ETÖ’cüler, HSYK himayesinde!
Kenan KIRAN'ın haberi...
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Temmuz ayına girilmesine rağmen, hakim ve savcı atamalarını yapmamasının, Ergenekon davasına bakan hakim ve savcıları görevden alacağı şeklinde yorumlanıyor.
Ergenekon Terör Örgütü'nü deşifre eden ve Ergenekon soruşturmasının tanığı olan Gazeteci Zihni Çakır, HYSK’nın Ergenekon davasına bakışını ve Dursun Çiçek’in tahliye olayını gazetemize değerlendirdi. Çakır’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:
HSYK, ERGENEKON SANIK VE ŞÜPHELİLERİNİ HİMAYE ALTINA ALMIŞ GÖRÜNTÜSÜ ÇİZMEKTE
HSYK, Temmuz ayına girilmesine rağmen, hakim ve savcı atamalarını yapmadı. HSYK’nın, 3. iddianameyi beklediği ve iddianamenin açıklanmasının ardından Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları görevden alacağı iddia ediliyor. ‘3. iddianame hemen tamamlansın’ isteğinin de buna yönelik olduğu ifade ediliyor. HSYK, Ergenekon Terör Örgütü'ne yönelik soruşturma ve dava sürecinin hakim ve savcılarını, diskalifiye mi etmek istiyor?
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Türkiye’de bir kesim, “yargı baskı altında ve yargı bağımsızlığı siyasallaştırılarak ortadan kaldırıldı” gerekçeleriyle Ergenekon’u sahiplenirken, bu kesime nazire yaparcasına, Ergenekon dava ve soruşturmasında görevli yargı mensuplarını, psikolojik baskı altına almaya çalışan, “simetrik bir psikolojik savaş” yöntemiyle Ergenekon dava ve soruşturmasında görevli yargı mensuplarını sindirmeyi amaçlayan bir tutum içerisinde. Asimetrik değil, özellikle simetrik diyorum, zira yargı mensupları, meslektaşlarına karşı uyguluyor bu savaşı.
Bu nedenle, yargının baskı altına alındığı ve siyasallaştırıldığı iddialarının asıl hedefi HSYK olmalı.
HSYK, üye çoğunluğunun sahip olduğu ideolojik referans refleksiyle, bir anlamda Ergenekon dava ve soruşturmasının sanık ve şüphelilerini himaye altına almış görüntüsü çizmekte.
Bu iddiaları somutlaştıran da yine bu kurumun şu ana kadar uyguladığı tavırdır açıkçası.
HSYK, bu kadar gecikmeye rağmen, hâlâ bu yılın tayin ve terfileri konusundaki kararını açıklamamış ve bunun sebebi olarak da kamuoyunda Ergenekon sürecine müdahale amacı öne sürülmesine karşın, HSYK şu ana kadar, “Hayır, bizim öyle bir niyetimiz yok, şu haklı gerekçelerle kararımız gecikti” diyemiyorsa, açık söyliyeyim, kurum içerisindeki kulis bilgilerine dayanılarak yazılan senaryolar doğru demektir.
HSYK’nın, soruşturma savcılarından, Zekeriya Öz, Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın ile davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün’ü başka bir yere tayin edeceği kararını da içeren kararnamesini, yazımının devam ettiği açıklanan 3. iddianamenin tesliminden hemen sonra açıklayacağı iddialarının, HSYK’nın bazı üyeleri arasında tepkiyle dile getirilmesi de bu senaryolara güç vermekte.
Üzülerek ifade etmek istiyorum ki; tamamen hukuki temelde devam eden bir süreç, hukuka toplumsal güven tesis etmekle mükellef bir kurum tarafından, hukuka aykırı düşünceler ve uygulamalarla kesilmek isteniyor.
SAVCILAR, İTE ÇAKALA YEM EDİLMEKTE
İtalya’da, Gladio'yu çökerten İtalyan Savcı Felice Casson, soruşturmayı 6 sene yürüttü. Türkiye’de ise, Ergenekon savcılarının 2 seneden sonra görevden alınacağı iddia ediliyor. Ergenekon savcılarının soruşturmayı düzenli yürütmesi için ne yapılmalı... Savcılara özel yetki mi verilmeli?..
İtalya örneğini siz verdiniz. İtalya’da savcı Felice Casson tarafından 6 sene yürütülen soruşturma, savcılara verilen özel yetkilerle korunabilmiş, soruşturmaya konu gizli örgütün yargıya, parlamentoya ve orduya sızdığı gerçeği inkâr edilmeden ve cesaretle bu yetkiler savcıya teslim edilmişti. Bizde ise böyle bir soruşturmanın savcısına soruşturmanın başlamasından 1 yılı aşkın zaman sonra fiili saldırılara karşı zırhlı araç tahsis edilebildi. Parlamentodaki Ana Muhalefet, savcıyı, gerek sanıklar, gerekse toplum nezdinde ölçüsüzce tenkit ederken kimse ‘Sen ne diyorsun’ diyemedi.
Savcılar, HSYK’nın hedefi haline gelirken, bu kurum savcılarla ilgili ipe sapa gelmez iddiaları soruşturma konusu yapıp, savcılara baskı uygularken, bunun önünü kesecek hiçbir yasal düzenlemeye gidilmedi.
Oysa dünyanın her yerinde bu tür özel soruşturma ve davalar, özel kanunlar ve özel yetkilerle donatılmış hakim ve savcılar ile bu yapıların kontrolüne geçme ihtimali yüksek olan üst kurulların baskısı ve etkisini enterne edecek yasal düzenlemeler çerçevesinde yürütülmüştür.
Siyasal iktidarsa ne ülkedeki Susurluk, ne de Şemdinli örneklerinden ders alamamış, Sayın Başbakan’ın etrafını perdeleyen birkaç acze düşmüş hukukçunun hatalarıyla savcıları deyim yerindeyse ite çakala yem etmiştir.
DURSUN ÇİÇEK’İN TAHLİYESİ ERGENEKON’U BİTİRMEYE YÖNELİK
Albay Dursun Çiçek’in, Ergenekon dava ve soruşturma sürecini derinden etkileyecek tutukluluk ve tahliye aşamalarıyla, toplumun tepkisel refleksi ölçülmüş, “Ergenekon dava ve soruşturmasını bitirme planının” provası uygulanmış olabileceğini ifade ediyorsunuz… Dursun Çiçek’in tahliyesi bu kadar önemli mi?
Ben şahsen bir kişinin, hele Genelkurmay Karargâhı’nda görevli bir Albay’ın tutukluluk halinden haz alacak değilim. Ancak edindiğimiz bilgilere göre, Albay’ın devam eden bir dava ve soruşturmanın sanık ve şüphelileri ile yaptığı telefon görüşmelerinde, iddia olunan dava konusu örgüte üyeliği güçlü emarelerle tespit edilmiş ve savcılar tutuklanmasını talep etmişti. Savcıların tutuklanma talebine dayanak teşkil eden bilgi ve belgeleri inceleyen mahkeme heyeti, talebi yerinde görerek tutuklanmasına karar vermişti.
İşte burada bilinmeyen bir el, 24 saat bile dolmadan, aynı mahkemede heyet değişikliği ile tutukluluğu ortadan kaldırmıştı.
Ben bunu, işte yukarıda belirttiğim süreç ile Ergenekon dava ve soruşturmasını bitirmeye yönelik planın provası olarak değerlendiriyorum. Bu şok ve anlamlı tahliye ile toplumun nabzı ölçülmüş, verilecek tepkinin dozajına bakılmıştır. Uygulanan kontrollü stratejinin bundan sonraki aşamaları, bu ölçümün verilerine göre değerlendirilecektir diye düşünüyorum.
“İRTİCA EYLEM PLANI” KASITLI MI SIZDIRILDI?
Bakınız, eğer Albay, Ergenekon savcıları tarafından gözaltına alınsaydı, sorgulansaydı ve tutuklansaydı, yine benzer bir süreç yaşanacaktı. Belgeye gelince... Büyük olasılıkla o belge kasten sızdırıldı. Zan altında bırakılan sivil kesimler, bu belgeyi hazırlayıp TSK’yı hedef yapmak istedi tartışmalarıyla yıpratılmak istendi. Açıkçası, daha belge ortaya çıktığından bu yana geçen her an ve tahliyeyle biten süreç, bir anlamda o belgede yer alan psikolojik harp tekniklerinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değil bence. O belge tartışmalarıyla, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ifade ettiği asimetrik savaş yöntemi hayata geçirilip hem Ergenekon dava sürecine müdahale etmek istemeyen TSK’nın kurumsal yapısı, hem siyasal iktidar AK Parti, hem de başından beri bu operasyonla ilşkilendirilen cemaat grubunun meşruiyeti tartışılmak istenmiştir.
VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.