Hüseyin Üzmez'e tutuklama kararı

Hüseyin Üzmez'e tutuklama kararı
Yaşı küçük bir kıza cinsel istismarda bulunmakla suçlanan Hüseyin Üzmez, tartışmalı bir sürecin sonucunda tutuklandı.

Adli Tıp'ta yaşanan skandallar, Türkiye'de yargılama sürecinin ne kadar sağlıklı olduğuna ilişkin soru işaretlerine bir yenisini eklemiş oldu.

Bunlar bildiğimiz sırlar.

Asıl soru, Üzmez'in neden tutuklandığı.

Burada kabul etmemiz gereken bir gerçek var, o da Hüseyin Üzmez'in kamuoyu baskısıyla tutuklanmış olması.

Bu davada, tutuklamanın kamuoyu baskısı nedeniyle bir ceza olarak değerlendirildiğini görüyoruz.

Oysa Ceza Muhakemeleri Kanunu'na göre, tutuklama ancak belli koşullar altında verilen bir tedbir kararıdır.

Tutuklama amaç değil, zanlının kaçmasını, delilleri yok etmesine yönelik bir tedbir almaktır.

Ergenekon davasına karşı çıkanların üzerinde en çok durduğu konu, davanın uzunluğu nedeniyle tutuklama süresinin çok uzun olması ve tutuklamanın bir tedbir olmaktan çıkıp cezaya dönüşmesi tehlikesiydi.

Aynı durum aslında Hüseyin Üzmez için de geçerli.

Hüseyin Üzmez'in fikirlerinden, kimliğinden ve geçmişte yapmış olduklarından hiç hazzetmem.

İnsanın sinirini bozan tiplerden biridir ama bu onun adil yargılama hakkı olduğunu, hukukun kendisine sunduğu haklardan yararlanması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Üzmez tartışmalı bir rapor sonucu serbest kaldı ve hiçbir yere kaçmadı.

Deliller çarpıtılma ihtimali olsa bile toplanmıştı ve çarpıtma Üzmez cezaevindeyken gerçekleşmişti.

Yani Üzmez hakkındaki tutuklama kararı hukuki gerekçelerden ziyade kamuoyu baskısı sonucu alındı.

Kişinin sahip olduğu en temel hakların başında özgürlük hakkı gelir.

Devletin bu hakkı kısıtlaması bu nedenle sıkı koşullara bağlanmıştır.

Öncelikle tutuklama geçici bir tedbirdir.

Adil bir muhakemenin tehlikeye girmesi durumunda başvurulan tedbir olduğu göz önünde bulundurulmalı ve böyle bir tehlike kalmadığında tutuklama tedbirinden derhal vazgeçilmesi gerekir.

Unutmamak gerekir ki, tutuklama hakkında henüz ‘suçlu' hükmü olmayan bir kişiye karşı uygulanmaktadır. Bu nedenle, aslolan şüpheli veya sanığın tutuksuz yargılanmasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda çok sayıda karar vermiştir. Bunlar tutukluluk kararı ve tutukluluğun devamı için kişinin serbest kaldığı takdirde kaçacak olması, kanıtları ortadan kaldırma riskinin bulunması ya da aynı suçu yineleme tehlikesinin mevcut olması gibi nedenler.

Tutuklama kararı veren mahkemenin bu tehlikeleri açıkça vurgulaması gerekir.

Türkiye'de hukuka bile ideolojik gözlüklerle bakıldığından, her olayda önce zanlının kimliğine bakılıp bir tavır alınıyor.

Zanlı ‘bizden'se tutuklanmasına karşı çıkılıyor, ‘öteki' ise tutuklama kararı destekleniyor.

Yargılama sürecinin bu kadar uzun sürdüğü ülkemizde, kişilerin haksız yere uzun bir süreyi özgürlüklerinden mahrum olarak geçirmelerinin önlenmesi gerekiyor.

Bu, hem Ergenekon zanlıları için, hem de Hüseyin Üzmez için bir temel hak.

Üzmez hakkındaki tutuklama kararının gerekçesini henüz görmedim ama çok merak ediyorum açıkçası.

Zanlının kimliğinden, yaptığı eylemden, fikirlerinden ne kadar nefret edersek edelim, hukuka uygun bir biçimde yargılanmasına saygı gösterelim.

Unutmayalım ki, adil bir yargılama bir gün herkese lazım olabilir.

Onun için ya davaları hızlandıralım ya da tutuklamayı daha zor koşullarda uygulayalım.

Tutuklu yargılanıp beraat eden zanlıların özgürlükten yoksun geçen aylarının acısını yüreğimizde duymamız gerekir ki, Türkiye bunun örnekleri ile dolu.

İdeolojimiz, dünya görüşümüz, hukuka saygı göstermemizi engellememeli.

Ergun Babahan-Star

 

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.