Alman Liberallerden 'imtiyazlı ortaklığa' rest
Yeni hükümet, Türkiye destekçisi olan ABD Başkanı Barack Obama'nın Türkiye politikalarına duyarsız kalamayacak. Almanya'nın dış politikada uyguladığı milli politikalar konjonktürel değişkenlik göstermez. Transatlantik ilişkilere öncelik tanıyan Alman dış politikası, AB politikalarında da akde vefaya sadıktır. Bu nedenle AB tarafından Türkiye'yle devam ettirilen tam üyelik müzakerelerinin sonu açık olarak belirlense de ortada işleyen bir mekanizma vardır ve Almanya bu anlaşmaya dahildir.
Kaldı ki, muhafazakar/liberal koalisyon hükümetinde federal dışişleri bakanı olmasına kesin gözü ile bakılan FDP Genel Başkanı Guido Westerwelle, özellikle Birlik Partileri'nin küçük ortağı CSU'nun tüm baskılarına rağmen, koalisyon anlaşmasında Türkiye'nin AB üyeliğini açıkça reddeden bir ifadenin -talep edilen imtiyazlı ortaklık- yer alması yönündeki talebin gerçekleşmeyeceği yönünde bir sinyal verdi. Westerwelle, bu konuda bir pazarlığa ihtiyaç duyulmadığını "önümüzdeki 4 sene böyle bir konu gündemde olmayacak" sözleri ile açıkladı. Liberaller prensipte Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemektedirler. Fakat özellikle 3 sebebi öne sürerek tam üyeliğin yakın zamanda mümkün olamayacağını ifade etmektedirler. Üzerinde durulan maddeler ise kısaca şunlar: 1. AB'nin hazmetme kapasitesi Türkiye'nin kısa vadede tam üye olmasını mümkün kılmamaktadır. 2. AB'nin öncelikli vazifesi birlik üyeleri arasındaki işbirliğini ve üye ülkelerin iç entegrasyonunu gerçekleştirmektir (Romanya ve Bulgaristan gibi yeni üyelerin AB sistemi ile istenilen ölçüde bütünleşmedikleri raporlarla sabit). 3. Türkiye'deki iç reformlar halen yetersiz. Özellikle basın özgürlüğü ve kişisel haklar alanlarında ciddi kısıtlamalar ve ihlaller mevcut. Son maddede zikredilen konular sıcak gündemlerle alakalı. Bir medya grubuna yönelik vergi cezası ve Ergenekon davası sürecinde mahkemeye sunulan gizli telefon kayıtları gibi konular Liberallerin tepkisini çekmektedir.
Merkel-Westerwelle ikilisi tarafından yönetilecek olası bir koalisyon hükümetinin koalisyon anlaşması metninde "koalisyonun temel çizgisinin açık hale getirilmesi ve AB'nin genişlemesi ile ilgili Türkiye aleyhinde bir beyanda bulunulması" beklenmemektedir. Birlik Partileri'nin bu yöndeki beklentilerinin Liberaller tarafından desteklenmesi söz konusu olamaz, çünkü bu gerçekleştiği takdirde Almanya üyesi olduğu AB'nin Türkiye ile imzaladığı ve bağlayıcılığı tartışılmaz olan bir anlaşmayı ihmal etmiş olur. Almanya'nın Türkiye'yi kaybetme gibi bir lüksü olmayacağı gibi dış politikada özellikle Kafkasya, Ortadoğu, Rusya ve İran'la ilişkilerde NATO'nun önemli bir üyesi olan Türkiye'yle işbirliği yapmak da zorundadır.
Liberaller, Türkiye'nin kaybedilemeyecek önemde stratejik ortak olduğunun farkındalar. Güvenlik politikalarının yanı sıra Alman-Türk ilişkilerinin ekonomik boyutu da öncelikli argümanlar arasında yer almaktadır. ABD ile ilişkileri yoğunlaştıracaklarını daha şimdiden deklare eden Alman Liberallerin Obama'nın Ortadoğu'daki istikrarın sağlanması için (Irak Savaşı, İsrail-Filistin sorunu, İran'la gerilen ilişkiler, vs.) Türkiye'nin desteğine gereksinim duyulduğunu açıklamasına ve İslam dünyası ile diyalogların geliştirilmesi için Türkiye'nin üstlendiği çeşitli inisiyatiflere açık destek vermesini kale almamaları mümkün değil. Türkiye son yıllarda yürüttüğü çok yönlü dış politika ile gerek bölgesel, gerekse küresel güç (G 20'ye dahil edilmesi) haline gelmiştir. Westerwelle tüm bu gidişatın farkında olan bir isim.
(CİHAN)
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.