Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

AB vizyonu ve kendi kendini aldatma

AB vizyonu ve kendi kendini aldatma

İngilizce'de kendi kendini kandırma yani 'self deception' diye bir tabir var. Esasında, 'deception' algılama anlamına gelmektedir. Lakin terkip halinde kendi kendini kandırma anlamı kazanıyor. Esasında, AB yanlış bir algılama üzerine kurulmuştur. 'Pireye kızıp yorgan yakma' deyimini hatırlatırcasına Kilise'nin kalkınmayı ve gelişmeyi engellediğini düşünerek özelde kilise ve genelde de din aleyhinde vaziyet almıştır. Türkiye'de de özellikle de 28 Şubat sonrasında İslami kesimlerde AB'ye yönelik son çekinceler de ortadan kalkmış ve böylece İslami kesimler son siyasi tezlerinden de feragat etmiştir. Ya da daha doğrusu başka bir ifadeyle Avrupa üzerinden reddi mirasta bulunmuşlardır. Lakin bu süreçte arpa boyu yol alamadığımız gibi, bir atasözün ifade ettiği anlamda 'Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma' durumuyla karşı karşıya kaldık. Lakin 'la yasihhu illassahih/ gerçeğin yerini hiçbir şey tutmaz' ifadesinin de çağrıştırdığı gibi, Beni İsrail'in Tih Çölü'ndeki yolunu şaşırmaları gibi biz de bu süreçte ilerledikçe geriledik ve hiçbir zaman menzil-i maksuda yaklaşamadık. Zira menzil-i maksut ulaşılmaz bir menzil idi. Gelinen noktada, AB ekonomik cazibesini yitirmiştir ve başta Yunanistan ve İspanya olmak üzere ekonomik darboğaza ve girdaplara yakalanmıştır. Dubai'den sonra AB üyesi ülkeler de ekonomik krizin içinde debeleniyorlar. Zaten 10 yıldan beri AB bölgesinde bir durgunluk yaşanmaktadır. Rüzgar fırtınaya ve durgunluk iflaslara dönüşmüştür. Siyasi yapı da çökmüştür. Sarkozy, Merkel ve Berlusconi'nin yönettiği bir havzanın ve birliğin geleceği zaten olamaz.

...

28 Şubat sürecinde içeride liberal kesimlerle dışarıda da AB ile fikren ortaklık kurduk. Peki bu bize ne sağladı? Gerilim ve kutuplaşma başka bir noktadan geri dönmüş oldu. Asıl hayal kırıklığı ise özgürlükler bağlamında oldu. Özgürlükler havzası olarak gördüğümüz AB çevrelerinde Kur'an ve İslam aleyhtarlığı ve başörtüsü yasağı dairesi gittikçe genişliyor. Dolayısıyla Müslümanlar açısından ekonomik imkanların daralması gibi özgürlük marjı da giderek daralmaktadır.

Dine arkasına dönen aydınlanmış Avrupa'nın varisi AB, din dışı özgürlüğün merkezi haline geldi. Hıristiyanlığa karşı bir önyargı varsa İslam'a karşı duble bir önyargıdan bahsetmek mümkündür. Birileri, Kemalizmden kurtulma adına AB'ye sığınmış ve ondan medet umar hale gelmiştir. Halbuki, bu sadece kendini aldatmaktır. AB çevrelerindeki Kemalizm düşmanlığı nitelik meselesi değil, nicelik meselesidir. Ya da AB, Kemalizme karşı değildir reddetmez, sadece onun aşılmasından yanadır. Ya da o temel üzerine yeni yapılar kurmak ister. Zira gözünde, post modern yapıya uyum arz etmiyor. Lakin kökende ve kaynakta birleşiyorlar. Onun yöntemleriyle onu aşma girişiminden başka bir şey vaat etmiyor. Vaktiyle, Kemalizmin anayasadan din hanesini kaldırmasına itiraz edenler AB bağlamında ve post modern aşamada vatandaşın özel anayasasından veya kimliğinden din ibaresinin kaldırılmasına ses bile çıkarmıyorlar. İşte AB'nin kimlik tehlikesi bundan ileri geliyor. Yunanlı papazlar ise kimlik hanelerine ilişilmek istenince yeri göğü inletmişti.

Diğer yandan, AB Sırbistan'a özel muamele yaparken kurbanlarını dışarıda tutmak için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla Balkanlar'da da Türkiye'nin vizyonu ile AB'nin vizyonu çelişik. Bir yazarın da ifade ettiği gibi: "Türkiye, AB'nin Bosna'ya karşı ayrımcılık yaptığına inanıyor. Bu nedenle de Balkanlar'da istikrarsızlığa katkıda bulunduğunu düşünüyor. Bunu hem Avrupalıların "tarihi önyargılarına" hem de "bölgeyi tanımamalarına" bağlıyor. AB'nin Yugoslavya'nın dağılma sürecindeki aciz tutumu da bunu zaten göstermişti. Dışişleri çevreleri "Oysa Sırbistan'a olduğu gibi Bosna Hersek'e de bir AB perspektifi açılsaydı bölgedeki durum çok farklı olurdu" diyorlar. AB ise bunu yapacağına Bosna'ya karşı ayrımcılığı daha da derinleştiriyor. Örneğin, daha üye olmadan Sırbistan için vizeyi kaldırıyor ama aynısını Bosna için yapmıyor. Bu arada Dışişleri çevreleri, "AB'nin peşinden giden Washington"un da Bosna'yı gözden çıkardığına inanıyorlar. Gelişmelerin bunu gösterdiğini söylüyorlar..." AB çevreleri Sırplarla Boşnaklar arasındaki gerilim atmosferini gidereceği yerde Türkiye'nin arka bahçesinde oyuncu olarak belirmesini hazmedemiyorlar.

Kıbrıs konusunda da vermeden alma peşindeler. Avrupalıların son tavrı AKP politikalarının Kıbrıs'ta da iflas ettiğinin habercisi. Gerçeklere istinat etmeyen manipülasyon ve istismarlarla yürütülen politikalarının ömrü bu kadardır. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda "Türk Askeri Kıbrıs'tan çekilsin" diyen rapor kabul edildi. AP Türkiye karar taslağı, AP genel kurulunda oylandı. Belgeye Raportör Oomen Ruijten'in de desteğiyle verilen değişiklik önergeleriyle "Balyoz" darbe planının girmesi, Türkiye'den Kıbrıs'taki müzakerelere katkı için adadaki askerlerini "derhal çekmeye başlaması" çağrısının yumuşatılması bekleniyordu. Ancak oylamada "Türk askerleri Kıbrıs'tan çekilsin" diyen AP raporu kabul edildi.

Türkiye vizyonunu gözden geçirerek, kendi kendini kandırmaktan kurtulabilir. AB de nudizmin hürriyet abidesi olacağı yerde dine dönerek faziletin özgürlük alanı olabilir. Rezalet yerine fazileti ikame edebilir. Ahlakla özgürlük alanını birleştirebilir. İspanyol asıllı yazar Jose Casanova, Europas Angst Vor Der Religion adlı eserinde AB'nin iflas eden sekülarizm yerine yabancılaştığı dini değerlere dönmesini salık veriyor. Bu bağlamda, hem Kilise'yi hem de seküler Avrupa'yı, İslami kökleriyle de tanışmaya ve barışmaya davet ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi