Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Antalya’daki Kudüs kampı

Antalya’daki Kudüs kampı

Antalya’da üç günü ikinci bir emri bekleyerek geçirdik. Salı günü (25/05/2010) rutin olarak geçti ve arkadaşlarımızla şehir turuna çıktık. Çarşamba günü de öyle oldu. Çevremizde Erzurum’dan Canip Tunç, Bingöl’den Muhyiddin Gili de vardı. Vanlılara, Adıyamanlılara ve Diyarbakırlılara geçmeden önce biraz Bingöl’den bahsetmek isterim.
Milli Gazete temsilciliği ile birlikte Vakit’in de bölge bayiliğini yapan ve son olarak İHH Bingöl Temsilciliği’ni yürüten Muhyiddin Gili, fiziken ve mânen yaşından büyük gösteriyor. Bu, onun olgunluğunun bir nişanesi olmalı. Halbuki, fiziki yaşı oldukça küçük. Lâkin gür ve sık sakalları ile beyazlığı, size Muhyiddin Gili’yi yaşından oldukça büyük gösterir.
Yol arkadaşları arasında belki de en çok sohbet ettiğimiz isimlerden birisiydi. Bana biraz Bingöl’ü anlattı. Meğerse bizim bilmediğimiz derin bir Bingöl varmış. Önce tabiatı itibariyle farklı, derin ve ulvi. Hakikaten de yüksek dağlarla çevrili ve örülü, bu dağlar da tabii gölet ve göllerden oluşuyor. Bu göllerden ve dağlardan güneşin doğuşunu ve batışını seyretmeye doyum olmazmış. Bu anlamda muhteşem bir güneş batımını Vakit’in Mayıs ayında tertip etmiş olduğu GAP şehirleri çerçevesinde gezdiğimiz Adıyaman’ın Nemrut Dağı’nda seyretmiştik.
Dağa çıkışımız ve inişimiz ayrı bir macera idi. Lâkin dağın tepesine ulaştığımızda Firavun’un kule dikerek Allah’ı gökte araması gibi, Nemrut da inandığı tanrıya yakın olabilmek için dağın tepesine muhteşem bir mabet yapmış ve civarına da önemin devlet ricalinin timsal ve heykellerini dikmiş. Bununla birlikte bize Nemrut Dağı’ndaki grubun (günbatımının) Bingöl dağlarındaki grup kadar muhteşem ve orijinal olmadığı söylendi.
Bingöl, Doğu vilayetleri arasında geçmişte Milli Görüş destekçiliğinde öncülüğüyle dikkat çekmiş. Yozlaşmaya rağmen hâlâ namaza müdavemette Türkiye’nin ortalamasının çok üstünde olduğu söyleniyor. Yani sahib-i tertip bir şehir. ‘Sahibi tertip’ namazını hiç aksatmayan ve kazaya bırakmayan insan demektir. Bunu bir şehir olarak tahayyül ettiğimizde, karşımıza Bingöl çıkmaktadır. Şehir kaplıcaları ile de ünlü imiş. Doğrusu Muhyiddin Gili ile karşılaşmadan önce Milli Gazete yazarlarından, Yedi İklim naşiri Ali Haydar Haksal’ın Bingöllü olduğunu bilmiyordum. Bingöllüler kadirşinas ve vefakâr insanlar.

Kafilemizde çoğunluğu Vanlılar teşkil ediyordu. Vanlılar arasında kafile başkanlığını yerel gazetelerde yazı yazan ve yazarlık yapan Abdulhalim Almalı yapıyordu. Vanlılar arasında Arif Koçer, Abdulhalim Almalı, Muhlis Baran, Kemal Çelen, Mehmet Çakan ve Mehmet Eyüp Acar gibi zevat dikkat çekiyordu. Antalya’da onların manevi kredilerini bol bol kullandık. Yine Diyarbakırlılar ve Adıyamanlılar da kafilenin diğer bölüklerini oluşturuyorlardı.
Günlerimiz İsmail Akın Öğrenci Yurdu ve misafirhanesi ile Kepez Spor Salonu arasında geçiyordu. Genellikle sabah kahvaltısı yaptıktan sonra ya şehri gezmeye çıkıyor, ya da Kepez Spor Salonu’na uğruyorduk. İsmail Akın Öğrenci Yurdu, adeta dostlar meclisine dönüşmüştü. Kepez Spor Salonu ise adeta bir yaz kampını andırıyordu. Zaman zaman geçmişte gençlerin şuurlanmasında bu tarz kampların rolü büyük olmuştur. Mısır’da olduğum sıralarda Müslüman Kardeşler ve benzeri grupların Muhayyamat-ı Ebi Bekir Sıddık (Sıddık Kampı) gibi etkinlikler ve yaz kampları tertip ettiklerini hatırlarım. Şahsen katılamasam da ilanlarından hatırlarım. Şimdi de yazları bu tarz kamplar eksik olmuyor. Lâkin galiba 1980 yılında Çanakkale’de yaz gençlik kampı gibi kamplar tarihe geçmiştir. Bu bağlamda, 1980 yılının Ağustos ayında, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Çanakkale’deki tesislerinde düzenlenen Dünya İslâm Gençlik Konferansı, tarihin kaydettiği büyük münasebetlerden biri olmuştur.
İki hafta kadar süren bu konferans, Müslüman Kardeşler cemaati tarafından düzenlenmiştir. Kırkı aşkın ülkeden gençlerin katıldığı bu konferansta Güney Afrika’daki İslâm Davet Merkezi’nin lideri Ahmet Deedat tarafından verilen seminer müthiş ilgi çekmişti.

Kepez Spor Salonu da bu anlamda bir Gazze, ya da Kudüs kampı olarak anılabilir. Zira katılımcıları sadece gençlerden oluşmuyordu. Bir yörenin insanlarına da münhasır değildi. Dolayısıyla Kepez Spor Salonu tabii bir küresel Kudüs kampı mesabesinde idi. Antalya’daki bu kamp bize geçmişte hacıların Konya ve Urfa’ya uğramalarını hatırlattı. Hacıların Urfa gibi şehirlere uğramaları hem kendi açılarından müstesna bir an ve güzellik olur, hem de şehir halkı bu ziyaretten haz alır ve telezzüz ederdi.
Bir-iki defa vakit namazlarını kılmak için İsmail Akın Öğrenci Yurdu’nun yakınındaki camiye gittim. Orada namaz kıldım. Rusça, Almanca, Fransızca ve Rusça İhlas Sûresi’nin anlamı ve bazı namazla ilgili talimatlar ile duyurular vardı. Bir de yanıma almayı unuttuğum havlu, sabon, fırça ve diş macunu almak için dışarıya çıkmıştım. Bu defa da eski gazetelerimden Yeni Asya okuyucularının tarassuduna takıldım. Sağolsun, özellikle Yeni Asya okurları beni unutmamışlar ve zaman zaman onlarla karşılaştığımızda hasbihal ediyoruz.
Anlaşılan ilişkilerimiz derinlere kök salmış. Bir belediyede personel müdürü olan veya çalışan arkadaş beni dondurma yemeye buyur etti ve kendisiyle bir süre sohbet ettik. Her kesimden halk bizi bağrına basmıştı. Böylece Antalya çok yönlü bir etkinliğe de ev sahipliği yapmış oldu.


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Özcan Arşivi