Serdar Arseven

Serdar Arseven

Diyalog, Hoşgörü... Ve “arka kapı!..”

Diyalog, Hoşgörü... Ve “arka kapı!..”

Sohbetlerinden istifade ettiğim devlet adamlarından Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Arka kapı diplomasisi”nin önemine dikkat çekiyor.
Ne demek bu?..
“Siyaset, yönetebilme sanatıdır. Demokrasilerde yüzde yüz benim dediğim olacak diye bir kaide yok. Önemli olan makulü yakalayabilmektir. İnsanlar pozisyonları gereği bir takım tavırlar içinde olabilirler. Farklı tavırlar, ilişkilerin kopmasına sebebiyet vermemelidir. Diyalog ve karşılıklı anlayış kapıları sonuna kadar zorlanmalıdır. Arka kapı diplomasisinin önemi ıskalanmamalıdır!..”

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartırmış.
Bu her zaman olmaz; bazıları “mühürlü”dür.
Nasip olmayınca, ne kadar uğraşırsanız uğraşın sonuç alamazsınız.
Lâkin; arka kapı diplomasisini sağlıklı bir şekilde yürütürseniz ve niyetiniz hâlis ise, Cenab-ı Allah size (inşallah) bir “kapı” açar.

Ben o kapıları zorluyorum.
Dün ziyaretine gittiğim Hak-İş Başkanı Salim Uslu da sağ olsun, “Ben hep diyalog ve karşılıklı anlayış ortamının oluşması için çaba harcadım, harcıyorum. Şimdi ayrıntılarını vermek istemem ama Allah’ın izniyle birçok kapının açılmasına da vesile oldum” dedi ve ekledi:
“Sende de böyle bir yaklaşım var. Çok farklı kesimlerden insanlarla diyalog halindesin. Kimseye şirin görünme gibi bir derdinin olmadığı belli ama farklı kesimlerden insanlarla diyalog kapılarını açık tutmaya gayret ettiğin de hemen anlaşılıyor.”

“Diyalog” önemli.
Buna “Hoşgörü”yü eklemek bence pek de isabetli değil.
Hangi tavrın hoşgörüleceği, niçin hoşgörüleceği gibisinden bir dolu soru üşüşüyor kafama.
“Kötü” olanı, “zararlı” olanı mı “Hoşgörmek?..”
Neyi niçin “hoşgörmek?..”
Hoş fiil zaten hoştur.
Hoş olanın “hoşgörülmesi”nden bahsetmek mantıksız olur.
İnancımın “Hoş görmediği” bir fiili “hoşgörmek” de benim elimde değil.
Darbe girişimlerini “Hoş” mu görelim mesela?..
Mesela; “ismini dile getirmekten hicap duyduğum” iğrenç tiyatro gösterisini nasıl hoşgörürüm?
Hangi “izne” dayanarak?..

Ben, “Diyalog”dan yanayım.
Ve onu da yapmaya çalışıyorum.
Dün, öğlen saatlerinde Yargıtay Başkanlığı’na gittim.
Orada, “dünya görüşüme karşı olan” bazı “arkadaşlarla” görüştüm.
Uzun uzun sohbet ettik.
Onlar beni anlamaya çalıştı, ben de onları.
Onlar beni “hoş görmedi”; ben de onları!..

Ben VAKİT’in duruşunun ve tavrının sebeplerini mümkün olduğunca net bir şekilde izah ettim.
Onlar da “neyi niçin yaptıklarını” mümkün olduğunca net bir şekilde izah etmeye çalıştı.
Ben onları biraz daha iyi anladım;
onlar da beni.

Bu “arka kapı diplomasisi”nin sağlıklı bir şekilde yürütülememesinden dolayı ülkece neler kaybettiğimizi görüyorum.
Bir misal;
AK Parti ile MHP hiç mi hiç anlaşamıyor.
Siyasi rekabet, “ülke yararına” birtakım işler için bir araya gelmelerini bile neredeyse imkansız kılıyor.
Oysa iki parti arasında köprüler olmalı.
İşte; 28 Şubat sürecinde kahramanlaşan MHP’li Meral Akşener, bir “bölücü” gazetenin tezgahına gelerek, “Ergenekon”u adeta savunur pozisyona düştü!..
Oysa, muradının o olmadığını çok iyi biliyorum.
Tavırlarıyla vatandaşın gönlünde özel bir yer edinmeyi başarmış olan Sayın Akşener’i “Ergenekonculara” kaptırmak çok yanlış olur.
Hatırlarsınız, Sayın Bülent Arınç’a yönelik suikast girişimleri gündemdeyken, Sayın Akşener ile bir söyleşi gerçekleştirmiştim.
Orada, Bülent Bey’e ne kadar büyük saygı duyduğunu, onun dürüstlüğüne nasıl kefil olduğunu çok net ifadelerle ortaya koymuş ve “Suikast işinin üzerine ısrarla gidilmesi” çağrısında bulunmuştu Sayın Akşener.
Bu önemli ve olumlu bir adımdı.
Söyleşiyi okuyan bazı AK Parti önde gelenleri; “Gerçekten de güzel ifadeler kullanmış” deyince...
Her arayana; “Bunu bana söylemenin fazla faydası yok. Bu olumlu adıma bir başka olumlu adımla karşılık verin. Kendisini ziyaret mi edersiniz ne yaparsınız; teşekkür edin” dedim.
Öyle yapacaklarını söylediler...
Ama!..

Arka kapı diplomasisi önemlidir.
Bunun önemini idrak ise “kapasite” gerektirir!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi