Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Müze deposu envanter kâtipleri: Edebiyatçılar

Müze deposu envanter kâtipleri: Edebiyatçılar

Mısır olayları ve “kâğıttan kaplan” konusu ile herkes bir şeyler yazıyor. Gelin, sizinle Türkiye’deki edebiyatçılar konusuna girelim.
Siz hiç yaptığı arkeolojik kazı ile ulaştığı kadîm eserlerin envanterini çıkarıp, sonra toprakla örten arkeolog gördünüz mü?
Veya hiç restore ettiği binanın kapısına kilit vurup kapatan bir mimara rastladınız mı?
Hatta tamir ettiği arabayı kilitleyip depoya koyan araba tamircisiyle hiç karşılaştınız mı?
Arkeologlar da, mimarlar da, tamirciler de öyle yapmazlar ama edebiyat araştırmacıları, edebiyatçı bilim adamları yapar. Buna ben de dâhilim...
Hangi alanda çalışırsa çalışsın... İster klasik edebiyat, ister yeni edebiyat, ister halk edebiyatı, isterse dil... Bu alanlarda çalışan bilim adamlarının yaptıkları nedir biliyor musunuz? Müze deposundaki eserlerin envanterini çıkarmak; sonra da listeyi depoda bırakarak depo kapısını kilitlemek ve çekip gitmek...
Bu nasıl mı oluyor?.. İzah edeyim...
Bu tür bilim adamları, metinlere hiçbir zenginlik katmayan küflü yöntemler kullanırlar. Çünkü hocalarından sadece onu görmüşler ve görüp görecekleri yöntem de o olmuştur. (Bazıları da, her gördüğü yeniyi özünden uzak bir şekilde taklide yönelir ki, Ahmet İnam bunlara “Yenilik tazısı” demişti.) Yöntem dediysem ciddiye alıp ahım-şahım bir şey zannetmeyin haa!... Metinlerin yüzeysel görünüşlerini basit bir tavsifin (betimleme/description) yanında, kaba pozitivist ve sözde modernist bir ayrıştırmacı statik analiz görünümlü envanter listesi... En izaha muhtaç yerlerde “Böyle olması dikkat çekicidir” diyerek susmak... Yenilik tazısı heveskârlığıyla kallavi kallavi tablolar çıkarıp tabloları rakam mezarlığına çevirmek... Ardına bir de Önsöz gibi Sonuç yazmak... Hepi topu yapılan bu.
Yaptıkları çalışmada, insana dair, günümüze dair ve tüm zamanların insanına dair hiçbir çıkarım yoktur. Hayatın periferisine bile girememiş; hiçbir okuyanı heyecanlandırmamış, tahrik etmemiş, dimağına insanî bir tat bırakmamış ve bilgilenme tatmini yaşatmamış bir envanter listesi... En kabadayısı sallapati bir enformasyon çorbası...
Tarihî dönemlere ait de olsa, modern zamanlara dair de olsa, metinlerden ezelî ve ebedî insan gerçeğini ortaya çıkarmayan çalışmalarla doludur raflar... Farz-ı muhal, klasik edebiyatı ele alalım. Hani, kendi alanım ya... Bizim alanda çalışanların bir kısmı, masaya metni ve sözlüğü koyar... Metni, leksikoloji (sözlük bilim) ve kodikoloji (eski yazı çözme bilimi) arasına sıkıştırır; üstüne biraz da belagat/retorik sosu döker ve şâiri yani insanı masadan kovarak döktürür babam döktürür...
Dil alanında yapılanlar farklı bir şey mi yani?.. Ek-kökle uğraşmaktan hayatı dışlayan zihniyet ne kazandırdı Türkçe’ye?.. 2011 Türkçe’sinde, 1950’lere kadar kullanılan Türkçe’nin ifade gücünün yarısı bile yoktur. Sosyal afazi almış yürümüştür. Kendini ifade edemeyen aydınlar... İki kelimeyi bir araya getiremeyen sokak... 3-5 yüz kelimeye hapsolmuş bir basın–yayın dili... Benzeri bir siyaset dili... Hani nerde o kelli felli dilcilerin çalışmalarının etkisi?...
Yeni edebiyatçıların, statik “zaman-mekân-şahıs kadrosu-üslup” dörtlemesini; halk edebiyatçılarının “Aaah ah!.. Eski masallar ne güzeldi!.. Hele o motifler, o epizotlar!..” iç geçirmelerini bilim zanneden zihniyet, sadece öğrencilerin değil, Türkiye’nin de ufkunu karartmaktadır.
Kimsenin okumadığı; okuyanda hiçbir insanîliğe karşılık gelmeyen kitaplar, makaleler... Tıpkı, müze deposundaki eserlerin üzerindeki tozları bile almadan çıkarılan envanter listesi gibi...
Depodaki o eserlerin tozunu alıp taşıdığı değeri ortaya çıkaracaksın. Sonra insan tabiatine uygun bir şekilde sergileyeceksin ki, o eser fonksiyonunu yerine getirsin. Yani, edebiyat ve dilde, dokunduğu her metne hayat veren, üç bin yıl önce yazılmış olsa da, onu yeniden dirilten bir bakış açısı olmazsa, biz daha çoook müze deposu envanteri düzenler ve kapıyı kilitleyip çıkarız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi