"Dinin çözümcü rolünü görmezden gelmeyin"

"Dinin çözümcü rolünü görmezden gelmeyin"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 4. Din Şurası'nda yaptığı konuşmada, "Dinin istismarı ne kadar yanlışsa dinin toplumsal problemleri çözmede oynayacağı rolü görmezden gelmek de o denli yanlıştır." dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 4. Din Şurası'nın açılışında "demokratik açılım" sürecine değinirken, ''Dinin istismarı ne kadar yanlışsa, dinin toplumsal problemleri çözmede oynayabileceği sosyal rolü görmezden gelmek de o denli yanlıştır'' dedi. 

 

Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığınca Bilkent Otel'de düzenlenen 4. Din Şurası'nın açılışında yaptığı konuşmada,

Başbakan Erdoğan, geçen hafta IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarının İstanbul'da yapıldığını hatırlatarak, çok sayıda katılımcının, küresel ekonomiyi, ekonomik krizi ve dünyanın geleceğini konuştuğuna işaret etti.

Erdoğan, ''Artık dünyadan yükselen çığlığa, mazlumların sesine, mağdurların feryadına kulak vermek, onları duymak, dinlemek zorundayız. Bu gidişe 'dur' diyecek, uygulanabilir alternatifler üretmek zorundayız'' diye konuştu.

Uluslararası tartışma platformlarında zaman zaman 'İslami terör' ifadelerini kullanmak suretiyle, Müslümanlara ve İslama fatura kesilmeye gayret edildiğini ifade eden Erdoğan, ''Bunlara karşı çok ciddi bir duruşun, omurgalı bir duruşun, haysiyetli, onurlu bir duruşun olmasını ne İslam dünyasında ne de farklı objektif bakabilecek mercilerde beklerdik ama göremedik, duymadık. Bunu başarmamız lazım'' dedi.

-DEMOKRATİK AÇILIM-

Erdoğan konuşmasında ''demokratik açılım'' sürecine de değindi.

 

İki ay kadar önce başlattıkları, ''milli birlik süreci bağlamında, kardeşliği, ortak değerleri, ortak kültürü, ortak tarihi'' vurgulamak amacıyla sık sık bir örnek verdiğini anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Oğlunu, her ne sebeple olursa olsun kaybeden annelerin, oğullarının cenazesi başında aynı Yasin'i okuduklarını, aynı Fatiha'yı okuduklarını, aynı duayı ettiklerini ve cemaatin aynı kıbleye yöneldiğini ifade ediyorum.

 

Benim bu örneğimi, çok tipik bir refleksle karşılayanlar, alışılmış tepki verenler oldu. 'Başbakan demokratik açılımı, din üzerinden mi gerçekleştirecek' şeklinde fikir yürütenler çıktı. Dinin istismarı ne kadar yanlışsa, dinin toplumsal problemleri çözmede oynayabileceği sosyal rolü görmezden gelmek de o denli yanlıştır.

Yapılan yanlışların, var olan yanlış tablonun, dinimizin özüyle çeliştiği de bir gerçektir ve benim vurgulamak istediğim, dikkati çekmek istediğim de işte budur. Bu noktada son derece acı bir gerçeği de burada ifade etmek durumundayım.

 

Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrasında başlayan yeni süreçte, İslam dünyasına biçilen bu yeni kıyafete karşı, Müslümanların da karşı bir propaganda üretmedikleri gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu durumda, kendimizi gözden geçirmemiz ve geliştirmemiz gerekir.''

-"KASTETTİĞİM DİNDE REFORM DEĞİLDİR" 

Erdoğan, her alanda olduğu gibi dini ilimler alanında da eski bilinenleri gözden geçirme, güncelleme, bugünün dünyasına ve taleplerine göre çözümler üretme zamanı olduğunu söyledi.

 

Erdoğan, ''Yalnız altını çiziyorum; yanlış anlaşılmalara vesile olmasın, kastettiğim asla ve asla dinde reform değildir. Ancak bilim dilinde özellikle de ilahiyat biliminin dilinde bir reformun kaçınılmaz olduğu da bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır'' diye konuştu.

Ünlü İslam alimi Gazali'nin bir yandan son derece ağır bir ilim dilinde, ilim dalında yoğunlaşırken eş zamanlı olarak halkla irtibatını koruduğuna, halkın anlayacağı bir dil inşa ettiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

 

''Halktan, halkın ihtiyaçlarından, taleplerinden, güncel meselelerden kopuk bir bilim dili halk arasında boşluk doğuracaktır. Çünkü biz insanlara akıllarının anlayacağı dille hitap etmek durumundayız. Bu boşluk da bugün ibretle şahit olduğumuz gibi medya vaizleri tarafından doldurulacaktır eğer biz boş bırakırsak.

Onun için ben gerek şuranın mensuplarından, burada olan veya olmayan değerli hocalarımdan 'lütfen bu alanda boşluk bırakmayın' diyorum.''

-LAİKLİĞİN İSTİSMARI-

Başbakan Erdoğan, konuşmasında laiklik konusuna da değinerek, şunları kaydetti:

 

''Laiklik evrensel bir kavram olmasına rağmen Türkiye'de farklı bir şekilde yorumlanabilmiştir. Laikliğin uygulanmasına ilişkin birçok tartışma siyasi bir yaklaşımla sürdürülmüştür.

Şunu burada tüm samimiyetimle ifade etmek durumundayım; herhangi bir dinin istismarını dinin kendisine saygısızlık olarak görürüm. Dinin istismarı bizzat dinin kendisini hedef alır. Ona zarar vermeye yöneliktir. Ancak dine samimi müntesipliğin istismar olarak nitelendirilmesi de din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bir tutum olarak ele alınabilir.

 

Aynı şekilde laikliğin istismarı, bilimsellikten, toplumsal gerçeklerden ve evrensel uygulamalardan uzak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması da doğru değildir. Türkiye on yıllar boyunca bu tartışmaları son derece sağlıksız bir zeminde yapmıştır ve buna çok ağır bedeller ödemiştir. Son dönemde bu noktada oluşmuş olgunluğun ülkemiz ve geleceğimiz adına umut verici olduğunu düşünüyorum. Asla karamsar bir tablo çizmek niyetinde değilim. Asla umutsuz değilim.''

Başbakan Erdoğan, İslam kelimesinin de ifade ettiği üzere bu dinin bir barış dini olduğunu vurgulayarak, ''Dışarıdan sistemli şekilde yürütülen saldırılar, içeride bu saldırılara zemin hazırlatan hatalar dinimizin özüne asla ve asla nüfuz edemeyecektir'' dedi.
AA

Bardakoğlu: Laik yapı ile toplumun din hassasiyetleri arasında gerilim oluşturulmamalı

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, devletin laik yapısı ile toplumun din hassasiyetleri arasında tansiyona ve gerilime yol açacak tavır ve davranışlardan kaçınmak gerektiğini söyledi. 

IV. Din Şurası, Ankara Bilkent Otel'de başladı. Şuraya, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımları Cemil Çiçek, Bülent Arınç, Devlet Bakanları Selma Aliye Kavaf, Faruk Çelik, Mehmet Aydın, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve 300'ün üzerinde bilim ve din adamı katıldı.

Açılışta konuşan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, şurada din ve toplum üst başlığı altında sosyal problemler karşısında din ve diyanet konularının ele alınacağını söyledi. Laikliğin tüm dinleri hesaba katan bir denge arayışının ürünü olduğunu söyleyen Bardakoğlu, "Laiklik, devletin herhangi bir dinle kendi gerekliliklerini karşılayacak bir talepkarlık içinde ilişkiye geçmemesini; toplumun din ile kuracağı bağlara müdahale etmemesini; hatta bu sınırları garantiye alan, dinin de kamusal hayatı bütünüyle kuşatan bir siyasi proje kılınmasını önleyen bir kontrat olarak okunmalıdır." dedi.

Bardakoğlu, dinin ve dindarlığın tabii bir sonucu olarak davranışlara akseden ve toplumsal hayatta görülür olan yansımalarını siyasal okumaya tabi tutma ve yeni duruma tehdit olarak algılama şeklinde ikinci bir yanlışlığın yapıldığını söyledi. Bardakoğlu şöyle devam etti: "İşte bu noktada devletin laik yapısı ile toplumun dini hassasiyetleri arasında tansiyona ve gerilime yol açacak, insanları birinden birini tercihe zorlayacak söz, tavır ve davranışlardan kaçınmanın sorumlu mevkide olan herkes için özel bir önem taşıdığını belirtmemiz gerekir."

"Dini yorumlarken, şimidiki zamanın ruhunu yakalamak zorundayız." diyen Bardakoğlu, "Geleneğin sürekli güncellenmesi, şimdiki zamanın ruhuyla geçmiş zamanların tecrübe ve mirasının buluşturulması gerekmektedir." ifadesini kullandı. Geleneği dışarıda bırakan, ihmal eden ya da reddeden yaklaşımlar kadar, bugünün gerçekliğine takılıp kalan, fiili durumun etkilerine fazlasıyla açık yaklaşımları da sorunlu bulduklarını belirten Bardakoğlu, şunları dile getirdi: "Dini anlamada ve yorumlamada eleştirel bakış açısına, bilimsel verilerin ve rasyonel düşüncenin katkısına sırt çeviremeyiz. Yüce İslam dini bütün zamanlarda bize kendisiyle sağlam bir ünsiyet kurabileceğimiz bir anlam ve değer dünyası sunmaktadır. Kur'an ve sünnete olan saadakatiyle kesintisiz bir yorum zenginliği içinde günümüze kadar uzanan sahih dini geleneği güncelleştirmek ve bu zeminde dinamik bir gelecek inşa etmek de bu çağın insanının görevidir."

Yaşanan tecrübelerden sonra laikliğin dinle toplum, dinle devlet arasında sık sık tekrarlanan tartışmaların parçası ya da dine karşı tutumların referansı olmaması gerektiğini vurgulayan Bardakoğlu, "Dini konuları her türlü siyasi mülahazanın ve çıkar hesabının üstünde tutarak konuşmalı ve anlamaya çalışmalıyız. Bu, dine saygının da gereğidir." dedi.

Şuranın sağladığı çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü ortam içinde din ve toplumla ilgili mevcut sorunların ve çözüm yollarını akademik ve entelektüel düzeyde tam bir yetkinlikle ele almak istediklerini söyleyen Bardakoğlu, "Ne kadar farklı ve aykırı olursa olsun burada tartışılacak her bir görüş ve öneri inanıyorum ki, ülkemizin birlik ve esenliğine, insanımızın huzur ve mutluluğuna, aramızda karşılıklı anlayışın, sevgi ve saygının kökleşmesine katkı sağlayacak, sosyal sorunlarımızın çözümünde İslam dininin kesintisiz rahmetinden daha çok istifade etmemize kapı aralayacaktır." şeklinde konuştu. (CİHAN)

Devlet Bakanı Çelik: Din, demirbaş tartışma konularından  

Devlet Bakanı Faruk Çelik, Türkiye'de dinin demirbaş tartışma konuları arasında her zaman ilk sırada yer aldığını belirtti. 

Devlet Bakanı Faruk Çelik, IV. Din Şurası'nın açılışında yaptığı konuşmada, şuranın Türkiye'de değişim ve dönüşümün yoğun şekilde tartışıldığı bir süreçte toplandığını söyledi. Çelik, sadece Türkiye'de değil, dünya ölçeğinde de din ve dinlerin kurumsal varlıklarının, her zaman derin ve kapsamlı tartışmalara konu edildiğini belirtti.

İnsanlığın tarihsel zamanının epeyce bir bölümünü sisli, puslu ve muğlak şekilde tükettiğini kaydeden Çelik, "Emin Maluf'un deyimiyle çivisi çıkmış bir dünyada yaşıyoruz ve artık her şeye yeniden bakmak ve eğilmek, her şeyi yeniden düşünmek ve değerlendirmek, hayatın anlamına bizatihi kafa yormak zorundayız." diye konuştu.

'Dünyayı nasıl tanzim etmek gerekir' sorusuna yeni cevaplar bulunması gerektiğini belirten Çelik, şöyle devam etti: "Akıl ve kalp dünyamızın ihtiyaçlarını karşılamak adına pek çok şeye itibar ettik, pek çok seyi önemsedik. Şimdi artık esyayı, mekanı, zamanı ve zemini doğru anlamaya mecburuz. Kaybettiğimiz tatları hatırlamaya, tükettiğimiz değerleri yeniden keşfetmeye ihtiyacımız var. Bu yüzyıl, umulur ki insanlığın dönmeye asla razı olmayacağı bir fetret dönemiyle hesaplaşma yüzyılı olsun."

Türkiye'de dinin demirbaş tartışma konuları arasında her zaman ilk sırada yer aldığını kaydeden Çelik, "Cumhuriyet kurulurken, dinin ve Diyanet'in statüsü tam bir açıklıkla belirlenmiş olmasına rağmen, din ya hiç yokmuş gibi davranılarak zayıflatılmaya çalışılmış ya da kendi doğasına ters bir şekilde kullanılmıştır." dedi. Çelik, bu durumun başta din ve diyanet olmak üzere pek çok kişi ve kurumun kendini mağdur hissetmesine, dini temsil makamlarının ciddi bir itibar kaybına neden olduğunu dile getirdi. (CİHAN)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.