Kudüs tüm Müslümanların sorunu

Kudüs tüm Müslümanların sorunu
Middle East Monitor Direktörü Dr. Daud Abdullah, Londra’da Vakit’e konuştu: Filistin konusunda Batı kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla MEMONITOR’ü kurduklarını söyleyen Davud Abdullah, Filistin’de yaşanan trajedinin sadece Fil

MEHMET NEDİM ASLAN / LONDRA

Yahudi lobisinin Filistin sorununu çarpıtarak Batı kamuoyunu sorunun ne olduğu konusunda bilgisiz bıraktığı tezinden yola çıkarak 8 ay önce kurulan Middle East Monitor (MEMONITOR), yaptığı araştırma ve raporları Batı kamuoyuyla paylaşarak, Filistin sorununun sebeplerine ve Filistin’de yaşananlara dikkat çekiyor. Londra’daki merkezinde Vakit’e konuşan MEMONITOR Direktörü Dr. Daud Abdullah, Batı medyasında Filistin konusunda çıkan haber ve yorumların önemli bir bölümünün İsrail kaynaklı olduğunu ve sorunun sebeplerini görmezden geldiğini kaydederek, “İngiliz basını sorunu 1967’yle sınırlı tutuyor. Mesela, kimse 1948’i konuşmuyor. 1948’de büyük bir felaket yaşandı. Milyonlarca Filistinli yerlerinden edildi. Siyasetçiler iki devletli çözümden bahsediyorlar ama işgalin sona erdirilmesinden, mültecilerin geri dönmesinden kimse söz etmiyor. Sorunun kaynağını kimse konuşmuyor. Bu stratejik bir çarpıtma” dedi.

Batı medyasının büyük bir bölümü, Filistin sorunuyla ilgili yayınladığı haber ve yorumlarda, daha çok İsrail’deki kaynaklar ile İsrail dışındaki İsrail lobisinin kaynaklarından beslenir. Medyanın bu tutumu, Batı ve dünya kamuoyunun Filistin sorununun aslında ne olduğuna dair bilgiden yoksun bırakıyor. Batı medyasının “HAMAS’ın İsrail kentlerine (işgal edilmiş Filistin toprakları) fırlattığı roketler ile Filistinli intihar bombacılarının eylemi ve bunun sonucu İsrail’in kendi halkını savunmak için karşılık vermesi” şeklinde çizdiği portre, Filistin topraklarının yıllardır işgal altında olduğu, milyonlarca Filistinlinin topraklarından zorla gönderildiği ve yerlerine Yahudilerin yerleştirildiği gerçeğini örtbas ediyor. 

İSRAİL YANLISI MEDYANIN TEKELİ KIRILDI
Son yıllarda El Cezire ve Press TV gibi İngilizce yayın yapan televizyonların kurulmasıyla Batı medyasının İsrail yanlısı Filistin sorununu yansıtma konusundaki tekeli, önemli ölçüde kırıldı. İsrail yanlısı medyayı dengeleyen El Cezire ve Press TV televizyonunun yanısıra, ABD ve Avrupa ülkelerinde İsrail için medya araştırmaları yapan Middle East Forum (MEFORUM) gibi kuruluşlara karşı, Filistinlilerin durumunu adil bir şekilde ortaya koymak için yeni bir araştırma merkezi de kuruldu. Londra’da 8 ay önce kurulan Middle East Monitor (MEMONITOR), gazetecileri ve politikacıları, Filistin konusunda sürekli bilgilendirmek amacıyla yaptığı araştırmaları, diğer sivil toplum kuruluşları ve gazetecilerle paylaşıyor. 4’ü kadın toplam 7 kişinin çalıştığı MEMONITOR’ün Direktörlüğünü Dr. Daud Abdullah yapıyor. Dr. Abdullah, Türk basınında ilk kez Vakit gazetesine verdiği demeçte, MEMONITOR’ün kuruluş amacı ve Filistin sorunu konusundaki çalışmalarını anlattı.

GAZETECİLER, İSRAİL’DEN BESLENİYOR
Middle East Monitor’ün 8 ay önce Filistin sorunu konusunda daha adil ve doğru bilgi toplamak ve bunu medya, siyaset ve sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşmak amacıyla kurulduğunu söyleyen Abdullah, Filistin konusundaki haberlerin kamuoyunu sorunun sebebi konusunda bilgilendirmekten uzak olduğunu, MEMONITOR’ün de bu açığı kapatmaya çalıştığını kaydetti. Kurulduktan sonra birçok panel ve konferans düzenlediklerini ifade eden Abdullah, “Daha önce Filistin konusunda haber ve yorum yapan gazeteciler, genellikle Kudüs’te konuşlanmış ve İsrail kaynaklarından besleniyorlardı. Oysa Gazze, Nablus, Tulkarim gibi yerlerde büyük dramlar yaşanıyor. Gazeteciler de Filistin’deki sorunun sebeplerini çok nadiren okuyucularına aktarıyor. Kamuoyu da sorunun gerçek kaynağını bu yüzden öğrenemiyor. Biz, hem gazetecileri, hem de kamuoyunu aydınlatmak amacıyla bu merkezi kurduk” dedi.

FİLİSTİN SORUNUNU 1967 İLE SINIRLANDIRIYORLAR
Filistin sorununun gerek İngiliz medyasında, gerekse başka yerde 1967 işgaliyle başlamış gibi verildiğini kaydeden Abdullah, “Kimse 1948’i konuşmuyor. 1948’de büyük bir felaket yaşandı. Milyonlarca Filistinli yerlerinden edildi. Siyasetçiler iki devletli çözümden bahsediyorlar ama işgalin sona erdirilmesinden, mültecilerin geri dönmesinden kimse söz etmiyor. Sorunun kaynağını kimse konuşmuyor. Bu stratejik bir çarpıtma. BM kararlarına rağmen İsrail ne işgalden vazgeçiyor, ne de mültecilerin geri dönmesine izin veriyor. Eğer BM kararları uygulanırsa, sorunun çözümünde daha hızlı bir gelişme olur. İsrail bunun için uluslararası toplumun kurallarına uymalı. İsrail’in BM’ye üyeliği, mültecilerin geri dönmesi şartına bağlıydı ama bu hiçbir zaman gerçekleşmedi” şeklinde konuştu.

GÜNEY AFRİKA’DAKİ APARTHEID REJİMİNİN AYNISI
İsrail’in en büyük destekçisi ABD’nin son sözü söylediği uluslararası toplumun İsrail’e baskı yapacağının ne kadar inandırıcı olabileceğine dair soruya Abdullah, “ABD ve Avrupa bir zamanlar Güney Afrika’daki beyaz apartheid rejimini de destekliyorlardı. Ama uluslararası kamuoyu bu ülkede bir apartheid rejimi olduğu konusunda birlikte hareket etti ve BM’de boykot kararı alındı. Bugün İsrail de aynı şeyi Filistinlilere karşı uyguluyor. İsrail’in üzerinde kurulduğu topraklardaki Filistinlilere bile haklar tanınmıyor. Elektrik, su, eğitim hizmeti verilmiyor. İsrail’e karşı kampanyanın başarılı olması uluslararası toplumun bu konuda BM’de sözü geçen ülkelere yapacağı baskıya bağlıdır” şeklinde cevap verdi.

İSRAİL, IRKÇI BİR DEVLET
İsrail’in bir apartheid rejimi olduğunun Batılı birçok devlet adamı tarafından da kabul edildiğini söyleyen Abdullah, ABD eski Başkanı Jimmy Carter ile Güney Afrikalı Nobel ödüllü Rahip Desmond Tutu’nun da İsrail’i ırkçı bir devlet olarak gördüğünü hatırlattı. İsrail’de radikal dinî gruplar olduğunu ve bu grupların Filistinlilerin tamamen yok edilmesi çağrısı yaptığını söyleyen Abdullah, ordudaki hahamların askerlere yönelik hazırladığı kitapçıklarda ‘bebeklerin bile öldürülebileceğine’ dair fetvalar bulunduğunu ifade etti. 

KUDÜS, SADECE FİLİSTİNLİLERİ İLGİLENDİRMİYOR
İsrail’in Kudüs’ü müzakere etmeyi kabul etmediğine dikkat çeken Abdullah, Kudüs’ün sadece Filistinlilerin değil, tüm Müslüman halkın sorunu olduğunu söyledi: “Kudüs’ün sahibi sadece Filistinliler değil, Türkiye, Malezya, Suudi Arabistan, dünyadaki tüm Müslüman ülkeler ve halklar Kudüs’ün sahibi. Eğer İsrail Mescid-i Aksa’ya girmeyi engellerse, o zaman ne olacak? Dolayısıyla bu sorun Filistin sorunu olmaktan öte, Müslümanların ortak bir sorunudur” dedi.

OBAMA, GÜVEN VERECEK BİR ŞEY YAPMADI
Filistinlilerin ABD Başkanı Barack Obama’ya güvenip güvenmemesi gerektiği konusundaki düşüncelerini de açıklayan Abdullah, “Obama’nın şu ana kadar yaptıkları güven vermedi. Yahudi yerleşim birimlerinin durdurulmasını istedi. Yahudiler buna karşı çıkınca geri adım attı. Hatta Dışişleri Bakanı Hillary Clinton İsrail’i övdü.

Mahmud Abbas bile ABD tarafından ihanete uğradığını düşünüyor.
Yahudi yerleşim birimlerinin durdurulması bir taviz olarak algılanmamalı, bu bir mecburiyettir. Çünkü işgal edilmiş bir toprakta zorla nasıl yerleşim birimi kurabilirsin. Bu uluslararası hukuka, BM’ye aykırı” şeklinde konuştu. 

TÜRK HÜKÜMETİ, HALKIN TALEPLERİNİ YERİNE GETİRİYOR
Filistin sorununun çözülmesi konusunda Türkiye’nin tarihi bir misyona sahip olduğuna vurgu yapan Dr. Abdullah, Gazze katliamı sırasında Türkiye’nin her yerindeki protestoların bu halkın Filistin’e ne kadar duyarlı olduğunu gösterdiğini söyledi. Türkiye’nin demokratikleştikçe hükümetin, halkın talepleri doğrultusunda hareket etmek zorunda kaldığını ve bunun da Türk Hükümeti’nin Gazze konusunda duyarlılığında görüldüğünü kaydeden Abdullah, “Bugün Türkiye’ye giden İsrailli yetkililer ‘katiller’ diye karşılanıyor. İsrailli büyükelçinin nasıl protestolara maruz kaldığını gördük. Türk hükümeti de demokrasinin bir gereği halkının tepkilerini dikkate alıyor” dedi.

TÜRKİYE MÜSLÜMAN HALKLARIN LİDERLİĞİNİ YAPMALI
İslâm dünyasının ekonomik kaynaklar bakımından çok zengin olduğunu ifade eden Abdullah, bu zenginliğin Müslüman ülkelerin bir araya gelmesiyle değerlendirilebileceğini söyledi. Abdullah, “Fas’tan Endonezya’ya kadar uzanan İslâm dünyasını bir araya getirecek bir itici güç gerekir.

Türkiye’nin bugün yapmaya çalıştığı da bu. Sayın Erbakan zamanında D-8 kurularak bu adım atılmıştı ve bugünkü Türk Hükümeti de bunu daha ileri götürmek istiyor. Güçlü demokratik bir Türkiye, tarihi misyonunu yerine getirerek Müslüman halklar arasında liderlik rolünü yerine getirebilir” ifadelerini kullandı.


HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.