Onlar neyi bekler?-FOTO
HUZUREVİNDE BURUK BAYRAM-FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN
Kimilerinin hiç çocuğu olmamış, kimileri de oğulları ve gelinleri tarafından terk edilmiş sevimli ve hüzünlü ihtiyarlar. Adı huzurevi olan ama içinde huzurdan pek eser bulunmayan bir mekanın sakinleri onlar. Her bayram gözleri dolu dolu, belki çocukları kendilerini ziyaret eder ümidiyle sık sık kapıya bakıyorlar. Girenleri iyi seçemeyen gözlerle dikkatlice süzüyorlar. Gelenlerin kendileri için gelmediklerini anlayınca derin bir iç çekerek yüzlerini pencereye doğru dönüyorlar. Her saat gökyüzüne baktıkları koğuş pencerelerinden görünen kalabalıklarda bir damla sevgi arar gibiler. Her birinin ayrı bir hikayesi var. Hikayelerinin tek ortak noktası ise acı ve yıkılmışlık duygusu. Bayramlaşmak için gittiğimiz Ankara Keçiören Huzurevinde, her ziyaret ettiğimiz yaşlı dede ve nineden bir yığın hüzün ve gözyaşı topladık. Vefa, hürmet, sevgi ve saygı kelimelerinin gerçekte ne anlama geldiğini, yaşlı huzurevi sakinlerinin hallerinden öğrendik. İşte yaşadıkları farklı ama kaderleri aynı huzurevi sakinlerinin iç parçalayan hüzünlü hikayeleri.
O ARTIK AİLESİNİN DEĞİL, HUZUREVİNİN SULTANI
Keçiören Belediyesi Sosyal İşler Müdürü Tekin Başer Bey'le birlikte ilk uğradığımız koğuşta, Türk sanat müziğinin güzel örneklerinden olan “Ela Gözlüm” çalıyordu. Kapıdan içeri girerken Tekin Bey, “Sizi huzurevi sultanının yanına getirdim” dedi. 82 yaşındaki güleryüzlü ve sevimli teyze, “Sultan” olarak anılıyor arkadaşlarının arasında. Adı Sahre Caveroğlu. Çankırı'da doğmuş. Eşini yıllar önce kaybetmiş. 2 kız, 2 erkek çocuğu ve 4 torunu var. 7 yıldır huzurevinde kalıyor. Elini öperken “Siz kimsiniz oğlum, nereden geldiniz?” diye soruyor. Gazeteci olduğumuzu söylüyoruz ve “Beklediğiniz bir misafiriniz mi vardı Sultan Hanım?” diye bu kez biz soruyoruz kendisine. Soru karşısında öyle uzak, öyle derin bir ifade beliriyor ki Sultan'ın yüzünde; büyük bir hata yapmış gibi hissediyoruz kendimizi. Sultan'ın “Bizim beklediklerimiz yok artık oğlum. Bundan sonra bizi bekleyenler var. Nefes ne zaman tamama ererse; göçüp gideceğiz işte” cümlesi aslında tüm sorularımızın cevabı gibi. Sultan devam ediyor sözlerine: “Evlat işte. Canından bir parça. Yine de her bayram gözlerimiz yollara bakar; belki gelirler diye. Bayramlarda insan daha bir özlüyor. En azından torunlarımı görsem, hasretim biraz hafifleyecek gibi ama evlat gelmezse torun nasıl gelsin. Allah devletimize zeval vermesin. Şu ihtiyar halimizde en azından başımızı sokacak bir sığınağımız, yiyecek iki lokma ekmekle içecek çorbamız var.” Sultan lakaplı Sahre Teyze'ye 4 çocuğundan hiçbirisi bakmamış. Kendi huzurları kaçmasın diye annelerini huzurevine göndermişler. Arada sırada ziyaret etseler; en azından Sahre Teyze'nin gönlünü ve hayır duasını almış olacaklar ama nedendir bilinmez, bayramlarda bile kapısını çalmaz olmuşlar. Sahre Teyze'nin bu acıklı huzurevi hikayesi bizi gerçekten hüzne boğdu. Kendisine sağlıklı günler dileyerek elini öpüp yanından ayrıldık.
“KAÇ YAŞIMDA OLDUĞUMU BİLE BİLMİYORUM”
huzurevi ziyaretimizde elini öptüğümüz diğer bir yaşlı teyzemizin adı da Beyaz. Adı gibi beyaz ve pırıl pırıl bir yüzü var. “Yaş kaç teyze?” sorumuza, “Kaç yaşımdayım ne biliyim. Okumam yazmam yok ki evladım. Babam okutmamış bizi. Ne zaman doğduğumdan da haberim yok, kaç yaşında olduğumdan da.” diyor. Beyaz Teyze'nin 4 çoçuğu var. 1'i Avusturya'da yaşıyormuş, diğerleri Ankara'da. 8 Yıl önce çocukları memleketi olan Erzurum'dan Ankara'ya getirmişler Beyaz Teyze'yi. Tabi “Evlatlarım beni yanlarına aldılar” diyerek çok sevinmiş teyze bu duruma. Ama bir süre sonra hiçbir şey umduğu gibi olmamış. Çocukları bir süre sonra Beyaz Teyze'yi huzurevine getirmişler. “Geliş o geliş” diyor Beyaz Teyze. 5 yıldır huzurevinde ve her bayram “Belki bu bayram gelirler” diyerek ömür dolduruyormuş, kendi tabiriyle. Beyaz Teyze de “devletten razı” olanlardan. “Burası da olmasa, biz nereye giderdik yavrum. Kimseler bakmaz, sokaklarda kalırdık Allah korusun.” derken “Devletimizden Allah razı olsun” diye dua etmeyi de ihmal etmiyor. Arasıra gözleri dolsa da Beyaz Teyze'nin, huzurevindeki hayatına alışmış gözüküyor. Kırış kırış olmuş yüzünde koskoca bir çileli hayatın izlerini gördüğümüz Beyaz Teyze'nin elini öperek bayramını kutluyoruz. Bizi uğurlarken söylediği “Allah sizden razı olsun yavrum. Allah size hayırlı evlatlar nasip etsin” duası, bayram günü alacağımız en büyük hediye oluyor bizim için ve Beyaz Teyze'nin duasına “Amin” diyerek veda ediyoruz kendisine.
YALNIZ VE GARİP GEÇİYOR ÖMRÜMÜZ
Huzurevinin sakin koğuşlarından birinde 70 yaşında bir teyzeye rastladık. Yatağına uzanmış uyuyordu. Kapıdan içeri girdiğimiz anda uyandı ve heyecanla doğruldu. Adının Fatma Yıldırım olduğunu öğrendiğimiz yaşlı teyze hastaydı ve güçlükle yürüyebiliyordu. Huzurevinin çalışkan ve güleryüzlü personelinin yardımıyla ihtiyaçlarını gideriyordu. 70 yaşındaydı ve gözlükleriyle bile zor seçiyordu içeri girenleri. Diğerleri gibi Fatma Teyze'de sordu kim olduğumuzu. Hastalıktan ve yıllarca yaşadığı terkedilmişlik duygusundan olsa gerek; yüzündeki çizgiler alabildiğine derinleşmişti Fatma Teyze'nin. Yatağının yan tarafında serili halde bulunan seccadesine ilişti gözümüz. “Oğlum size zahmet onu kaldırın da kirlenmesin” diyerek, seccadesini toplamamız için yardım istedi bizden. “Teyzeciğim, dualarında bize de yer verir misin” diyerek elini öpüp bayramını kutladık ve huzurevine geliş nedenini sorduk kendisine. “4 çocuğum var yavrum. 2 kız 2 oğlan çocuğu büyüttüm. Hepsini evlendirdim, barklandırdım. İşleri güçleri yerinde Allah'a çok şükür. 'Sen niye buradasın o zaman?' diye sormayın bana oğlum. Bunu beni huzurevine yatırıp da hiçbir bayramda seyranda arayıp sormayan çocuklarıma sorun. Anneleri onlara ne kötülük yapmış da onlar annelerini böyle buralara atmışlar. 9 kay karnımda taşımamış mıyım, her gece başlarında sabahlara kadar bakıp emzirmemiş miyim diye bir sorun. Ah yavrum ah. Dilime neler geliyor, içime neler doluyor da, evlat işte. Ağzımdan bir beddua çıkar da Rabbim onlara bir ceza verir diye de ödüm kopuyor. Bu yaşımda garip garip buralarda gün sayıyorum işte oğlum.” diyor Fatma Teyze ve gözlerinden yaşlar süzülmeye başlıyor. O kadar yüreği incinmiş; o kadar gönlü kırılmış ki Fatma Teyze'nin, yüzündeki o acıklı ifade bizi altüst ediyor. Fatma Teyze ağlarken, ağlamamak için alabildiğine çaba gösteriyoruz. Ama nafile. Kendisini terk eden evlatlarını hala o kadar çok seviyor ki; ağzından bir beddua kelimesi çıkacak diye korkuyor. Sevgisinin bu büyüklüğüne karşı evlatları tarafından terkedilmesi karşısında gözyaşlarımızı tutamıyoruz. 4 yıldır yaşadığı huzurevinde sadece bazı bayramlarda en küçük kızı ziyarete geliyormuş kendisini. Fotoğraf makinesine yansıyan yüz ifadesi içinde yükselen çığlıkları yansıtmaya yetiyor aslında. Kendisini daha fazla üzmek istemiyoruz ve bayramını kutlayıp elini öperek ayrılıyoruz yanından.
İÇECEK ŞİŞELERİYLE POZ VEREN İHTİYAR DELİKANLI
Bayram dolayısıyla gerçekleştirdiğimiz huzurevi ziyaretimizde ihtiyar bir delikanlıya rastlıyoruz. Adı İbrahim İşbilir. İbrahim Amca Sivaslı. 8 yıldır huzurevinde kalıyor ve “Bak benim hiç çocuğum yok. Olmadı diye üzülüyorum sanmayın haa. Bunların çocukları var da ne işe yarıyor. Benim gibi onlar da burada.” diyerek elindeki su şişesini duvara dayayıp poz veriyor. 74 yaşına rağmen hayli dinç gözüken İbrahim Amca, sık sık yanındaki arkadaşlarıyla şakalaşmayı ihmal etmiyor. Arkadaşları çok konuştuğundan yakınsa da, o kendisini huzurevinin Cem Yılmaz'ı pozisyonunda görüyor. Şişelere karşı muazzam bir yakınlığı var İbrahim Amca'nın. Nerede bir su veya kola şişesi görse; hemen eline alıp “Şöyle bir fotoğramızı çek” demeye başlıyor. İbrahim Amca da devlete ve millete bol bol dua ediyor: “Devletten de Allah razı olsun Milletten de. Şükürler olsun aç ve açıkta koymadı bizi. Benim gibi bir adam bu yaşta ne yapardı. Çoluk yok, çocuk yok. Kim bakardı bana. Allah vermesin çöplüklerde ölüp giderdim.”
Yemekhanede sohbet eden diğer huzurevi sakinleriyle de bir süre sohbet edip fotoğraf çekiyoruz. Sonra ellerini öpüp bayramlaşarak veda ediyoruz, yaşlı huzurevi sakinlerine. Dönerken, o yalnız ve acılı insanları ziyaret etmenin insanı mutlu eden yanını düşünürken, içimizde de hikayelerinden kalma büyük bir hüzün biriktiğini fark ediyoruz. Her insanın yılda en az bir bayramda huzurevine gitmesinin, hayatı anlamak ve sahip olduklarımızın kıymetini bilmek açısından adeta bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz.
İsmail Uğur-VAKİT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.