Bağımsız Türkiye Komisyonu raporu açıklandı

Bağımsız Türkiye Komisyonu raporu açıklandı
Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari'nin başkanlığını yaptığı Bağımsız Türkiye Komisyonu ikinci raporunu açıkladı.

"Avrupa'da Türkiye. Kısır Döngüyü Kırmak" başlıklı rapor, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik süreciyle ilgili çarpıcı tespitler içeriyor. Türkiye'nin 2004 yılında üyelik müzakerelerini başlattığı hatırlatılan raporda, Avrupalı liderlerden bu taahhüdün içini boşaltacak olumsuz açıklamalar geldiğine dikkat çekiliyor. 

Rapora göre bu açıklamalar, üzerinde mutabık kalınan rotayı değiştirme ve müzakerelerin emel ruhunu saptırma yönündeydi. Bazı ülkelerde kamuoyuna yönelik bu tip söylemler, iç politika hesaplarının söz konusu olduğu izlenimini verecek şekilde seçimlerle aynı zamana denk geldi. AB-Türkiye sürecine saldırmak, halkın göç, iş bulma kaygısı, İslam korkusu ve genel anlamda AB'nin kendisi ile ilgili memnuniyetsizliği gibi konuları ifade etmek için kullanılır oldu. Bazı politikacılar, Türkiye'nin aslen Avrupalı olmadığını, Türkiye üyelik şartlarını yerine getirse bile AB'ye girmemesi gerektiğini ve Türkiye'nin üyeliğinin Türkiye'den Avrupa'ya göç akınına sebep olacağını iddia etti. Türkiye'nin AB için başlı başına bir tehdit olduğunu anlatan çeşitli ifadeler kullanarak, Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin aslında Birlik içindeki sorunların sebebi olduğunu ve Türkiye'nin üyeliğinin sonuçta AB'yi yönetilemez hale getireceğini göstermeye çalıştılar.

İMTİYAZLI ORTAKLIK POPÜLİST BİR BAHANE 
Raporda, Avrupalı liderler 'açık uçlu süreç', 'özel ilişki' ve 'imtiyazlı ortaklık' gibi kavramlarla Türkiye'ye tam üyelik haricinde ilişki modelleri önermek istediği de hatırlatılarak, şöyle deniliyor: "İmtiyazlı Ortaklık" fikrini desteklemek, kendi söz hakkı olmadığı halde AB tarafından alınan pek çok siyasi kararın bağlayıcılığından etkilenen Türkiye'yi AB'nin siyasi mekanizmaları içine almamak için kullanılan popülist bir bahane gibi görünüyor. Üyelik hedefi yerine alternatif düzenlemelerle daha baştan bu müzakerelerin içini boşaltmaya çalışmak, Türkiye'ye karşı verilmiş sözlerin tutulmamasına, ülkede milliyetçi tepkilerin körüklenmesine ve daha genel anlamda AB'nin Müslüman ülkelere karşı ayrımcı çifte standartları olduğu konusunda genel bir kanı yaratmaya yarar. Avrupa'da yüksek makamlardaki kişilerin içeriği olmaksızın "imtiyazlı ortaklıktan" bahsetmesi, Türkiye'nin AB kurallarını, değerlerini ve siyasi standartlarını benimsemesi ile gözle görülür biçimde desteklenen AB'nin mevcut sınırlarının ötesinde yumuşak güç olmaya yönelik temel hedefinin aleyhinde işlemektedir. "

Avrupa kamuoyunda, Türkiye'nin AB üyeliğine olan destekteki düşüşün bazı Avrupalı liderlerin Türkiye karşıtı söylemlerinin açık bir etkisi olduğu belirtilen raporda, şöyle deniliyor: "Liderlerin AB-Türkiye sürecinin faydalarını vurguladığı ülkelerde ise Türkiye'nin üyeliğine destek yüksektir. Pek çok Avrupalının, Türkiye'nin AB içindeki geleceği konusunda kararsız olduğu bir gerçektir. Bu kafa karışıklığının çoğu, bilgi eksikliğinden ve üyeliğin veya üyelikle ilgili bazı boyutların hemen söz konusu olduğu yönündeki varsayımlardan kaynaklanmaktadır."

Raporda, Türkiye'nin de üyeliği destekleyen Avrupa ülkeleri varken, olumsuz açıklamalara çok fazla odaklanarak motivasyon kaybına uğradığı belirtiliyor. Raporun ilk bölümünde Avrupa'ya şu uyarı yapılıyor: "AB, tam da Türkiye bölgesinde gerçek bir bölgesel güç olmaya başlarkenTürkiye üzerindeki etkisini kaybetmektedir."

(CİHAN)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.