim.
Bu ne benim ne de başkalarının haddine bile olamaz. Ancak, farklı bakış açısı sergilense bile, meslektaşlarımın, toplumu doğru bilgilendirme amaçlı, basın meslek ilkeleri ve yüklenmiş olduğu kutsal görevi gereği, yargı karşısında, geri kalmış ülke demokrasilerinin en büyük sorunu olan basın özgürlüğünden mahrum bırakılması girişimlerine karşı yek vücut olunması gerektiği inancındayım.
Taktir edersiniz ki; iddia olunan Ergenekon yapılanması ile ilgili devam eden soruşturma ve dava süreci, toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendirmektedir. Öyleyse bizlere düşen görev; toplumu bu yönde doğru bir şekilde bilgilendirip, kamu vicdanını rahatlatacak araştırma ve incelemeleriyle haberleri kamuoyu ile paylaşmak ve kamu vicdanının rahatlatılmasına katkıda bulunmaktır.
Düşüncesi ve etnik kimliği ne olursa olsun, bu meslek çevresinde görev yapmaya çalışan herkesin ortak sorunu, basın ve düşünce özgürlüğünü demokrasinin gerekleri ve belirlediği ölçülere göre yaşayamamaktır.
Böylesine bir ortak soruna rağmen, bir araya gelememek, bu yönde yek vücut olup, siyasal iktidardan ve yasama organından, rahatlatıcı adımların atılmasını talep edememek, sadece bize özgü bir yetersizlik sanırım.
Üzülerek ve esefle izledim.
Meslektaşım Nedim Şener’in, başka bir meslektaşım olan Hrant Dink’in katledilmesine dair devam eden dava sürecinde kaleme aldığı bir çalışmadan dolayı yargılanmasına, bazı meslek örgütleri, bazı gazeteci meslektaşlarım isyan etmekle beraber, basın açıklaması ile tepki gösterdiler.
Benzer bir durum yine Doğan Medya’da çalışan iki meslektaşım için de sergilendi.
Ben ise, 30 yıla yakın ceza talebiyle yargılandığım hem de 5 ayrı davaya yapayalnız gittim.
Peki sormak istiyorum:
Bu meslek kuruluşu sadece belli medya grubu mensuplarını savunmakla mı görevlidir?
Yine sormak istiyorum:
Bu meslek kuruluşu sadece belli bakış açısına sahip meslektaşlarımı savunmak için mi vardır?
Bu bölünmüşlüğün, meslektaşlarımın, görevlerini basın özgürlüğü ve basın meslek ahlakı çerçevesinde yerine getirmesine olanak sağlayacak yasal düzenlemeler için siyasal otoriteye gerekli baskıyı yapmanın ve yasama karşısında dik bir duruş sergilemenin önündeki en büyük engel olduğunu ne zaman anlayacağız?
Birçok meslektaşımın olduğu gibi şahsım da Ergenekon soruşturma ve dava sürecinde, sadece toplumu doğru bilgilendirip kamu vicdanını rahatlama kastıyla kaleme aldığı kitap çalışmalarından dolayı yargılanmaktadır.
Gerekçesi “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “yayın yasağına uymama” olan bu yargılamalarla, asıl sorumlular yerine bizlerin cezalandırılmak istendiği hepinizin malumudur.
Hem de yargılamada, hiçbir ayrım gözetilmediği de aşikardır.
Doğan Grubu’nda görevli meslektaşlarım da, Turkuaz Grubu’nda görevli meslektaşlarım da, Zaman’da, Samanyolu’nda, Tercüman’da, Akşam’da görevli meslektaşlarım da ayrıma tabi tutulmaksızın bu hukuk garabetiyle sindirilmek ve susturulmak istenmektedir.
Hatta şahsımın davalarında olduğu gibi, gizli denilen soruşturmanın iddia makamı olan savcısıyla sanıkları, tek dosya üzerinde aynı suçlamayı yönelitebilmektedir.
Öncelikle belirtmek isterim ki, bir soruşturmanın gizliliğini koruyup kollamak, gizli denilen bir soruşturmaya ait bilgi ve belgelerin mahremiyetine sahip çıkmak, görevi kamu yararına habercilik olan biz gazetecilerin değil; bu görevi kanunla tanımlanan soruşturma savcıları ve bağlı kolluk kuvvetlerinin sorumluluğundadır.
Eğer soruşturmanın gizliliğini ihlal ve gizli olduğu öne sürülen soruşturmaya ait bilgi ve belgelerin sızması suç ise; kimse kusura bakmasın bu suç, biz gazetecilerin değil sorumluluğunu eksik yerine getiren sorumsuzlarındır.
Herkes bilmektedir ki, 2007/1536 sayılı soruşturmaya dair gizlilik kararı Haziran 2007’de alınmış, ancak daha o tarihte, gizlilik, sorumluların sorumsuzluğu nedeniyle fiilen ortadan kalkmıştır.
Yine herkes bilmektedir ki, 2007/1536 sayılı olmakla beraber adı Egnekon Soruşturması olan adli süreçte, gizlilik kararı bizzat soruşturma savcılarının talebi ve mahkemelerin uygun görmesi ile verilmiş olmasına karşın, soruşturmaya dair operasyonların hemen akabinde, operasyonlara dair emniyet tahkikat dosyası daha savcıların önüne bile gitmeden, şüphelilerin ev ve işyerlerinde ele geçirilen belge ve bilgiler ile emniyet ifadeleri yazılı ve görsel medyanın manşetlerini doldurmuştur.
Böyle bir soruşturmanın gizliliğinden söz edilebilir mi?
Böyle bir hoyratlığın sorumlusu olarak biz gazetecileri göstermek kolaycılık ve suçluluğu örtmek değil midir?
Ben buradan tüm meslektaşlarımı, tüm meslek örgütlerini tek bilek tek vücut olmaya ve demokrasinin gelişim sürecine girdiği iddia edilen ülkemizde, hepimizin mesleğini kamu yararına yapabileceği serbestliği getirecek yasal düzenleme talebini, hem yasama organına hem de siyasal iktidara ivedilikle iletmeye davet ediyor,
Bu sürecin gerçekleşmesi için bir kurban verilmesi gerekiyorsa, mesleğim ve meslektaşlarım adına, buna da hazır hazır olduğumu belirtmek istiyorum.
Tek vücut olmuş bir basın dünyası ve daha özgür günler dileğiyle…
Zihni ÇAKIR
[email protected]
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.