Barolara hukuk dersi
Bitlis Barosu Başkanı Av. Mezher Yürek, Anayasa'nın 10. ve 42. maddesindeki düzenlemelere hukukçu gözüyle bakılması gerektiğini ifade etti.
üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasını öngören düzenlemenin TBMM’de kabul edilmesinin ardından, suskunluklarını bozan bazı barolar, Barolar Birliği’nin yasağın devamı yönündeki taleplerine katılmadıklarını yüksek sesle dile getirmeye başladı.
HUKUKçU GöZüYLE 10 VE 42. MADDE
15. Barolar Birliği toplantısının ardından bir açıklama yapan Bitlis Barosu Başkanı Av. Mezher Yürek, hukukçuların toplumsal sorumlulukları bulunduğunu hatırlattı. Konuya ideolojik değil, hukuki açıdan bakmak gerektiğinin altını çizen Yürek, Anayasanın 10. ve 42. maddesinde yapılan değişiklilere dikkat çekti.
“KAMU HİZMETİ BİR ELİTİN TEKELİNDE DEĞİLDİR”
Yürek, “Anayasanın kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesinin son fıkrasına ‘ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında’ ifadesi eklendi. Böylece madde: ‘Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır’ şeklinde düzenlendi. Bir hukukçu olarak baktığımızda yerinde ve çok isabetli, gerekli bir düzenlemedir. Kamu hizmetlerinin amacı zaten bütün toplumu ihtiyacına uygun hareket etmeyi gerektirir. Bu hizmetler bir elitin tekelinde değildir ki bu hükme karşı gelinmiş olsun” değerlendirmesinde bulundu.
KANUN öNüNDE EŞİTLİK İLKESİNİN DOĞAL SONUCU
Anayasanın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesine eklenen, ‘Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yüksek öğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir’ hükmün de gerekli bir yasal düzenleme olduğunu kaydeden Yürek, “çünkü yasaya dayanmayan, keyfi ve dayatmacı tavırlarla hiç kimsenin yüksek öğrenim hakkı engellenmemelidir. Zaten Anayasa da açıklanan ‘Kanun önünde Eşitlik’ ilkesinin bir doğal sonucudur bu.
Bu düzenlemeler konusunda Türkiye Barolar Birliği’nin görüşlerine katılmadıklarının altını çizen Yürek, 9 Şubat 2008 tarihli Baro Başkanları toplantısında bunu dile getirdiğini hatırlatarak, Bitlis Barosu’nun görüşlerini şöyle özetledi:
“KARŞI GELMENİN çAĞDAŞLIKLA BİR BAĞI OLAMAZ”
“Biz Eğitim Hakkının, temel bir hak olduğunu ve Anayasada yapılan değişikliklerin bu temel hak ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca bu düzenleme ile önceki metinlerdeki muğlâklık ve farklı yorumlara sebebiyet verecek genişlik giderilmiş ve her iki hak somutlaştırılmış olacak. Ancak, düzenleme konusunda demokrasiye inan kişilerin samimi ve tutarlı bir şekilde davranmasını beklerken, her nedense toplumun önemli bir kesiminin beklentisi içinde bulunduğu yüksek öğretimde kılık- kıyafet serbestisi ile öğrenim hakkını, sırf bu insanların inanç ve görüşlerinden dolayı karşı tavır sergilenmesi demokratlıkla, çağdaşlıkla hiçbir bağı olmadığı düşüncesindeyim.
“DAYATMACILIĞIN çöZüM OLMADIĞI ANLAŞILDI”
Zaten özgürlükleri kendi ahlak anlayışınız, inandığınız değerler yüzünden savunuruz. Bu hayata bakış açımızın bir sonucudur. Ayrıca temel hak ve hürriyetler, kişinin insan olması sebebiyle doğuştan sahip olduğu haklar olup bu hakları siz bahşetmezsiniz. Yüksek öğrenimde kılık kıyafet serbestîsi, bir anlamda hak ve özgürlükler sorunu olmuştur. Bu konuda dayatmacılığın çözüm olmadığı artık daha iyi anlaşılmıştır.
“çARE DEMOKRASİDE”
Bitlis Barosu olarak bu durumu hak ve özgürlükler sorunu olarak gördüğümüzden dolayı, çaresinin demokrasi olduğunu, otoriter, baskıcı yaklaşımların sorunu daha da büyüttüğünü görmekteyiz. üniversitelerde kılık-kıyafete ilişkin yasaklamalar nedeniyle yıllardır böyle bir sorun vardı. Anayasa ve yasaların eğitim-öğretim hakkını tümüyle ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmasıyla insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerine aykırı davranılması bu yasal düzenlemeyi gerekli hale getirdiğini görmekteyiz.
FARKLILIKLARA TAHAMMüL EDEMEYENLERİN DAYATMASI
Anayasal bir hak olan Din ve Vicdan Hürriyeti ile Düşünceyi İfade etme özgürlüğü olarak ortaya çıkmış bu isteğin Eğitim hakkı ile doğrudan bağlantılı olmasından dolayı Laiklik İlkesi ile herhangi tezat ilişkisi de bulunmamaktadır. Zaten toplumuz içinde sorun olmayan bu konuda, Yükseköğretimde başı kapalı öğrencilere yasak koyarak, bu hakkın artık yasal düzenlemeye konu edilmesine sebep olanlar inanç, düşünce ve yaşam tarzı farklılığına tahammül edemeyen bir kısmın dayatması sonucu körüklendiğini düşünmekteyiz. Gerçekten, ülkemizin çok önemli sorunları vardır. Bu sorunlara çözüm bulmak adına artık gündemin değişmesi gerektiğini ve gelinen noktada yapılan düzenleme karşısında kışkırtılan ortamın, sağduyulu bir şekilde bertaraf edilmesini demokrasimizin gelişip güçlenmesi ve uygar dünyada hak ettiği yeri alabilmesi için herkese görev düşmektedir.”
(Engin Kaşdaş-habervaktim)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.