28 Şubat bitti mi?

28 Şubat bitti mi?
Her darbe girişiminde, ortaya çıkan her eylem planında akıllara "28 Şubat bitti mi?" sorusunu getiriyor. Kapatılan Refah Partisi Milletvekili, 28 Şubat avukatı ve Türkiye'nin önemli Anayasa Profesörlerinden Mustafa Kamalak, bu sorunun cevabını verdi. İşte

Türkiye’de darbe tehdidi her zaman var olmuştur. Halen de vardır. Aslında Ergenekon soruşturması Türkiye’de havanın halen durulmadığını gösteriyor. 27 Nisan e-muhtırasının üzerinden daha çok geçmedi. Son günlerdeki “İrticayla Mücadele Eylem Planı” her ne kadar fotokopi dense de bir darbe tehlikesinin var olduğunun en somut göstergesidir. Çünkü her fotokopinin bir aslı vardır. Bir belgenin fotokopinin olması aslının da olduğunun bir delilidir. Türkiye darbe tarihi bakımından çok zengin bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye bir taraftan siyasi partiler mezarlığı, diğer taraftan da bir darbeler ülkesidir. Bazı olayların var olmasının doğurduğu tehdit, meydana gelmesinden daha beterdir. Gerçekliği o kadar önem arz etmez. 28 Şubat sürecinde, Genelkurmay Başkanlığı’ndan geldiği belirtilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen, Anayasa Mahkemesi tarafından da Refah Partisi’nin kapatılmasında kullanılan belgenin, daha sonra Genelkurmay Başkanlığında aslına ulaşmak şöyle dursun, kaydına bile rastlanmamıştır. 

Darbe davulla zurnayla gelmiyor

“AK Parti’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” kanaatimce hem kamuoyunda hem de siyasiler nezdinde büyük bir etki yaptı. Aslında siyasiler birazcık “siyasi” davranabilseler bu sorun ortadan kalkar. Askeri savcı tarafından yalanlandı. Evet belge sahtedir, deniyor. İnşallah öyledir. Milli iradeye dayalı hükümetler yine milli irade tarafından götürülmeli. Ama ne yazık ki 1960 darbesini gördük. 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı, yaşadık. 27 Nisan e muhtıra bile çok taze. Bunların hepsi demokrasiye müdahaledir. Aslında darbe tehdidi davulla zurnayla gelmiyor ki. Hele hele belgeye dayalı olarak hiç gelmiyor. Türkiye’nin topraklarından silah fışkırıyor. Denizden, göllerden, ırmaklardan fışkıran silahlar var. Ne amaçla gömülmüştür bunlar? Her halde bunların bir amacı vardı. Bu somut deliler milli irade karşıtlığının bir göstergesidir. Bu nedenle ‘Türkiye darbeler ülkesi olmaktan çıkmıştır’ demek çok iyimser ve saf bir yaklaşım olur. Keşke darbeler ülkesi olmaktan kurtulsak.

Darbe tehlikesi yok diyebilmek için…

Türkiye’de ‘demokrasi tam yerleşti’ diyebilmemiz için birincisi Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerekir. İkincisi sivil iradenin, ülkenin tüm yönetimine hâkim olması icap eder. Çünkü demokrasilerde asıl olan milli iradedir. Eğer milli irade, bir kısım kişiler ve kurumlarına söz geçiremiyorsa orada gerçek anlamda demokrasi yok demektir. Üçüncüsü, devletin başı olan Cumhurbaşkanı ülkenin bütün kurumlarını denetleyebilmelidir. Cumhurbaşkanı TSK’nın başkomutanıdır. Ama TSK’yı denetleyemiyor. Başkomutan nasıl oluyor da kendi birliklerini denetleyemez!? Bizim Anayasamıza göre maalesef denetleyemiyor. Cumhurbaşkanı oralara dokunamaz, öyle demokrasi olur mu? Maalesef darbe tehdidi vardır. Ben böyle düşünüyorum. Tartışılan “İrticayla Mücadele Planı” bunun en somut örneğidir. Sincan’da yürüyen tankları, 1960 darbesiyle asılan Başbakan ve bakanları unutmayalım.

Askeri savcılık kimseyi tatmin edemedi

Askeri savcıların “kovuşturmaya yer yok” açıklaması, tatmin olmak isteyenler hariç, hiç kimseyi tatmin etmemiştir. Askeri savcılığın kanaatimce bağımsızlığı da objektifliği de tartışılır. Yani hiyerarşik denetimin olduğu yerde bağımsızlıktan bahsedilemez. Ast-üst ilişkisinin olduğu yerde özerklikten objektiflikten bahsedilemez. Türkiye’de sivil yargının bile bağımsız olmadığı iddia edilirken emir-komuta zinciri içerisinde hareket eden üniformalı savcıların bağımsızlığından nasıl söz edeceksiniz? Bu ülkede resmi ideolojiye itaat etmeyenler tokadı yer. Bir örnek vermek istiyorum. Ben üniversitede hocalık yaptım. Bu YÖK kanununa göre bir profesör, Doğu’ya veya Batı’ya hemen sürülür. Gördük bunun örneklerini. Şu andaki İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Servet Armağan, Mehmet Seyit Şen rektörlük görevinden alınan kişilerdir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Türkiye’de birçok profesör sürgün hayatı yaşıyor. Yani üniversitelerde bile hiyerarşik denetim varken üniformalı savcıların bağımsızlığından söz etmek mümkün mü? Evet diyorsanız; Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki asker üyeler niye çıkarıldı? Türkiye, AİHM nezdinde büyük sıkıntılar yaşadı. AİHM, içinde asker üyelerin bulunduğu bütün kararları bozdu. Niye? Çünkü tarafsızlık ilkesine aykırıdır.
Darbelerle hesaplaşma iradesi ve Meclisin tavrı çok önemli
Türkiye’de darbe tehdidi var mıdır? Olmamasını temenni ediyorum ama yoktur da diyemiyorum. Darbeler, Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuştur. Son günlerde gazetelerde ‘12 Eylül yargılansın ama aslında 12 Eylül gerekliydi’ şeklinde değerlendirmeler yapılıyor. Bunları iyi niyetli olarak değerlendiremiyorum. 12 Eylül’den sonra Türkiye anarşik olayları bastırabilmek için dışarıdan ilave destek mi aldı? Yoksa kendi imkanlarıyla mı terörü durdurdu? TSK darbe yaptı, geldi. Terör ve anarşi hemen durdu. O kadar kan akmadan terör bastırılamaz mıydı? ‘12 Eylül haklıydı’ demeye getiriyorlar. Ama ben her şeye rağmen Sayın Baykal’ın ‘12 Eylül ile hesaplaşalım’ sözünü önemsiyorum. 12 Eylül’ü yapanların cezai, idari ve mali yönden sorumlu tutulamayacaklarını öngören Anayasa’nın geçici 15 maddesinin kaldırılması en azından sembolik anlamda büyük önem taşıyor. Çünkü ceza bakımından zamanaşımı söz konusu, idari olarak görevden alamazsınız, çünkü görevde değiller, mali bakımdan ise mağdur olmuş olanlar varsa ve hayatta iseler belki haklarına kavuşabilirler. Öyle de olsa, geçici 15.maddenin kaldırılmasını Türkiye’nin darbelerle hesaplaşma iradesi ve Meclis’in tavrı bakımından çok önemli buluyorum.

Milletle mücadele olmaz

Başörtüsüyle ilgili Anayasa değişikliğinin, söz konusu yasak ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Ama Meclis’in iradesi önemliydi. Ben bu nedenle destek verilmesi gerektiğini düşünüyordum. Demokrasi yönünden Meclis’in darbeyi sorgulaması, yargılaması ve sonuca bağlanması milli iradenin tutum ve davranışı bakımdan son derece önemli. 28 Şubat sürecini başlatanlar milli irade karşıtıydı. Ergenekon soruşturmasında yargılananlar ile 28 Şubat süreci arasında yakın benzerlikler var. Her ikisi de milli irade karşıtı. İstemedikleri iktidarı devirmek için darbe peşinde koşuyorlar. 28 Şubat sürecini başlatanlar, uzaklaştırmak istedikleri yönetimden kendilerince çok daha tehlikeli olan bir yönetimle karşı karşıya geldiler. Milletle mücadele olmaz. Milletle mücadele edenler mutlak surette yenilecektir. Çünkü bu millet yedi düveli denize döken bir millettir. Son tahlilde her zaman bu aziz milletin dediği olur. Darbesiz ve gerçek demokrasiye kavuşmak ümidi ve milli iradenin iktidara gelmesi temennisiyle. Allah’a emanet olun.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.