Saçan'ı ölüm korkusu mu sardı?
Ergenekon davasının tutuklu sanığı Adil Serdar Saçan, tahliye talebinin reddedilmesini eleştirdi. Saçan, "Bulunduğum 4 nolu cezaevindeki adamların dörtte üçünü ben içeri attım. Beni cezaevinde koruyabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Doktora gidemiyorum. Avukatımla bile görüşemiyorum." dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında Hakim Hasan Hüseyin Özese, taleplerin alınmasıyla duruşmaya devam edileceğini açıkladı. İddianamenin okunduğu sırada salonu terk eden sanıkların bu defa tahliyelerine ilişkin taleplerini bildirmek üzere salondaki yerlerini aldıkları görüldü.
İlk sözü ise tutuklu sanık emekli Albay Hasan Atilla Uğur aldı. İkinci iddianamenin ek klasörlerinde kendisinin PKK- Kongragel üyeleriyle irtibatlı olarak gösterilmesini eleştiren Uğur, "Ortada bir savaş yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vardır. Onu yıkmayan çalışan PKK terör örgütü vardır. Katillerin affedilmesine değil onların hakim karşısına çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Ben hayatımı bu hainlerle savaşmaya adadım. Onlarla işbirliği içinde olduğumu söylemek insafsızlıktır." dedi. Ayrıca Ergenekon terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla cezaevinde olduğu dönemde ise kendisine terör örgütlerinin hedefi olduğu gerekçesiyle özel koruma kararı alındığının da bilgisini verdi.
Diğer tutuklu sanık Mustafa Balbay ise, iddianamede kendisine ait olduğu belirtilen günlüklerin kendisine ait olmadığını öne sürdü. 10 yıldır aldığı notların montaj ve birleştirmeyle olduğunu iddia eden Balbay, "Bu birleştirmeler 2 dakika 33 saniyede oluşturulmuş. Ben gençliğimde atletizmle uğraştım ama Usain Bolt olsan ben bu kadar notu 2 dakika 33 saniyede oluşturamam." dedi. 1 Temmuz 2008 günü gözaltına alındığını belirten Balbay, kendisine ilişkin 4 usûl hatası yapıldığını savundu. Balbay, el konulan bilgisayarın imajının verilmediğini, Savcı Nihat Taşkın'ın 19 Ocak tarihli yazısına karşın hala bilgisayarın ya da imajının teslim edilmediğini ileri sürdü. Balbay, "5 Temmuz'da çıkartıldığım mahkemede hakim Sedat Sami Haşıloğlu, bana sorular yöneltti. O sorulara ilişkin bilgisayar imajları 7 Temmuz'da çıkartılmış. CMK'nın 134. maddesine göre imajlar olay mahallinde verilmedi. Bunlar delil değeri taşır mı? Bana atfedilen notlar üzerinden başkaları da suçlandığı için bunların delil değeri taşıyıp taşımadıklarına ilişkin karar çıkartılması çok önemli." diye konuştu.
Gazeteci Tuncay Özkan ise, iddianamede zaman ve ilişki kavramı olmadığını savunarak, "Türk hukuku Ergenekon labirentinin dışına çıkmalı. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete. İddianame orada okunacak ve ben de burada ses çıkarmadan oturacak mıyım?" diye sordu.
SAÇAN: "YAN KOĞUŞTA YATANLARIN ÇOĞUNU BEN İÇERİ ATTIM"
Soruşturmayı kapatmakla suçlandığını belirten Adil Serdar Saçan da, "Taleplerime cevap verilmiş. Ancak MİT tarafından gönderilen Tuncay Güney ile ilgili CD'leri istediğimde benim 1. iddianame sanığı olmadığım için CD'lerin verilemeyeceğine karar verilmiş. Benim birleştirilen 2. ve 3. iddianamenin sanığı olarak göründüğümden bahsediliyor. Oysa ben 1. iddianamedeki sanıklar ile ilişkilendiriliyorum. Davalar birleştirilmediği için de 1. iddianamedeki ifade ya da deliller hakkında talepte bulunamıyorum." diye konuştu.
Kuvvetli suç şüphesiyle tutuklu bulunduğunu belirten Saçan, "Ancak savunma yapamıyorum. Çünkü iddianamenin okunması tamamlanamadı. Size olan güvenimin sarsılmaması için beni burada tutamazsınız. Ha, siz mahkemesiniz, beni salamazsınız. Ama ben vatandaşım, hesap sorarım. Savcının iki kez müebbet istediği kişi tensiple serbest bırakılıyor ama benim hakkımda 20 yıl isteniyor ve tahliyemi vermiyorsunuz. Sorun, 4 nolu cezaevinin dörtte üçü dolandırıcıdır ve hepsi de benim içeri attığım adamlar. Beni cezaevinde koruyabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Avukatımla görüşemiyorum, hastaneye gidemiyorum." ifadelerini kullandı.
(CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.