Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Asrımızın Sadi'si

Asrımızın Sadi'si

Dinin en önemli hususiyetlerinden birisi hikmettir. İmam Şafii gibi zatlar bundan dolayı Kur’ân’da geçen hikmeti açıklarken bunun bablarından veya boyutlarından birinin de Hazreti Peygamberin sözleri olduğunu söylemiştir. Bütün peygamberlerin sözleri de hikmettir. Büyük sözler büyüklerin sözleridir.

Hikmet, hadis-i şeriflerde ifade edildiği gibi mü’minin yitik malıdır. Neden? Zira, sahibi olmayan bütün yitik hikmetler miri malıdır. çünkü, onların ilk kailleri/ söyleyenleri peygamberler veya onların tabileri hekiym zatlardır. Hekiym zatlar da yine sema ile irtibatlı kişilerdir. Dolayısıyla hikmetin kaynağı semadır. Hilâfını varsayamayız. Tokluk katılık iras ettiği gibi aynı zamanda dünyevileşme de hikmeti keser. Dünyevileşme ile birlikte hikmetin yerini ‘cerbeze’ alır. öfke de yine öyledir.

Hikmet derinliktir ve derinlik gerektirdiğinden sığlığı reddeder. öfke gibi duygular ise sığlığa dâvet ederler. Bundan dolayı öfke geldiğinde hikmet gider. Hazreti Peygamber öfkenin şeytandan geldiğini ve onu soğutmak ve yeniden derinlik kazanmak için de abdest almamızı salık verir. Bununla birlikte, kutsal öfke de vardır ve makbuldur. Bu Allah rızası için zulme ve kötülüklere duyulan öfkedir. İslâm tarihi de ‘hekiym’ zatlarla bezenmiştir. Onlar yıldızlar gibidir. Bunlardan birisi Gazali ve Mevlânâ’dır. Bir başkası da Sadi-i Şirazi’dir. Ahlâk veya davranışların niteliği duruma göre değiştiğinden bunlar arasındaki fark makamını keşfedenler yine o zatlardır. Davranışların kimyasını çözen ve izafiyat içinde ahlâkın kıstaslarını yakalayanlar yine onlardır.

Şeyh Sadi, insanı insan yapan hasletleri bulmuş ve insanlığa sunmuştur. Her asrın Sadi’si var mıdır, bilinmez? Ama her asrın hikmet sahibi insanları vardır ve olmalıdır. Bunlardan birisi de badiyenin hikmet pınarı Aiz Karni’dir. Aiz Karni son sıralarda pıtrak gibi uydu kanallarında biten televaizlerden değildir. Her ne kadar La Tahzen/üzülme gibi kitapları milyonlar satıyorsa da o zemininden kopmuş değil. ‘La nüzekki alellah ehad’ popülist yaklaşımlardan uzak duruyor. Badiyenin yani çölün kırsalının da hikmeti vardır. Bu hikmeti derinlerden çekip -denizin diplerinden inci mercan çıkarmak gibi- çıkaranlardan birisi de Esmai’dir. İmam Şafii’nin ders aldığı meşhur Hekiym zat.

İşte badiyenin son hekimlerinden birisi de asrımızın Sadi’si olarak isimlendirebileceğimiz Aiz el Karni’dir. Mümkün mertebe yazılarına bakıyorum. Son sıralarda birisi Türkiye diğeri İran olmak üzere iki hususta peş peşe yazı yazdı. Tahran günlerinde iki şeyi kovalamış. Tahran’da Sadi-i Şirazi’nin peşinden gitmiş ve onun Divan’ını elde etmeye çalışmış. Aslında biz Farsça yazılan şark hikemiyatına yakın olduğumuzdan dolayı Araplara nazaran ne kadar da şanslıyız. Zira bu hikemiyat kitapları ruhumuza saykal ve cila vuruyor. Damıtıyor ve inceltiyor. Halbuki Araplar bu kaynaklardan mahrum. Sözgelimi, Mevlânâ ve Mesnevî’si ile alâkalı olarak en az kaynak Arapça’dadır. İran ise varlık içinde yokluk çekmektedir. Hazinenin içinde müflis bir tüccar gibidir. Tarihî siyasî Şiî itizali onları o derin hikmetten uzaklaştırmıştır. İranlılar Mesnevî’yi bilirler ve çoğunluğun ezberinde Hafız veya Mesnevî’den kıt’a ve beyitler vardır. Ama derine inmek dediğim gibi kültür meselesidir. Halbuki insanın dinen olgunlaşması bir doğru yönteme ikinci olarak da Sadi-i Şirazi gibi kaynakları tanımaya bağlıdır. Veya onların terennüm ettikleri hikemiyatı bilmeye ve derinlerine ulaşmaya bağlıdır.

Dediğim nedenlerden dolayı hem Araplar hem de Acemler şark hikemiyatına yabancı düşmüşlerdir. Son sıralarda dünyevileşme ve kültürel körelme ile birlikte biz de bu hikemiyata yabancı düştük. Molla Cami’nin Baharistan gibi kitaplarından zevk almak için benzeri bir kimyaya sahip olmak ve ince ruhla bezenmiş olmak lâzımdır. Ama Aiz Karni’nin Sadi’nin kitaplarının peşinde Acem diyarını turlaması bir kez daha onu gözümde Sadi-i Şirazi’nin çağdaş makamına yükseltmiştir.

***

çölün katılığını gideren şey ceylanlardır. Keza meşhur bir Arap yazarın da dediği gibi çölü, Arap erkeği için incelten, yumuşatan, yaşanılır ve dayanılır kılan cinsü’n naim/lâtif yani yumuşak cins olarak da tanımlanan kadındır. Kadın inceliği olmadan çölün katılığını aşmak ve ona tahammül etmek mümkün değildir. Belki de poligaminin çöl ikliminde yeşermesinin ve yaygınlık kesbetmesinin nedenlerinden birisi de bu olmalıdır. Belki de Mecnun’u Mecnun yapan hal yine budur. Kays’ı Leyla karşısında damıtan ve incelten şey belki de onun iklimidir. Leylâ’nın yumuşaklığıdır. Munisliğidir. çöl adamını yumuşatan ve şair yapan ikinci husus ise semanın berraklığıdır. Sema adeta çölde bir gök çağlayanıdır.

Aiz Karni İran’dan pek iyi intibalarla dönmemiş. Onların taifi/mezhebi kin ve öfkelerinin hikmet damarlarını kuruttuğunu söylüyor. Normal olmayan ve tabiatı bozulan insan, hastalıktan dolayı ma-i zülâlın tadına varamayan kişi gibidir. O ilkbahara veya çağlayanların coşkusuna yabancıdır. Mizac bozulması da böyledir. Lâtif rüzgârların sesini ve pırlantaların ışıltısını algılayamazsınız. Aiz Karni İran’la ilgili intibalarını Sadi’nin Divan’ından bir aşk kasidesiyle bitiriyor. Bu kaside onlarca dile çevrilmiştir. Sadi burada ayıran ve birleştiren aşktan bahsediyor. Mecnun gibi aşk kaybedildiği yerde bulunur. Hattı aşk, sath-ı aşka dönüşür. Aşk bu durumda kemale ermiştir. Ayrılık vuslata dönüşmüştür. Veya Attar’ın Simurg’da söylediği gibi aşk karşı nesne olmaktan çıkmış hemzemin olmuştur. Sadi de kasidesinde bunlara değiniyor. Aşk, yokluktan varlık âlemine cıkışın çoşkusunu hissetmektir. Yokluktan sonra şükür makamıdır.

***

Aiz Karni’nin Türkiye ile alâkalı yazısı ise övgü yüklüdür. ‘Siyasal İslâm çıkmazda’ başlıklı yazısında Türkiye tecrübesinden bahsetmekte. Bundan önceki yazılarından birisinde Muhammed Abduh ve Bediüzzaman’a iktidaen siyasetten Allah’a sığındığını söylemiştir. Hazreti Ali’nin dünyayı üç talakla boşaması gibi o da siyaseti üç talakla boşadığını söyler. üç defa Türkiye’yi ziyaret ettiğini söyleyen Aiz Karni, Türkiye’deki dindarlığın hikmet zeminine ilerlediğine tanıklık etmektedir. El Cezire’de Osman Osman’la konuşmasında ise rıfkdan bahsetti. Peygamberimizin hayatında rıfk sahnelerine temas etti. Bunlardan birisi de bir kuşun lisan-ı haliyle şikâyeti üzerine yavrularının salıverilmesini emretmesidir. Rahmeten lilalemin sırrının muktezasıdır. özellikle de nasih ulema ile adil umeranın önemine dikkat çekti.

Onun hikmetli bir tesbitiyle sözümüzü bağlayalım: “Nasih âlim ve adil sultan ve yöneticinin olmadığı yerde ayak takımı hakim olur. Piramit tersine döner...”



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi